Berlin'de Sol Parti 'antisemitizmle' terbiye ediliyor: 'Yeter ki hükümette olalım'

Dış Haberler
Almanya'da antisemitizmle mücadele söylemi, İsrail'in Filistin'deki katliamlarına yönelik eleştirileri bastırmanın ve solu düzenle uzlaştırmanın aracına dönüşüyor. Berlin'de SPD ve Yeşillerle koalisyon yolunu açan Sol Parti'nin kabul ettiği anlaşma, iktidar uğruna hangi ilkelerden vazgeçildiğini gösteriyor.
Almanya'da ciddi bir antisemitizm sorunu var mı? Yani ister İsrail'de, ister bu ülkenin dışında -örneğin Almanya'da- yaşayan Yahudilere, sadece dinlerinden, milliyetlerinden veya kökenlerinden dolayı duyulan nefret, düşmanlık veya önyargı diye tanımlanabilecek ırkçılık, Almanya'da güncel bir sorun mu?
Yanıt basit: Evet! Günümüz Almanya'sında 1990'lı yıllardan bugüne 1500'ün üzerinde Yahudi mezarlığına saldırı oldu. On yıllardır, Yahudi sinagoglarından çocuk yuvalarına kadar Yahudi kurumlarının önünde polis arabaları duruyor; içeride polisler nöbet tutuyor.
Peki, bu kurumlar kimlere karşı korunuyor? 90'lı yıllardan beri süren bir saldırı dalgasından söz ettiğimize göre, ezici çoğunlukla neonazilere karşı.
Bu saldırıların çok büyük bir kısmı karanlıkta kaldı; failler bulunamadı! 2014-2017 yılları arasında yapılan bu tür 76 saldırının sadece 4'ünün aydınlatılabildiğini belirtirsek, Almanya'da antisemitizmle mücadelenin nasıl yürütüldüğünü de anlamış oluruz. Tabii resmi makamlara göre bu saldırıların çoğu, politik içerikli saldırılar değil, sadece vandalizmdi.
Elbette şaşırtıcı değildi bu durum. Gerek üniversitelerin, gerekse polis teşkilatının kendi içinde yaptırdığı güncel araştırmalar, güvenlik bürokrasisi içinde, özellikle de polis teşkilatında, genel olarak yabancı düşmanlığının, özel olarak da antisemitik düşüncenin arttığını gösteriyor.
Bu durum, Almanya'nın "sol"dan sağa bir bütün olarak daha sağ bir zemine kaymasıyla bağlantılı.
soL'a yönelik iktidar saldırısına karşı gerçeğin sesini yükseltmek, yapılan bu haberlere destek vermek için tüm okurlarımızı abone olmaya çağırıyoruz.
AfD iktidara yürürkenBütün bu gelişmelerin gölgesinde, Almanya genelinde, en yumuşak ifadeyle "aşırı sağcı" olarak değerlendirilen AfD partisi birinci parti konumuna gelirken, Eylül ayında doğudaki üç eyalette yapılan seçimlerde oy patlaması yaşayıp iki eyalette birinci parti durumuna geldi.
Faşizm tehlikesi ve AfD'nin kapatılması senaryoları gündemin merkezine yerleşirken, eyaletlerdeki seçim başarısızlığı sonrası koltuğu sallanan Şansölye Friedrich Merz'in partisi CDU içindeki etkili kesimler, AfD ile işbirliği istemeye başladılar. Bunun en somut örneği, geçen hafta AfD'nin ilk hükümetini kurma aşamasına geldiği Saksonya-Anhalt'ta yaşandı. Eyalet Parlamentosu'ndaki gizli oylamada, CDU yönetiminin çekimser kalma talimatına rağmen CDU'lu milletvekillerinin desteğiyle AfD'li "aşırı sağcı" Hans-Thomas Tillschneider Başkan Vekili seçildi. Böylece, anayasal düzeni yıkmakla, Nazi sempatizanlığıyla ve antisemitizmle suçlanan bir parti, CDU'lu vekiller eliyle -bir kez daha- kurumsal meşruiyet kazanmış oldu.
Berlin, Sol Parti ve antisemitizm tartışmalarıAlmanya genelinde "aşırı sağ-faşizm" tartışmaları sürerken, Berlin eyaletinde Sol Parti (die Linke), konut sorunu temelinde yaptığı seçim çalışmasıyla birinci parti olarak çıktığı seçimler sonucunda, SPD ve Yeşillerle koalisyon görüşmelerine başladı. Sol Parti'nin, binlerce konuta sahip emlak baronlarının elindeki toplu konutların kamulaştırılması talebi, ilk önce büyük bir sol karşıtı kampanyanın hedefi haline geldi. SPD'nin toplu konutların kamulaştırılmasına karşı çıkması, kamulaştırmayı kırmızı çizgi olarak niteleyen Sol Parti'yi zorlayacağı ama Sol Parti'nin vereceği tavizlerle SPD'nin ikna edilebileceği konuşuluyordu. Bu tartışma sürerken, başını partisi içinde AfD ile iş birliği tartışmaları ve görevden ayrılması talepleriyle boğuşan Şansölye Merz'in (CDU) çektiği, solda ve Sol Parti içinde var olduğu iddia edilen antisemitizm suçlamaları, sadece Berlin'in değil Almanya'nın gündemine düştü.
Bu durumu fırsata çeviren SPD ve Yeşiller, Sol Parti ile koalisyon için "antisemitizmle mücadele" programının bu parti tarafından kabul edilmesini ve parti üyelerine de ödünsüz uygulanmasını, koalisyon görüşmelerinin başlamasının temel şartı olarak öne sürdüler.
CDU dışarıdan, SPD ve Yeşiller "içeriden" Sol Parti antisemitizm başlığında sıkıştırılırken, hedefleri, sermayeyi oldukça rahatsız eden kamulaştırma talebini sulandırmak; ama daha önemlisi, İsrail'in Filistinlilere karşı yürüttüğü katliama yönelik tepkileri Yahudi düşmanlığı, antisemitizm suçlamalarıyla etkisiz hale getirmekti.
Sağdan sola ana akım partilerin ve medyanın en ufak bir eleştiriye izin vermedikleri anlatıya göre, İsrail 7 Ekim saldırısından sonra meşru bir ülke savunması yürütüyor. Buna göre İsrail'i, hatta İsrail ordusunu eleştirmek Hamas propagandası yapmak, yani terörü desteklemek, dolayısıyla Yahudi düşmanlığı, hatta Yahudilerin yok edilmesini istemek anlamına geliyordu. Sivillerin, özellikle de on binlerce çocuğun öldürülmesi, artık Almanya'daki ana akım medya da bile kısmen haber konusu haline gelirken, kabul ettirilmek istenen, sadece İsrail hükümetinin, o da ölçülü bir dille eleştirilebileceğiydi. 7 Ekim 2023 tarihi ise bu anlatıya göre bir başlangıçtı; daha öncesi ise yok!
Sol Parti'de adı dışında soldan ne kaldı?Sol Parti, antisemitizm başlığı altında yürütülen kampanyaya, kısa bir direnişten sonra tamamen boyun eğmiş gözüküyor.
Günler süren müzakerelerin ardından Berlin'de Sol Parti, Yeşiller ve SPD'nin üst düzey temsilcilerinin antisemitizmle ortak bir mücadele yöntemi üzerinde anlaştıkları haberi medyaya yansıdı. Böylece koalisyon hükümetinin kurulabilmesi için asıl görüşmelerin önü açıldı.
Sol Parti kabul ettiği bu kararla, partinin Filistin dayanışma hareketiyle bağlantılı kesiminin antisemitik olduğu veya antisemitizmle ilgili "bir sorunu" bulunduğu iddiasını da zımnen kabul ediyordu. Üstelik antisemitizm, bir ırkçılık türü olarak değil, İsrail düşmanlığı, yani İsrail'in savaş ve katliam politikalarına karşı çıkmak bağlamında tanımlanıyordu.
Söz konusu ortak kararın maddelerine yakından bakıldığında, SPD ve Yeşillerin derdinin "antisemitizm"le mücadele olmadığı zaten belli oluyor.
Metinde İsrail'in var olma hakkının kabul edilmesi şart koşulurken, iki halkın ortaklığı temelindeki tek ülke talebi de reddediliyordu. Zaten bunu savunanlar da peşinen antisemitist olarak damgalanıyorlar. İsrail'e ve bu ülkenin mallarına yönelik boykot çağrıları da reddediliyor. Ayrıca yükseköğretim kurumlarına yönelik boykot çağrılarının reddi de metinde yer alıyor. Oysa bu, İsrail üniversitelerinin Gazze'deki soykırıma sistematik bir biçimde dâhil olmaları nedeniyle pek çok Berlinli akademisyenin desteklediği bir talepti.
Bu ilkelere uymayan parti üyeleri ve milletvekilleri de antisemitik oldukları gerekçesiyle ihraç edilebilecek. SPD ve Yeşiller, üzerinde uzlaştıkları maddelerle, Sol Parti bünyesindeki Filistin yanlısı kesimleri mümkün olduğunca somut ve İsrail'i rahatsız etmeyecek dar bir alana sıkıştırmayı amaçlıyor. Söz konusu kesimler ise bu belgeyi, İsrail'e yönelik eleştirileri bastırmaya yönelik yeni bir girişim olarak görüyor.
Üç parti arasındaki anlaşmayla, antisemitizm olarak kodlanan İsrail'in yürüttüğü katliamlara karşı çıkan protestolara yönelik alınan bu önlemlerin yetersiz kalacağını öngörüyor olsalar gerek ki polisiye önlemleri de anlaşmaya eklemeyi unutmamışlar.
Buna göre, polis ve Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın (iç istihbarat kurumu) kapasitesinin artırılması öngörülüyor; bu durum, olası koalisyon hükümetinin mevcut CDU-SPD koalisyon hükümetinin sola ve Filistin destekçilerine karşı yürüttüğü baskıcı politikalarını artırarak sürdüreceği anlamına geliyor.
İsrail başlığının, sadece bir dış politika başlığı olarak değil, genel olarak solu düzene bağlamak için iç siyasette de çok kullanışlı ve ciddi bir araç olduğu görülüyor.
Hikmet-i hükümet: Alman devlet aklı -doktrini- olarak İsrail'e koşulsuz destekDevletin sorgulanamaz yüksek çıkarları anlamına gelen "Staatsräson" terimi ve bu bağlamdaki İsrail'e koşulsuz destek politikası, anayasa temelinde yükselen Alman hukuk mevzuatında yer alan bir kavram değil. Tamamen siyasi bir kavram ve hukuk devleti olduğu iddia edilen bir düzende, o düzeni de aşan, tartışılamaz, sorgulanamaz, sadece kabul edilmesi gereken bir ilke. Bırakın demokrasiyi, cumhuriyet öncesi dönemlerin, kralların, padişahların çağında geçerli olan bir uygulama.
Yakından bakıldığında ise çok çağdaş. Yasalara, anayasaya geçiril-e-memiş sınıfsal çıkarların, en çıplak haliyle görülme hali. O yüzden düzenin tepkisi de bu başlıkta çok sert.
İsrail'e koşulsuz destek, Alman devletinin "hikmet-i hükümeti". Bu terimin Almancası olan "Staatsräson" terimi, Şansölye Merkel'in (CDU), 2008 yılında İsrail Parlamentosu Knesset'te yaptığı konuşmayla Alman siyasetine girdi.
İsrail, Federal Almanya için her zaman ABD ile ilişkileri düzenlemek, güçlendirmek veya onarmak açısından önemliydi.
Günümüzde ise bölgede etkili bir güç olmak için gerekli bir ilke. Geçen yıl Şansölye Merz'in veciz bir şekilde söylediği gibi, "Bu, İsrail'in hepimiz için yaptığı pis iştir" (Drecksarbeit).
Pis işleri Türkiye'de olduğu gibi Almanya'da da "sol"a kabul ettirmeden halka kolayca meşrulaştıramıyorsunuz.
Sol Parti'nin işlevi de bu noktada başlıyor.
Suça ortak olursan iktidar da olabilirsinYukarıda bahsedilen Şansölye Merkel'in, 2008 yılında İsrail'in kuruluşunun 60. yıldönümüne denk gelen ziyaretinden sadece bir ay sonra, Sol Parti (Die Linke) ile ilişkili Rosa Luxemburg Vakfı İsrail'in 60. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla bir etkinlik düzenledi. Bu etkinlikte, Federal Meclis'te Oskar Lafontaine ile birlikte Meclis Grubu Eş Başkanlığı'nı yürüten Gregor Gysi çok ses getiren ve tartışılan bir konuşma yaptı.
Gysi, bu konuşmasında sol içerisindeki antisiyonizmin modern antisemitizmi gizleyen bir kılıf olduğunu belirterek bunun kesinlikle reddedilmesi gerektiğini savunuyordu.
Gysi'nin bu açıklaması, Alman solunda ilk olduğu için değil, Sol Parti içinde dile getirildiği için önemliydi.
Yoksa, 1990'lı yılların başından beri "radikal sol" içinden bir grup, yükselen Alman emperyalizmi ve Nazi tehlikesine karşı, ABD ve İsrail'e destek verilmesi gerektiğini, kendi çıkarabilecekleri sesten çok daha yüksek bir perdede dile getirip, sol tartışmaların gündemine sokmuşlardı.
Gysi ise konuşmasında konuyu daha netleştiriyordu. Solun dünyayı "emperyalistler ve kurbanlar" olarak ikiye bölen ilkel anti-emperyalist şablonunun reddedilmesi gerektiğini belirten Gysi, İsrail'in var olma mücadelesinin arkasındaki tarihsel trajediyi (Holokost) görmezden gelen kaba bir anti-emperyalizmin antisemitizme ve anti-Siyonizme kapı araladığını savunuyordu.
Gysi, İsrail'in kuruluşunu sömürgeci bir genişleme olarak değil, Holokost sonrası Yahudiler için meşru bir sığınak olarak nitelendirirken, Alman solunun İsrail'in var olma hakkını savunması gerektiğini vurguluyordu. Ayrıca Almanya'nın tarihî sorumluluğu gereği İsrail'in güvenliğini bir devlet doktrini (Staatsräson) olarak tanıması gerektiğini belirtiyordu.
Gysi, bu açılımla, Alman Demokratik Cumhuriyeti'ndeki iktidar partisi SED'nin -reel sosyalizmi mahkum eden- bir uzantısı olmakla birlikte federal düzeyde güvenilir bir koalisyon ortağı olarak kabul görmeyen Sol Parti'yi (2007 öncesi PDS) düzenin yazılı olmayan temel kurallarını da kabul eden bir parti haline getirerek, düzen açısından meşrulaştırmaya çalışıyordu.
2013 yılında yapılan federal meclis seçimlerinde Sol Parti, SPD ve Yeşiller'in sandalye sayısı 320 sandalyeye ulaşıyor ve salt çoğunluk sınırı olan 316'yı aşıyordu. Buna rağmen Sol Parti'nin NATO ve Alman askerlerinin yurt dışındaki savaşlara gönderilmesine karşı çıkması nedeniyle, SPD ve Yeşiller bu partiyle koalisyon kurmayı kabul etmemişti.
Yükselmek için 'safra' atmaya devamSol Parti 2026 yılında geçmişten ders aldığını ve değiştiğini kanıtlama derdinde. Hükümete girmek ve İsrail'e koşulsuz desteği devletin temel politikası olarak kabul eden düzene yaranmak adına, bir kez daha kendisine oy verenlere ihanet etmeye hazırlanırken, iktidar olma pahasına, daha önce Yeşillerin yaptığı gibi kendi gölgesindeki solu da düzene bağlama derdinde.
Aksi durumda, Sol Parti, yukarıda da değinildiği gibi antisemitizmin, yabancı düşmanlığının, ırkçılığın solda yerinin olmadığını, AfD'nin yanı sıra başta CDU olmak üzere düzenin bütün partilerinin bu suça ya doğrudan bulaştıkları için ya da gözlerini kapattıkları için suçlu olduklarını belirterek bir mücadele yürütürdü.
Sonucu ise pazarlık masalarından çok, Sol Parti'den kopma becerisi gösterebilenlerin ve emekçilerin çıkarlarını temel alan örgütlü mücadelelerin belirleyeceği.
soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
Kaynak: Haber