Bir Ülkeyi Asıl Ayakta Tutan Şey Nedir?
Gündem değişiyor ama konuştuğumuz sorunlar pek değişmiyor. Herkes çözüm arıyor, herkes kendi penceresinden haklı gerekçeler sunuyor. Fakat bütün bu tartışmaların arasında çoğu zaman asıl mesele gözden kaçıyor. Bir ülkeyi ayakta tutan şey sadece ekonomi, teknoloji ya da büyük projeler değildir. Onların arkasındaki insandır.
Her gün yeni bir gündemle uyanıyoruz. Bir gün ekonomi konuşuluyor, ertesi gün eğitim, sonra adalet, teknoloji ya da gençlerin geleceği...
Gündem değişiyor ama konuştuğumuz sorunlar pek değişmiyor. Herkes çözüm arıyor, herkes kendi penceresinden haklı gerekçeler sunuyor. Fakat bütün bu tartışmaların arasında çoğu zaman asıl mesele gözden kaçıyor. Bir ülkeyi ayakta tutan şey sadece ekonomi, teknoloji ya da büyük projeler değildir. Onların arkasındaki insandır.
Bu yüzden Türkiye'nin geleceğini konuşurken önce nasıl insanlar yetiştirdiğimizi ve nasıl bir toplum olduğumuzu düşünmek gerekiyor. Bugün bu ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu şey; düşünebilen, sorgulayabilen, üreten ve sorumluluk alan insanlardır. Farklı fikirlere tahammül edebilen, eleştiriyi kişisel bir saldırı olarak değil gelişmenin doğal bir parçası olarak gören insanlar...
Çünkü bir toplum ancak birbirini dinleyebildiği ölçüde güçlenebilir. Ama bence bunun da temelinde iki değer yatıyor: hakkaniyet ve işini ciddiye almak. Hakkaniyet sadece mahkeme salonlarında ya da hukuk kitaplarında aranacak bir kavram değildir. Bir öğretmenin öğrencileri arasında ayrım yapmaması, bir doktorun her hastasına aynı özeni göstermesi, bir esnafın dürüst davranması, bir yöneticinin liyakati gözetmesi de hakkaniyettir. İnsanlar adil davranıldığını hissettiklerinde sadece birbirlerine değil, yaşadıkları ülkeye de daha fazla güven duyar.
Bir diğer mesele ise yaptığımız işe gösterdiğimiz özendir. Hepimiz daha iyi bir ülkede yaşamak istiyoruz ama çoğu zaman bunun büyük adımlarla gerçekleşeceğini düşünüyoruz. Oysa değişim, insanların kendi işini hakkıyla yapmasıyla başlar. Bir öğretmenin derse hazırlanması, bir mühendisin hesabını tekrar kontrol etmesi, bir belediye çalışanının görevini özenle yerine getirmesi ya da bir memurun vatandaşı dikkatle dinlemesi...
Bunların hiçbiri tek başına büyük bir olay gibi görünmez. Ama güçlü toplumlar tam da bu küçük görünen sorumlulukların üzerine kurulur.
Bugün belki de en büyük sorunlarımızdan biri, sonuca odaklanırken süreci ihmal etmemizdir. Oysa sonuç, çoğu zaman yapılan işin bir yansımasıdır. İşini ciddiye almayan insanların olduğu yerde güven azalır, kalite düşer ve insanlar birbirine olan inancını kaybetmeye başlar.
Eğitim de tam bu noktada önem kazanıyor. Eğitim sadece sınav kazanmak ya da diploma almak değildir. Merak etmeyi, araştırmayı, düşünmeyi ve öğrendiklerini hayata aktarabilmeyi öğretmelidir. Bunun yanında dürüst olmayı, emeğe saygı duymayı ve yaptığı işin sorumluluğunu üstlenmeyi de kazandırmalıdır. Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, ortak değerlerde buluşabilmektir.
Hakkaniyeti önemseyen, işini özenle yapan, üretmekten kaçmayan ve ülkesine karşı sorumluluk hisseden insanların sayısı arttıkça ekonomik kalkınma da toplumsal huzur da daha sağlam temeller üzerine kurulacaktır.
Çünkü güçlü ülkeler yalnızca doğal kaynaklarıyla ya da ekonomik verileriyle değil, yaptığı işi en iyi şekilde yapmaya çalışan, adalet duygusunu kaybetmeyen ve sorumluluk almaktan kaçmayan insanların omuzlarında yükselir.
Müzeyyen Yaşar
Bu haber, Yekpare Haber Merkezi sitesi, Ankara Şehir Gazetesi sitesi tarafından eklenmiştir.