İçeriğe geç
  • Dolar 49,2230 ▲ %0,03
  • Euro 55,2464 ▲ %0,20
  • Sterlin 65,2063 ▲ %0,22
  • Gram Altın 6.497,32 ▼ %0,08
  • Çeyrek Altın 10.701,86 ▲ %0,45
  • Gümüş 92,69 ▼ %2,04
  • Bitcoin 3.982.809 ▼ %3,10
  • BIST 100 12.213,58 ▲ %0,75

Gündem

Biyolojik Satranç: Ukrayna’daki 46 Biyolab’dan Rusya’ya! Irkutsk’ta Ne Oldu?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Rusya’nın Sibirya bölgesindeki Irkutsk kentinden gelen haberler, birkaç gün içerisinde dünyanın dikkatini yeniden “veba” kelimesine çevirdi. Irkutsk Anti-Plague Research Institute’da görev yapan 28 yaşındaki laboratuvar çalışanı Daria Shipilova’nın ağır pnömoni tablosunun ardından hayatını kaybetmesi, yaklaşık 200 temaslının gözetim altına alınması ve bazı sağlık kuruluşlarında karantina tedbirlerinin uygulanması doğal olarak kamuoyunda ciddi endişe yarattı.
Ancak öncelikle önemli bir kavram karmaşasını düzeltmek gerekiyor. Tartışılan senaryo, kamuoyunun “Kara Veba/Ölüm” olarak bildiği klasik hıyarcıklı veba salgını değildir.
Kara Veba mı, Akciğer Vebası mı?
14.yüzyılda Avrupa nüfusunun çok büyük bölümünün ölümüne neden olan “Kara Veba”, Yersinia pestis bakterisinin yol açtığı veba pandemisini ifade eder. Hastalığın en bilinen klinik formu hıyarcıklı, yani Bubonik vebadır.
Irkutsk vakasında ortaya atılan iddia ise farklıdır;  pnömonik, yani akciğer vebası.
Her ikisinin etkeni Yersinia pestis olmakla birlikte epidemiyolojik davranışları aynı değildir. Akciğer vebasında enfeksiyon akciğerleri tutar ve yakın temas koşullarında solunum yoluyla insandan insana bulaşma mümkündür. Bu nedenle şüpheli bir pnömonik veba vakasında hızlı temaslı takibi, izolasyon ve laboratuvar doğrulaması son derece önemlidir.
Bugün itibarıyla Rusya, Dünya Sağlık Örgütü’ne Irkutsk’ta doğrulanmış bir veba vakası bulunmadığını bildirmiştir. Temaslılarda da tehlikeli enfeksiyöz patojen tespit edilmediği açıklanmıştır. DSÖ, mevcut bilgiler ışığında toplum açısından riskin düşük olduğunu değerlendirmektedir.
Fakat dosyada cevaplanması gereken önemli bir soru hala akıllardadır: Shipilova’ya uygulanan Yersinia pestis spesifik testlerinin ayrıntılı sonuçları kamuoyuna açıklanmış değildir.
Bu nedenle bilimsel olarak bugün söylenebilecek en doğru cümle şöyle olacaktır:
Irkutsk’ta doğrulanmış bir veba salgını yoktur ancak ilk vakanın etiyolojisine ilişkin bütün sorular da henüz kamuoyu önünde cevaplandırılmış değildir.
Bir Laboratuvar Çalışanının Ölümü Neden Farklı Değerlendirilmelidir?
KBRN (Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer) açısından olayın dikkat çekici tarafı yalnızca “veba” kelimesi değildir. Hayatını kaybeden kişinin, tam da yüksek riskli enfeksiyon hastalıklarının araştırıldığı bir anti-veba enstitüsünde çalışıyor olmasıdır.
Yerel kaynaklarda Shipilova’nın laboratuvarda Yersinia pestis içeren bir tüpün kırılması sonucu patojene maruz kaldığı iddia edildi. Rus makamları ise patojenlerle çalışılması sırasında herhangi bir kaza tespit edilmediğini ve ölüm nedeninin “etiyolojisi belirlenemeyen pnömoni” olduğunu açıklamaktadır.
Bu noktada KBRN risk değerlendirmesinin temel prensibini hatırlamak gerekiyor.
Böyle bir olayda üç ana senaryo birbirinden ayrılmalıdır:
• Doğal enfeksiyon mu?
• Laboratuvar kaynaklı kazara maruziyet mi?
• Kasıtlı biyolojik salım mı?
Bu üç ihtimalden herhangi birinin kanıt olmadan doğru kabul edilmesi bilimsel olmayacaktır. Aynı şekilde, gerekli mikrobiyolojik ve epidemiyolojik veriler ortaya konulmadan herhangi bir ihtimalin peşinen tamamen dışlanması da doğru bir risk analizi değildir.
Ukrayna’da Bulunan “46 Biyolab” Meselesi
Irkutsk olayını değerlendirirken son yıllarda biyogüvenlik tartışmalarının neden yeniden ulusal güvenlik gündemine girdiğini de belirtmek gerek.
2022’de Rusya-Ukrayna savaşı başladıktan sonra Ukrayna’daki biyolojik araştırma tesisleri büyük bir tartışmaya dönüşmüştü.
ABD Savunma Bakanlığı, Ukrayna’da 46 laboratuvar, sağlık tesisi ve hastalık tanı merkezine yaklaşık 20 yıllık dönemde destek sağlandığını resmen açıklamıştı. Washington, bu çalışmaların “Cooperative Threat Reduction (İşbirliğine Dayalı Tehdit Azaltma)” programı kapsamında biyogüvenlik, biyolojik emniyet, hastalık sürveyansı ve salgınlara hazırlık amacı taşıdığını belirtmektedir.
Dolayısıyla “ABD, Ukrayna’da 46 biyolojik silah laboratuvarı bulunduğunu itiraf etti” demek doğru olmayacaktır.
Fakat aynı dönemde, dönemin ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Victoria Nuland’ın ABD Senatosu’nda yaptığı açıklama da oldukça dikkat çekiciydi. Nuland, Ukrayna’da “Biological Research Facilities”, yani biyolojik araştırma tesisleri bulunduğunu doğrulamış ve bu tesislerdeki araştırma materyallerinin Rus kuvvetlerinin eline geçmesinden endişe duyduklarını söylemişti.
Bu iki bilgi birlikte okunmalıdır!

Biyolojik araştırma tesisi bulunması, biyolojik silah programı bulunduğu anlamına gelmez. Ancak yüksek riskli patojenlerle çalışan tesislerin savaş ortamında bulunması başlı başına bir biyogüvenlik ve biyolojik emniyet problemidir.
Bir KBRN Tehditleri Uzmanı olarak asıl meselenin tam da burada başladığını belirtmek durumundayım.
Rusya Cephesindeki Tesis
Biyolojik laboratuvar tartışmalarını yalnızca Ukrayna üzerinden okumak da kanımca eksik olacaktır.
Moskova’nın kuzeydoğusundaki Sergiev Posad-6, bugün Rusya Savunma Bakanlığı’nın 48. Merkez Bilimsel Araştırma Enstitüsü ile bağlantılı yüksek güvenlikli bir komplekstir.
Bu tesisin önemi geçmişinden kaynaklanmaktadır.
Sergiev Posad-6, Sovyetler Birliği dönemindeki biyolojik silah araştırmalarıyla bağlantılı tesislerden biriydi. Uzun yıllar oldukça düşük seviyede faaliyet gösteren alanda, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden birkaç ay sonra başlayan kapsamlı inşaat ve modernizasyon faaliyetleri ticari uydu görüntülerine yansımıştı. 2024’e gelindiğinde eski laboratuvarların yenilendiği ve yaklaşık 23 bin metrekareyi bulan yeni yapıların oluşturulduğu raporlandı.
Rusya ise tesislerin biyolojik savunma amacı taşıdığını, biyolojik tehditlerin tespiti, aşı ve koruyucu tıbbi ürünlerin geliştirilmesi için kullanıldığını söylemektedir.
Burada da aynı bilimsel ihtiyat geçerli olmalıdır.
Bir laboratuvarın yüksek riskli patojenlerle çalışabilecek kapasiteye sahip olması, tek başına biyolojik silah üretildiğini kanıtlamaz. Çünkü biyolojik savunma araştırmaları ile saldırı amaçlı biyolojik araştırmaların ihtiyaç duyduğu bazı altyapılar teknik olarak birbirine benzeyebilir.
İşte biyolojik silah faaliyetlerinin doğrulanmasını nükleer silahlara kıyasla çok daha karmaşık hale getiren temel sorunlardan biri de budur: 
Dual-use yani Çift kullanımlılık!
Peki Irkutsk Bir Biyolojik Saldırı Olabilir mi?
Teorik olarak kasıtlı biyolojik salım, KBRN olay incelemesinde değerlendirilmesi gereken senaryolardan biridir. Ancak bugün elimizde Irkutsk olayının bir biyolojik saldırı olduğunu gösteren kamuya açık herhangi bir kanıt bulunmamaktadır.
Bir laboratuvar çalışanının ölmesi, karantina uygulanması veya Rus makamlarının ilk günlerde sınırlı bilgi paylaşması tek başına biyolojik saldırı kanıtı değildir.
Biyolojik saldırı şüphesini güçlendirebilmek için epidemiyolojik olarak olağandışı vaka kümeleri, doğal epidemiyolojiyle açıklanamayan bulaş zincirleri, genetik manipülasyona veya olağandışı suş özelliklerine ilişkin bulgular, kasıtlı yayılımı düşündüren çevresel örnekler, istihbarat göstergeleri veya adli mikrobiyolojik bulgular gibi çok daha güçlü verilere ihtiyaç vardır.

Ancak KBRN perspektifi bize önemli bir prensibi hatırlatır: Kanıt bulunmaması ile bir senaryonun araştırılmaması aynı şey değildir!
Yeni Güvenlik Alanı: Biyogüvenlik
COVID-19 küresel pandemisi sonrasında dünya, biyolojik tehditlerin yalnızca bir sağlık meselesi olmadığını çok daha açık biçimde gördü.
Bir patojen; sağlık sistemini, ekonomiyi, sınır güvenliğini, kritik altyapıları, askeri hazırlığı ve toplum psikolojisini aynı anda etkileyebilir. Bu nedenle biyolojik tehdit artık yalnızca epidemiyologların veya mikrobiyologların konusu değildir.
Biyogüvenlik aynı zamanda bir ulusal güvenlik ve sivil savunma meselesidir.

Ukrayna’daki biyolojik araştırma tesisleri hakkındaki tartışmalar, Rusya’nın eski Sovyet biyolojik araştırma altyapısını modernize etmesi ve bugün Irkutsk’ta yaşanan olay arasında doğrudan bir bağlantı bulunduğunu gösteren kamuya açık bir kanıt yoktur. Ancak bu örneklerin tamamı bize şu stratejik gerçeği hatırlatmaktadır:
21.yüzyılda devletlerin yalnızca füze rampalarını, nükleer tesislerini veya askeri birliklerini takip etmeleri yeterli değildir. Yüksek güvenlikli biyolojik araştırma altyapıları, patojen koleksiyonları, laboratuvar biyogüvenliği, dual-use araştırmalar ve biyolojik olaylara müdahale kapasitesi de artık ulusal güvenlik mimarisinin ayrılmaz parçalarıdır.
Irkutsk’ta gerçekten ne yaşandığını söylemek için henüz erken. Fakat şu anda yapılması gereken ne paniğe kapılmak ne de olayı sıradan bir zatürre vakası olarak görüp geçirmektir.
En doğru yaklaşım; bilimsel şeffaflık talep etmek, epidemiyolojik verileri takip etmek ve bütün makul senaryoları kanıt temelli biçimde değerlendirmektir.
Çünkü KBRN güvenliğinde bazen asıl tehdit, bildiklerimizden değil, henüz açıklığa kavuşturamadıklarımızdan doğar.

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…