Çift Koltuklar, Huzur Hakları ve Halkın Sabır Sınırı;
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Türkiye uzun süredir ekonomik açıdan oldukça virajlı ve dar bir koridordan geçiyor. Bugün sokaktaki vatandaşın, işçinin, emeklinin ve esnafın tek bir gerçek gündemi var: Pazar filesini nasıl dolduracağı, fahiş kiraları nasıl ödeyeceği ve çocuklarının geleceğini nasıl güvence altına alacağı, Cumhurbaşkanımızın tasarruf tedbirleri doğrultusunda genelgesine bir şekilde uyulmadığı görülmekte olup vatandaştan fedakârlık yapması bekleniyor. Ancak toplum ekonomik darboğaz karşısında kemer sıkarken, Ankara koridorlarında kamu vicdanını derinden yaralayan bambaşka bir tablo vizyona giriyor: Üst düzey bürokratların birden fazla kamu görevi ve yönetim kurulu üyeliği üzerinden elde ettiği astronomik ek gelirler.
Kamuoyunda sıkça tartışılan "çift maaş" ve "huzur hakkı" meselesi mevzuata uygun hale getirilmiş olsa bile, toplumdaki adalet ve hakkaniyet duygusunu zedelemektedir. Unutmamak gerekir ki bir uygulamanın sadece "yasal" olması, onun "ahlaki" ve "adil" olduğu anlamına gelmez. Toplum, vergileriyle finanse edilen sistemde şu somut örneklerin mali ve hukuki çerçevesini bilmek, sorgulamak istiyor:
Örneğin, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan’ın aynı zamanda Kuveyt Türk Katılım Bankası yönetiminde yer alması; bir diğer Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu’nun Yunus Emre Enstitüsü ve Ziraat Bankası Bosna-Hersek iştiraki gibi yapılarda görev alması kamuoyunda nasıl bir kamu yararı üretmektedir? Bu görevler karşılığında ne kadar ek gelir sağlanmaktadır?
Benzer şekilde, yakın döneme kadar Türk Hava Yolları (THY) Genel Müdürlüğü ve Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerini yürüten Bilal Ekşi’nin maaş ve huzur hakkı bileşimiyle aylık kazancının milyon liraları aştığına dair TBMM kürsüsünden paylaşılan veriler, asgari ücretle hayatta kalmaya çalışan milyonların hafızasından silinmiş değil. Halk kemer sıkarken, kamusal nitelikteki devasa kurumlardan "huzur hakkı" adı altında bu denli devasa paylar alınması hangi vicdana sığmaktadır?
Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcılığı yapan Ömer Fatih Sayan’ın Türk Telekom Yönetim Kurulu’ndaki konumu yıllardır tartışılıyor. Vatandaş internet ve haberleşme faturalarının ağırlığı altında ezilirken, bu kritik görevlerin kamuya maliyeti neden şeffaf bir şekilde paylaşılmıyor? Ya da Tarım ve Orman Bakanlığı müşavirliğinin ardından Et ve Süt Kurumu Yönetim Kurulu'na girip nihayetinde Genel Müdür olan Mücahid Taylan örneği... Mutfaktaki yangın, et ve süt fiyatlarındaki fahiş artışlar ortadayken, bu kurumları yönetenlerin ücret sisteminin halktan gizlenmesi ne kadar doğrudur?
Vatandaşımız elbette başarılı, liyakatli bir bürokratın emeğinin karşılığını almasına karşı değildir. Toplumun itiraz ettiği temel nokta; memlekette yetişmiş binlerce nitelikli insan varken, aynı anda birden fazla koltuğun hep belirli isimlerde toplanması ve bu durumun adeta bir "ek gelir kapısı" haline getirilmesidir.
Şeffaflık, bürokrasinin veya devletin düşmanı değil; tam aksine devletin saygınlığının en büyük sigortasıdır. Bu krizin ve vicdani yaralanmanın çözümü aslında son derece basittir: Tüm kamu kurumlarında acilen "Tek işe tek maaş" ilkesi hayata geçirilmelidir. Bürokratların hangi kurumlardan ne kadar ücret ve huzur hakkı aldığı kuruşu kuruşuna kamuoyuna ilan edilmelidir.
Halkımız artık kamudaki ayrıcalıklı zümreleri izlerken sadece "Bu yasal mı?" diye sormuyor; vicdanının sesini dinleyerek "Bu adil mi?" sorusuna bir yanıt bekliyor. Devletin itibarı, yöneticilerin altındaki koltukların sayısıyla veya aldıkları huzur paylarıyla değil, milletin karşısında sergiledikleri adalet ve eşitlik ölçüsüyle yükselir. Kamu vicdanı daha fazla zedelenmeden bu sese kulak verilmelidir..