İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.116.274 ▲ %0,75
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Gündem

Deniz Göktaş, New York Times'a konuştu: Bir saniye bile pişman olmadım

Amerikan gazetesi New York Times'a konuşan komedyen Deniz Göktaş, mahkemedeki savunmasıyla ifade özgürlüğüne dikkat çekmek istediğini belirtti. Deniz Göktaş, cezaevi sürecine dair "Bir saniye bile pişman olmadım. Hayatımda kendimi en az yalnız hissettiğim dönemdi" dedi

Stand-up gösterisinde AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'la ilgili yaptığı şakaların ardından tutuklanan komedyen Deniz Göktaş, üç ay cezaevinde kaldı. 19 ay hapis cezasına çarptırıldıktan sonra tahliye edilen Göktaş, New York Times'a verdiği ilk röportajda yaşadıklarını anlattı.

Görüşmede Göktaş, cezaevinde geçirdiği günleri ve gelecek yıl sahnede sergilemeyi umduğu 20 dakikalık yeni bir gösteri metni yazdığından bahsetti.

Temyiz sürecine ilişkin iyimser olduğunu belirten komedyen, buna rağmen bazı şakalarıyla ilgili soruları yanıtlamaktan kaçındı. Göktaş, tutuklanmasının bakış açısını nasıl değiştirdiğini ve mahkemedeki savunmasıyla nasıl bir mesaj vermek istediğine dair de konuştu.

Göktaş'ın röportajda verdiği cevaplar şu şekilde:

Hapis cezanızı öğrendiğinizde aklınızdan ilk ne geçti?

Tahliye edilmeyi beklemiyordum, bu yüzden büyük bir rahatlama hissettim. Savunma metnimi okuyan herkes, avukatlarım ve çevremdeki insanlar, bu savunmanın cezaevinde biraz daha uzun kalmama neden olabileceğini söyledi. Benim önceliğim bir an önce tahliye edilmek değildi.

Vermek istediğiniz mesaj neydi?

Özür dileyen bir tavır sergilemek istemedim. İfade özgürlüğü yalnızca burada yaşanan bir sorun değil. Dünyanın pek çok yerinde insanlar, konuştuklarında cezalandırılmaktan veya toplumun tepkisini çekmekten korkuyor. Komedi yapan diğer insanlara örnek olmak istedim. Özgürce konuşabilirsiniz. Korkmak zorunda değilsiniz. Üç ay cezaevinde geçirmek korkunç bir deneyim ancak bir sanatçının, savunduğu bir ilke uğruna bunun üstesinden gelebileceğini göstermek istedim.

"Başıma gelenler yaptığım işe olan inancımı artırdı" dediniz. Neden?

Daha fazla tanındıkça ve kariyerimde kendime daha sağlam bir yer edindikçe kaybedecek daha fazla şeyim oldu. Yaptığım işte otosansür uygulamaya başladım. Bu da beni rahatsız ediyordu. Gösterilerime gelen insanlar, öğrenciler, emekliler, gündelik hayatlarında benden daha cesur davranırken ben giderek daha korkak hale geliyordum. Bu da kendimi ikiyüzlü gibi hissetmeme neden oluyordu. Çok sevdiğim bir şarkı vardı, özel gösterimin kapanış jeneriğinde de çalıyor. İlkelerinden ödün veren bir şairi anlatıyor. O şarkıda kendimden bir şeyler bulmak bana kötü hissettiriyordu. Kendimi daha iyi hissetmek için sonuçları ne olursa olsun, komik bulduğum her şeyi yeniden söylemeye başladım. Kulağa biraz romantik gelebilir ama cezaevindeki ilk gecemde hayatımın en güzel uykusunu uyudum.

Artık sahnede şaka yaparken daha mı fazla, yoksa daha mı az endişeleniyorsunuz?

Zor bir soru. Biraz düşüneyim. Özel hayatımda biraz korkak ve sosyal açıdan çekingen biriyim. Cesur biri değilim. Ancak bütün bu süreç boyunca kendimden duyduğum şüpheler ortadan kalktı. Daha önce sahip olmadığım bir özgüvenin tadına vardım. Şimdi bu duyguyu bir kez yaşadıktan sonra onsuz yaşayabileceğimi sanmıyorum. Kendimi iyi hissettirdi.

Bu gösteriyi üç yıl boyunca Türkiye'nin dört bir yanında hiçbir sorun yaşamadan sahnelediniz. Sizce hükümet neden şimdi müdahale etti?

Canlı gösterileri izleyen seyirciyle internette videolarınızı izleyen seyirci arasında bir fark var. Bu, dünyanın her yerinde geçerli bir durum. Türkiye geçmişte de pek özgür bir ülke değildi ancak ana akım televizyon kanallarında benimkilerden çok daha sert şakalar yapan komedyenler vardı. Onlar da sorunlar yaşadı ama şaka yapmanın sonuçları bu kadar ağır değildi. Benim şakalarımı duysalardı oldukça hafif bulurlardı. Son yıllarda tahammül düzeyi ciddi biçimde azaldı. İşin tuhaf yanı, bunda cesaret verici bir taraf da var. Liderler şakalar karşısında bu kadar kırılgan olabiliyorsa bu, komedinin gücünü gösterir.

Cezaevindeyken gösteriyi yaptığınıza pişman olduğunuz, karamsarlığa kapıldığınız anlar oldu mu?

Bir saniye bile olmadı. Hayatımda kendimi en az yalnız hissettiğim dönemdi.

Özel gösterinizin YouTube'daki yorumları arasında bir Türk izleyicinin "Bu, bana özgür bir ülkede yaşıyormuşum gibi hissettiriyor" dediğini gördüm.

Tam olarak başarmaya çalıştığım şeyi özetliyor. Yaptığım her şakayla, her hareketle ve otoriteye aldırmadığım her anla, hem izleyicilere hem de kendime konuştuğum şeylerin sıradan olduğunu hatırlatmak istedim. Bu doğallığı yakalamak için titizlikle çalıştım.

Komedi, otoriterlikle mücadelede nasıl bir rol oynayabilir?

Bence yapabilecekleri sınırlı. İnsanlara empati ve motivasyon sağlayabilir. Belki konuşma cesareti verebilir. Ama hepsi bu. Daha fazlası değil. Psikolojik destek.

Özel gösterinizde arkanızda duran devasa bir kafa heykeliniz var.

Gösteri ölüm ve sansür üzerine kurulu olduğu için giyotinle kesilmiş gibi görünen bir kafa göstermek istedim.

Gösterinizde cezaevindeki muhaliflerden de söz ediyorsunuz ve bir noktada hükümetin sizi izliyor olabileceğini ima ediyorsunuz. Tutuklanmış olmanız, Cumhurbaşkanı'nın artık eskisi kadar "utangaç bir diktatör" olmadığına ilişkin şakanızın dayandığı düşünceyi doğrulamıyor mu?

Bu soruyu yanıtlamamayı tercih ederim. Ancak bunun yanıtı savunma metnimde var.

Savunmanızda Lenny Bruce'tan söz ettiniz. Onun komedisinden çıkardığınız ders nedir?

Kendine karşı dürüst olmak. Onda yaramaz bir çocuğun ruhunu, kendini sınırlamayan o tavrı görüyorum. Bu da komedide en sevdiğim şeylerden biri.

Bruce, tutuklanmasının ardından komedi gösterilerini kendi davalarının analizine dönüştürdü. Bazıları bunun komedisini olumsuz etkilediğini düşündü.

Bunu bilmiyordum. Ama cezaevinde günlüğüme yazdığım ilk şeylerden biri şuydu: Gösterilerimde bu davadan çok fazla söz etme.

Bruce dışında size ilham veren Amerikalı komedyenler oldu mu?

Doug Stanhope. Türkçeye çevrilen ilk komedyenlerden biriydi. Türkiye'de büyük bir tiyatro salonunu doldurabilecek kadar ilgi görüyordu. Bir diğeri de George Carlin. İzlediğim ilk stand-up bölümü, Stanhope'un milliyetçilik üzerine yaptığı gösteriydi. Carlin ve Stanhope'un ardından Louis C.K., Mike Birbiglia, Sarah Silverman, Joe List ve Jerrod Carmichael'ı dinliyorum.

Hükümetler neden komedyenleri hedef alıyor?

Komedyenlerin sınırları zorlaması beklenir. Diğer sanatçılar bu konulara hiç dokunmadan da işlerini yapabilirler. Sonuçta yalnızca komedyenlerin hedef alındığını düşünmüyorum. Herkesi susturmak istiyorlar.

ABD hükümetinin "The Late Show With Stephen Colbert" gibi gece kuşağı programlarına baskı uyguladığına ilişkin haberleri takip ettiniz mi?

Evet.

Türkiye'deki baskılarla benzerlikler görüyor musunuz?

Amerika ile Türkiye arasında bir bağlantı kurmakta zorlanıyorum. Amerikalı komedyenler bana çok daha özgür görünüyor. Ama belki gelecekte sizinle bizim aramızda benzerlikler ortaya çıkabilir.

Amerikalı komedyenler sık sık iptal kültüründen ve internette maruz kaldıkları saldırıların yarattığı baskıdan şikayet ediyor.

Övünmek gibi olmasın ama bizde hem iptal kültürü hem de hapis var.

Bu deneyim sizi nasıl değiştirdi?

Bunu söylemek için biraz erken. Ama cezaevindeyken bu konu üzerine düşündüm. Bazen hayat sadece sizi mutlu eden şeyleri yapmaktan ibaret değil. Uyumak, çay içmek gibi basit şeylerle de tatmin olabilirsiniz. En kötü koşullarda bile kendinizi özgür hissedebilirsiniz.

Kaynak: Kronos42

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…