İçeriğe geç
  • Dolar 49,1752 ▲ %0,07
  • Euro 55,4060 ▲ %0,09
  • Sterlin 65,3551 ▼ %0,02
  • Gram Altın 6.553,65 ▲ %0,17
  • Çeyrek Altın 10.761,81 • %0,00
  • Gümüş 96,09 ▲ %0,73
  • Bitcoin 4.256.010 ▲ %2,22
  • BIST 100 12.270,18 ▲ %0,17

ETİKETLERİN ARDINDA Kİ KADIN

Hayatımız, başkalarına verdiğimiz sözlerin ve üstlendiğimiz rollerin toplamından ibaretmiş gibi gelir bazen. Aynaya baktığımda, önce birinin evladı olarak görüyorum kendimi; annemin-babamın o günleri gülümseten küçük kızı. Sonra yanıma hayat arkadaşımı, yoldaşımı koyuyorum; eşi oluyorum birinin. Derken, odalardan gelen "anne" sesleri hayatımın en kıymetli başrolüne dönüştürüyor beni. Peki, tüm bu etiketleri, bu ağır ve güzel sorumlulukları bir anlığına askıya alsam, geriye ne kalır? O "ben" dediğim kişi, bu sıfatların gürültüsü sustuğunda kimdir? Modern çağ, kadını binbir parçaya bölmeye o kadar meyilli ki... Bir gün akademik bir kürsüde otorite, bir gün siyasetin karmaşık labirentlerinde bir yönetici, akşam olduğunda ise omuzlarında evin tüm yüküyle "anne ve eş". Bu kadar çok "olmak" içinde, bazen "kendin kalmayı" unutuyor insan. Kendimi en çok, bu rollerin arasında koştururken değil, gece herkes uykuya daldığında, kalemimle kağıdım baş başa kaldığım o sessiz anlarda buluyorum. İçimdeki o büyümeyen kız çocuğu, aslında tüm bu unvanların en saf hali. O, makamların, beklentilerin veya sorumlulukların değil; sadece merakın, sevginin ve hayallerin rehberliğinde yürüyor. Aslında "ben", sadece birilerine ait olan o sıfatlar değilim. Ben; bir hastanenin koridorlarında şifa arayan, bir sınıfta öğrenciye ışık olmaya çalışan, bir dernekte kadınların sesi olmaya çabalayan ve tüm bunları yaparken içindeki o kırılgan ama dik duruşlu kadını korumaya çalışan bir "yolcu"yum. Ben; bazen hayatın yükü altında ezilen, bazen bir sardunya çiçeğinin renginde huzuru bulan, bazen de bir köşe yazısının satır aralarında kendi hikayesini arayan biriyim. Başkalarının gözündeki yansımalarım, benim kimliğimin sadece birer parçası. Asıl kimliğim ise; bu hayat sahnesinde kendi senaryosunu, tüm eksikleri ve fazlalarıyla yazmaya çalışan o cesur ruh. Anne-babamın kızı, eşimin hayat arkadaşı, çocuklarımın annesi... Bu kimlikler benim "evim". Ama ben, o evin içindeki odalardan birine hapsolmuş değilim. Ben, o evin mimarıyım. Ve bazen en büyük kahramanlık, tüm bu rollerin dışına çıkıp; sadece "kendim" olabildiğim o sessizliğe sığınabilmektir. Bugün, hayatın karmaşasından bir anlığına sıyrılın ve kendinize o soruyu sorun: Siz, tüm bu etiketlerinizden soyunduğunuzda, aynadaki o kişiyi ne kadar tanıyorsunuz? Belki de modern çağın bize dayattığı en büyük yalnızlık, kendimizle kurduğumuz bu kopuk bağdır. Şimdi, o bağları yeniden örme ve kendi hikayemizin başkahramanı olma vakti. Bu yazı; hayatın içinde kaybolmuş gibi hissederken aslında kendini her gün yeniden inşa eden tüm kadınlara bir çağrıdır. ÖZNUR TURAN ÖZEN

Bu haber, Yekpare Haber Merkezi sitesi, Trafik Güvenliği Derneği sitesi tarafından eklenmiştir.

Sıradaki haber yükleniyor…