İmamoğlu'ndan iktidara: 'Operasyon girdabına giriyorsunuz, sizi kurtarabilir miyiz bilmiyorum'

Haber Merkezi
Savunmasında son operasyonlara ve Halk TV'ye kayyım atanmasına tepki gösteren İmamoğlu iktidarda "operasyon bağımlılığı" başladığını belirterek "Herkesi uyarıyorum. AK Parti'yi baştan aşağı uyarıyorum. Sizi bir operasyon girdabına sokan bir sürecin içindesiniz" dedi. İmamoğlu "Zehirli sarmaşık ne yazık ki iktidarı da partilerini de zehirlemiştir. Acil tedavi ihtiyacınız var. Kurtarabilir miyiz sizi bilmiyorum" ifadesini kullandı.
Yaklaşık 19 aydır cezaevinde bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB Davası'nda savunma yapıyor.
İmamoğlu, "Kim ki yargılaması bitmeden birisi hakkında iftira atıyor. Kim ki birisi hakkında haysiyet cellatlığı yapıyor, kim ki bir insanın ailesini aşağılıyor, çocuğunu, gencini, evladını, annesini, babasını hırsız ilan ediyor; haysiyetsizdir, namussuzdur, şerefsizdir. Kim yapıyorsa..." dedi.
53'ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası'nın 98. gününde İmamoğlu savunmasına başladı.
İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde görülen duruşmayı Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel de izliyor.
İmamoğlu'nun ve avukatlarının savunmasının 4 gün sürmesi bekleniyor.
'Günü geldiğinde Türk yargısı önünde hesap verecekler'Eşine ve avukatlarına teşekkür ederek başladığı savunmasında İmamoğlu hukukçuların da baskı ve hukuksuzlukla karşı karşıya kaldığını söyledi.
Yargı mensuplarının yurttaşlara yönelik tehditkâr tutumlarına ilişkin anlatımları dinlediğini ifade eden İmamoğlu, "Bir savcı ya da bir iddia makamını temsil eden kişi, bırakın avukatı vesaire, bir vatandaşa bile parmak sallayamaz, tehdit edemez" dedi.
Avukatların, ailelerin ve basının büyük baskı altında olduğunu ifade eden İmamoğlu bu sürecin her aktörünü tarihin yazdığını belirterek "Günü geldiğinde ilgili herkesin yüce Türk yargısı önünde hesap vereceklerini biliyorum" dedi.
Erdoğan'a 'haysiyet cellatlığı' açıklamasıyla yanıt verdi: 'Hırsız ilan eden namussuzdur, şerefsizdir'ANKA'nın aktardığına göre AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Türkiye'de şahsım dahi hiç kimse eleştirilemez değildir. .. Nefret siyasetiyle kadrolarımıza, kabine üyelerimize karşı haysiyet cellatlığı yapılmasına müsaade etmeyeceğiz. İfade özgürlüğü, önüne gelene iftira atma serbestisi değildir. Kamu adını hesap sorduğunu iddia eden herkes görevini sorumluluk bilinciyle yapmalıdır" şeklindeki açıklamasını okuyan İmamoğlu, şunları kaydetti:
Halk TV mesajı: 'Bütün dünya bunu okuyacak'Tebrik ediyorum. Çok güzel söylemiş. Bu söz Sayın Cumhurbaşkanı'na ait. Ben de buradan söylüyorum. Kim ki ya yargılaması bitmeden ya yargılaması sonuca ermeden birisi hakkında iftira atıyor. Kim ki birisi hakkında haysiyet cellatlığı yapıyor, kim ki bir insanın ailesini aşağılıyor, çocuğunu, gencini, evladını, annesini, babasını hırsız ilan ediyor; haysiyetsizdir, namussuzdur, şerefsizdir. Kim yapıyorsa...
İmamoğlu savunmasında Halk TV'ye yönelik operasyona da tepki gösterdi, Ferhan Şensoy'a atıfta bulunarak "tesadüfün iğne deliği" ifadesini kullandı.
Cumhuriyet'in aktardığına göre İmamoğlu "Sabahleyin kalktım hazırlıklarımı yaptım. Bugün telefon günümdü, haftada 10 dakika bir kişiyi arayabiliyorum. O görüşmelerimi bugün annemi babamı arayarak gerçekleştirdim. Cuma günü duruşma olacağından görüşemeyecektik. Anneciğim 'Halk TV'yi kapattılar, niye kapattılar?' dedi. Önce anlamadım. Sonra babam 'Kayyım atamışlar Ekrem' dedi. 'Ne diyeyim oğlum yakında da kulağımızı keserler' dedi. Bu memlekette çok enteresan şeyler oluyor. Ferhan Şensoy'un 'tesadüfün iğne deliği' diye bir lafı var, bugüne Halk TV kayyımı tesadüf herhalde, öyle yorumlayalım" dedi.
Halk TV'nin geniş izleyici kitlesine sahip olduğunu belirten İmamoğlu, kanala yönelik müdahalenin Türkiye'nin uluslararası itibarı ve ekonomisi açısından da olumsuz sonuçlar doğuracağını savunarak şöyle konuştu:
İktidara 'operasyon girdabı' uyarısı: 'Kurtarabilir miyiz sizi bilmiyorum'Türkiye'nin en çok takip edilen haber kanalı… En yakınındakine beş kat, altı kat fark atıyor. En çok takip edilen haber kanalının yok edilme çabası da bir akıl tutulmasının, bir zehirlenmenin sonucudur. Bütün dünya bunu okuyacak.
İktidara yönelik eleştirilerini sürdüren İmamoğlu, operasyonların siyasi sonuçları olacağını belirterek AKP'li siyasetçilere seslendi:
Operasyon bağımlısı Bakan ne yazık ki bu iktidarı da bağımlı hâle getiriyor. Operasyon bağımlılığı başladı. Yanlışlar girdabına tüm AK Parti'yi sürüklemiştir. Herkesi uyarıyorum. AK Parti'yi baştan aşağı uyarıyorum. Sizi bir operasyon girdabına sokan bir sürecin içindesiniz. Allah size akıl fikir versin.
Marifetiyle kayıplarını telafi edeceklerini, kaybettikleri her şeyi geri kazanacaklarını düşünüyorlar. Milletin güvenini kaybetmişler, milletin onlara olan inancını kaybetmişler. Bütün bunları operasyonlarla telafi edeceklerini düşünüyorlar. Zehirli sarmaşık ne yazık ki iktidarı da partilerini de zehirlemiştir. Acil tedavi ihtiyacınız var. Kurtarabilir miyiz sizi bilmiyorum.
Gazetecilere ve sosyal medya hesaplarına yönelik baskıların arttığını belirterek tutuklu gazetecilerin sıralayan İmamoğlu "Neredeyse Kuzey Kore'ye rahmet okuyacağız" ifadesini kullandı.
AKP'ye çağrı yapan İmamoğlu, "Ülkeyi operasyon cumhuriyetine çevirerek vurgunlarınızın üstünü örtmeye çalışıyorsunuz, vazgeçin" dedi.
Kitabının yasaklanma sürecini anlattı: Matbaaya önce 'bandrolsüz kitap' diye gitmişlerİmamoğlu 7 Temmuz'da sorgu sırası kendisine geldiğinde tutanaklara "savunma yapmayacağı" şeklinde yansıtılanların gerçeğe aykırı olduğunu belirterek bunun üzerine yazdığı kitabın yasaklanma sürecini de anlattı.
Yasaklanan kitabının basın sürecinde matbaaya 16 polisin gittiğini söyleyen İmamoğlu, "Bu süreci ilk kez anlatıyorum" diyerek şöyle devam etti:
Bu salonda bugün sıradan bir sorgu yapılmıyor. Bu sorgu aylardır bekleniyor. En çok da ben bekledim. Önce en başta olsun istedim, sonra en son olacaksa en son olsun istedim. Ancak süreç arzu ettiğimiz biçimde ilerlemedi.
7 Temmuz'da sorgu sırası bana geldiğinde itirazlarımı dile getirdim. Engellenmeye çalışıldım ve gerçeğe aykırı beyanlarla sorgu yaptırılmadı. Daha sonra ses kayıtlarının dökümü çıkınca gerçek ortaya çıktı. Savunma yapmayacağımı söylediğim şeklindeki tutanak tamamen gerçeğe aykırıydı.
Bu iddianameye karşı bütün bilgilerimi, hazırlıklarımı ve çalışmalarımı aziz milletime sunmak üzere geniş bir beyan hazırladım. Bu beyanın kısaltılmış hâlini derleyerek bir kitap yayımlamak istedim. Madem yargılandığım davada sesimin çıkması, sözlerimin duyulması istenmiyor, o zaman söyleyeceklerimi yurttaşlarıma yazılı olarak sunmak istedim.
Kitabın yayımlanması için bir yayıneviyle anlaştıklarını, bandrollerin alındığını ve dosyanın matbaaya ulaştırıldığını belirten İmamoğlu, baskı hazırlıkları sırasında polisin matbaaya gittiğini söyledi.
Bir yayıneviyle anlaşıldı, bandroller alındı. Bandrol alma süreci bile günlerce sürdü. Sordum, 'Böyle bir süreç midir?' dedim. 'Hayır, böyle değildir' dediler.
Bandroller alınıp matbaaya ulaştı. Tam baskı makineleri çalışmaya başladığında matbaadan telefon geldi. Matbaayı 16 polis basmış. Ellerinde kâğıt yok, gerekçe yok. 'Siz durun, bir bekleyin' demişler ve gitmişler.
Matbaa, haklı olarak devletle karşı karşıya gelmek istemediği için beklemeye başladık. Bir hafta böyle bekledik. Sonra nihayet, tam bir hafta sonra, yasaklama kararı matbaaya tebliğ edildi. Kitabın yasaklanma hikâyesinin ayrıntılarını burada ilk kez anlatıyorum. Ne bir yere yazdım ne de anlattım.
İmamoğlu'nun aktardığına göre, 25 Ağustos 2026 günü saat 17.45'te polis, kaynağı belirsiz bir istihbarat bilgisine dayanarak matbaada usulsüz ve bandrolsüz kitap basıldığı yönünde tutanak düzenledi. İmamoğlu, savcının da bilgilendirildiğini belirterek arama kararının bu tutanaktan yaklaşık beş dakika sonra verildiğini söyledi.
'Polisimizin bu düştüğü duruma o kadar üzülüyorum ki'Dosyada görev alan savcının Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'ndan bir savcı olduğunu ancak süreci Teknik ve Sınai Haklar Soruşturma Bürosu'nun yürütmesi gerektiğini belirten İmamoğlu, şöyle devam etti:
'Kitabımdan korktular'Savcı, hemen talimat veriyor. Matbaada gecikmesinde sakınca bulunan hal kapsamında arama yapılmasına. Nereden nereye gelmişiz. Doğrudan savcılık arama kararını veriyor. Kararın verildiği 25 Ağustos 2026 saat 17.00. Yani polisin kaynağı belirsiz istihbaratı tutanağa geçirmesinden 5 dakika sonra, her kanaat yerli yerine oturtuluyor. Nasıl bir kanaatse… Şaşırmamak mümkün değil. Nasıl bir hız. Konu Ekrem İmamoğlu olduğunda yargıdaki müthiş hıza kimsenin yetişmesi mümkün değil.
Savcılık diyor ki söz konusu kitap. Hangi söz konusu kitap? Polisin öyle bir bildirimi yok ki. Bandrolsüz, usulsüz kitap basılıyordu. Hayda… bandrolsüz, usulsüz kitap. Tutanakta belirli bir kitaptan söz edilmiyor. Kaç kitap, hangi kitaplar bandrolsüz basılıyor? Araştırılacak konu bu ama savcı bey asla bunlarla ilgili değil. Kendisi sadece söz konusu kitabın peşinde. Bandrolsüz kitap falan uçtu. Ellerini yüzlerine, kötülüğü bile ellerine yüzlerine bulaştırmışlar.
Gelen bilgi ne? Bandrolsüz kitap basılıyor. Savcı ne karar veriyor? Söz konusu kitapla birlikte bandrollerden de örnek alınmasına. Bandrolsüz kitap için gidiliyor ama söz konusu kitap ve bandrollerden örnek alınmasına. Hani bandrolsüz basım yapılıyordu? Olmayan bandrollerin toplanmasına mı karar vermiş savcı? Polis tabii savcının emrini yerine getiriyor. Ben 19 Mart'tan bu yana gerçekten çok sevdiğim emniyet güçlerinin, jandarmamızın, polisimizin bu düştüğü duruma o kadar üzülüyorum ki.
Bandroller bulununca soruşturma konusunun değiştiğini anlatan İmamoğlu savcının polise kitabı inceleme talimatı verdiğini belirtti. İmamoğlu "Aslında aranan delil benim kitabımdı ve yok edilmek için aranıyordu. Kitabımdan korktular. Çünkü o kitap düzmece bir davanın iç yüzünü ortaya koyuyordu. Hukuk görünümlü bir siyasi zorbalığı kanıtlıyordu" dedi.
Fon vurgunu açıklaması: Asrın yolsuzluğudurİmamoğlu fon krizine dair "Adını net koyalım, asrın soygunudur" ifadesini kullandı, vurgunun ülkeye 15-20 günlük maliyetinin 107 milyar doları aştığını belirterek "Denetimsizliğin faturası yine ne yazık ki milletin sırtına konacak" dedi.
Fon soruşturması kapsamında tasfiye edilen şirketlerin 15 gün boyunca diğer fonlarında işlem yapmaya devam ettiklerini, bu şirketlere bağlı bankaların yönetim kurulu başkanlarının Eylül sonuna kadar görevlerini sürdürdüğünü söyleyen İmamoğlu "Ne yapacaklarını şaşırdılar. Çünkü iç içeydiler. Akrabaydılar. Bir aradaydılar. Birlikte kararlar alındı. Birlikte bu süreç yönetildi" diye konuştu.
'Kendi işledikleri her suçu benim üzerime yıktılar'İmamoğlu iddianamede geçen "Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde örgüt liderinin aday gösterilmesi için fon oluşturulması amacına matuf…" şeklindeki ifadeleri hatırlatarak "'Fon' kelimesini çok seviyorlar. Ben hayatımda fonla ilgili bir işim olmadı, borsanın yolunu bilmem" dedi.
İddianamedeki "fon" atıflarına vurgu yapan İmamoğlu "Büyük bir bağ var bunu yazan ve yazdıranların fonla. Yolsuzluk fonu, seçim fonu, sistem. 4 bin sayfa boyunca bunu yazdılar. Peki fon nerede? Hesaplarında. Ailemin hesaplarını, şirketleri, yakınlarımızı aylardır didik didik ettiler. Zalimliğin tarifi yok. Eşleri, çocukları gözaltına aldılar, tutukladılar, arazileri kazdılar, evlerinin kapılarını kırdılar, kuyulara açtılar, buradaki her insanın çektiği zulmü ben biliyorum. Tek bir kuruş bulamadılar, tek bir kuruş. Çünkü o fon yok, öyle bir şey hiç olmadı. Öyle bir şey yok. Yok" diye konuştu.
"Beni yolsuzluk fonu kurmakla suçladılar. Esas yolsuzluk fonunu kurup milletin parasını aynı dönemde çaldılar" diyen İmamoğlu şu ifadeleri kullandı:
Bu yoldan geçenler, muhtemelen bu işi yapanlar ve yazdıranlar şöyle 'Ya biz yapmıştık, o yapmıştır.' Ya yok. Ben benzemiyorum, biz sana benzemiyoruz, böyle bir dünyamız ol-ma-dı. Ama gerçek bir fon varmış. Hepimizin gözünün önünde gördük. Beni yolsuzluk fonu kurmakla suçladılar. Esas yolsuzluk fonunu kurup milletin parasını aynı dönemde çaldılar. Bize o operasyonları yaparken, milleti sabahları son dakikalara uyandırırken, milletin cebinden parayı öyle götürdüler ki millet farkında olamadı.
Bu daha bulduğumuz, onu söyleyeyim. Daha ne fonlar çıkacak. Bu ülke, bu millet bunu görecek. Bu ülke, bu millet bunları görecek. Milleti soyan, yarım milyon milletin birikimini yutan o fonlardı. Onların göz yumduğu, onların adamlarının yönettiği o fonlar. Beni örgüt kurmakla suçladılar. Esas örgütü onlar kurdular.
Bakın 19 Mart darbesini ve devamında seçilmişleri hedef alan bu düzende irili ufaklı kim varsa, hepsi bu yolsuzluk fonu düzeninin bir parçasıdır. İddiayla söylüyorum. O 19 Mart darbesini ve devamında seçilmişleri hedef alan bu düzende, yazanın da yazdıranın da bu işin parçasındadır ve bu işin içindedir. Kendi işledikleri her suçu benim üzerime yıktılar, benim üzerinden tasarlayıp yazmaya çalıştılar. Fonu onların düzeni kurdu, milleti onlar soydu. Beni yolsuzluk fonu kurmakla suçladılar. Milleti soymak için örgüt kurdular. Beni örgüt kurmakla suçladılar. Diplomasız olan da onlardı, beni diplomasızlıkla suçladılar. Aynaya baktılar, gördüklerini benim adıma iddianameye yazdılar."
soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
Kaynak: Haber