İçeriğe geç
  • Dolar 49,5829 ▲ %0,08
  • Euro 55,6686 ▲ %0,14
  • Sterlin 66,2552 ▲ %0,43
  • Gram Altın 6.554,44 ▼ %0,63
  • Çeyrek Altın 10.719,38 ▼ %0,79
  • Gümüş 90,96 ▲ %0,01
  • Bitcoin 4.038.523 ▼ %1,49
  • BIST 100 11.569,35 ▲ %1,22

Gündem

Topal: Yanlış Kentleşme Selleri Afete Dönüştürüyor

Topal: Yanlış Kentleşme Selleri Afete Dönüştürüyor

Eski Mimarlar Odası İzmir Şube Başkanı Hasan Topal, dere yataklarındaki yapılaşma ve altyapı eksikliklerinin selleri afete çevirdiğini belirterek, kış öncesi kritik uyarılarda bulundu.

İzmir'de kış mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte artan şiddetli yağış uyarıları, kentin sel ve su baskınlarına karşı hazırlık düzeyini yeniden gündeme taşıdı. Yerel yönetimlerin hazırlıklarını tamamladığına dair açıklamalarına rağmen, geçmişte yaşanan afetler, yapısal riskler ve kronik altyapı sorunları nedeniyle kentin olası sel felaketlerine karşı ne kadar dirençli olduğu konusundaki tartışmalar sürüyor. Uzmanlar, küresel iklim değişikliğinin etkisiyle atmosferin ısınması ve hava kütlelerinin nem tutma kapasitesinin artması sonucunda aşırı yağışların daha sık hale geldiğine işaret ediyor.

Evrensel'de yayınlanan habere göre, Ekim ayı ortasında Marmara, Karadeniz, Ege ve Akdeniz bölgelerinde derelerin taşmasıyla yaşanan can ve mal kayıplarını değerlendiren Mimarlar Odası 39. Dönem İzmir Şube Başkanı Hasan Topal, sorunun temelinde yanlış kentleşme politikalarının yattığını vurguladı. Topal, 4-5 Kasım 1995'te 63 kişinin hayatını kaybettiği İzmir sel felaketine atıfta bulunarak, "Sel felaketi, kuş uçuşu 5-10 kilometreyi geçmeyen kuru derelerin çevresinde meydana geldi. Çok geniş havzalara ve yüzlerce kilometre uzunluğa sahip, çevresinde büyük yerleşim alanları bulunan nehirlerle daha sınırlı havzalara ve uzunluğa sahip kent içi dereleri farklı değerlendirmek gerekir" dedi.

Topal, yetkililerin afetlerin nedenini genellikle iklim değişikliği ve aşırı yağışlara bağladığını ancak asıl sorumluluklardan kaçındığını ifade etti. Eski Şube Başkanı, "Nehir ve dere kıyılarındaki yanlış kentleşme ve yapılaşma, derelerin yapılaşmayla yok edilmesi, kesitlerinin daraltılması, havzalarda doğaya yapılan olumsuz müdahaleler, altyapı yetersizlikleri ve yanlış kararlar gibi sorumluluklara hiç değinilmiyor" şeklinde konuştu. Geçmişte daha çok kırsal alanları vuran sellerin, artık metropolleri de etkisi altına aldığını belirten Topal, iklim değişikliğinin bir gerçek olduğunu ancak krize dönüştürenin hatalı insan faaliyetleri olduğunu savundu.

Doğaya yapılan müdahalelerin su tutma kapasitesini azalttığını ve yağış sularının yüzey akışına geçmesine neden olduğunu kaydeden Topal, "Bu döngüye bağlı olarak ısınma, soğuma ve yağış rejimleri de değişiyor. Nehir ve dere havzalarında yapılaşma, betonlaşma, baraj ve madencilik gibi faaliyetlerin yol açtığı ormansızlaşma ile büyük yangınlar sonucu bitki örtüsünün yok olması, doğaya yapılan yanlış müdahalelerin başında geliyor. Bu müdahaleler nedeniyle su tutma kapasitesi azalan toprak yüzeylerinde yağış sularının büyük bölümü yüzey akışına geçiyor. Kent içinden geçen derelerin kesitleri ise artan yağışlarla birlikte yükselen su debisini karşılayamıyor ve sel baskınları meydana geliyor. İklim değişikliğini ve bu doğal döngüyü krize dönüştüren, hatalı insan faaliyetleridir. Bir başka ifadeyle doğayı ve akarsu yataklarını yok eden kentleşme, yapılaşma tercihleri ve alınan kararlar krizi yaratıyor" uyarısında bulundu.

Kentlerin karşı karşıya olduğu tek tehdidin deprem olmadığına dikkat çeken Topal, afete dirençli kentler oluşturulurken sel, heyelan ve yangın gibi diğer doğal olayların da göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı. Topal, "Afete dirençli kentler oluşturulurken yalnızca deprem değil, sel, heyelan, yangın ve benzeri pek çok doğal olay da gözetilmek zorundadır. Kentlerin ve yerleşim alanlarının planlanması sürecinde doğaya saygılı bir yaklaşım benimsenerek nehir ve dere yataklarının yanlış yapılaşmadan arındırılması zorunludur. Yol ve köprü gibi yanlış planlanmış altyapıların düzeltilmesi, taşkın kontrolünü sağlayacak bent, baraj ve benzeri teknik altyapıların tamamlanması gerekir. Ayrıca havzalarda ormansızlaşmaya neden olacak faaliyetlerden kaçınılması, ağaçlandırma ve bitkilendirme çalışmalarının yapılması kesintisiz ve sürekli bir politika haline getirilmelidir. Bu nitelikte gerekli çalışmalar yapılmadığı sürece, yoğun yağışların yol açacağı sellerin afete dönüşmesi de kaçınılmaz olacaktı" ifadelerini kullandı.

İzmir özelinde değerlendirme yapan Topal, Buca, Konak, Karabağlar ve Bornova gibi yoğun nüfuslu ilçelerde çarpık kentleşme, dere yataklarındaki binalar, kot farkları ve yetersiz altyapının endişe yarattığını belirtti. Kıyı bölgelerinde ise riskin sadece yağmurdan değil, lodos nedeniyle denizin kabarmasından da kaynaklandığını dile getiren Topal, Karşıyaka, Mavişehir ve Yalı mahallelerinde deniz suyunun otopark ve bahçeleri basma tehlikesinin ciddiyetini koruduğunu aktardı. Doğal dere yataklarının tahribatına da değinen Topal, Ödemiş, Tire, Bayındır, Kemalpaşa ve Foça gibi dağlık kesimlerde tarım arazisi açmak, yol inşa etmek veya organize sanayi bölgeleri kurmak amacıyla doğal akarsu yataklarının değiştirilmesinin ve taşkın ovalarına müdahale edilmesinin suyun doğal akışını bozarak sel riskini artırdığını sözlerine ekledi.

TürkAta Haber Ajansı

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…