İçeriğe geç
  • Dolar 49,3691 ▲ %0,13
  • Euro 55,2424 ▲ %0,33
  • Sterlin 65,4061 ▲ %0,33
  • Gram Altın 6.643,07 ▲ %0,45
  • Çeyrek Altın 10.828,91 ▲ %0,40
  • Gümüş 96,02 ▲ %0,39
  • Bitcoin 4.118.229 ▲ %0,03
  • BIST 100 12.217,17 ▲ %0,55

Gündem

Kurşun kalemden kurşun geçirmez çantaya

Eğer toplumsal sorunların gerçek nedenlerini çözmek yerine korkunun etrafında yeni pazarlar yaratmaya devam edersek, yarın karşımıza kurşungeçirmez okul formaları da çıkabilir.

"Çocukları kurşunlardan korumanın yolu, sırtlarına zırh yüklemek değil; kurşuna ihtiyaç duyulmayan bir dünya kurmaktır."

Bir zamanlar bir çocuğun okul çantasında en önemli şeyler kurşun kalemi, silgisi, defteri ve kitabıydı. Çocuklar okula giderken çantalarını sırtlarına takar, arkadaşlarıyla konuşur, oyun oynar, öğretmenine yetişmeye çalışır ve ders zilinin çalmasını beklerdi.

Şimdi ise önümüze bambaşka bir tablo çıkıyor: Kurşun kalemden kurşungeçirmez çantaya...

Bu değişim yalnızca bir ürünün değişmesi değil. Asıl sorgulamamız gereken, çocukların dünyasında neyin değiştiği.

Bir çocuğun okul çantasının kurşungeçirmez olması fikri ilk bakışta "çocukları korumak" düşüncesiyle savunulabilir. Elbette hiçbir anne-baba çocuğunun zarar görmesini istemez. Çocukların güvenliği hepimizin ortak sorumluluğu.

Ancak burada çok daha temel bir soru karşımıza çıkıyor: Çocuklarımızı neden kurşungeçirmez çantalarla korumak zorunda kalıyoruz?

Bir çocuğun okula giderken sırtında kitapları ve defterleri taşıması gerekirken, onun yerine kendisini kurşundan koruyacak bir çanta taşıması bize nasıl bir toplum yarattığımızı göstermiyor mu?

Çocukların zihni, çevresinden aldığı mesajlarla şekillenir. Bir çocuğa "Okula git, öğren, hayallerinin peşinden koş" derken aynı zamanda "Ama kendini kurşunlardan koruyacak bir çanta taşı" demeye başlarsak, çocuğun zihninde nasıl bir dünya oluşur?

Okul onun için güvenli bir öğrenme alanı mı olacaktır, yoksa her an tehlikenin ortaya çıkabileceği bir yer mi? Çocuk, okul yolunda karşılaşabileceği tehlikeleri düşünerek mi yürüyecek? Çantasını sırtına taktığında kitaplarının ağırlığını mı hissedecek, yoksa "Bu çanta beni korur mu?" kaygısını mı taşıyacak?

İşte asıl üzerinde durmamız gereken mesele bu. Çocukların yalnızca bedenlerini değil, ruhlarını ve dünyaya ilişkin algılarını da korumak zorundayız. Çünkü çocukluk, korkuların normalleştirildiği bir dönem olmamalı.

Burada kapitalizmin başka bir yüzüyle de karşı karşıyayız. Toplumda bir korku veya güvensizlik ortaya çıktığında kapitalist piyasa çoğu zaman o korkuyu ortadan kaldırmak yerine, korkunun kendisini bir tüketim nesnesine dönüştürür.

İnsanlar korkuyorsa onlara güvenlik ürünü satılır.

Çocukların güvenliği konusunda kaygı varsa onlara kurşungeçirmez çanta satılır.

Yarın başka bir güvenlik sorunu ortaya çıktığında başka bir ürün piyasaya sürülür.

Bugün kurşungeçirmez çanta...

Yarın belki kurşungeçirmez okul forması...

Sonra kurşungeçirmez mont, kurşungeçirmez ayakkabı, kurşungeçirmez okul sırası...

Peki, bütün bunların sonunda ne olacak?

Çocuklarımızı koruyor gibi görünürken onları sürekli bir tehdit algısının içinde büyütmüş olmayacak mıyız?

Daha da önemlisi, güvenli bir toplum yaratmak yerine çocuklara "Kendini sen koru" mesajı vermiş olmayacak mıyız?

Bu, üzerinde ciddi biçimde düşünmemiz gereken bir çelişki.

Kurşungeçirmez bir çantanın bir çocuğa güven vermesi beklenebilir. Fakat çocuğun kendisini koruma sorumluluğunu onun omuzlarına yüklemek ne kadar doğru?

Bir çocuk toplumun güvenlik sorunlarını çözemez.

Bir çocuk şiddetin nedenlerini ortadan kaldıramaz.

Bir çocuk silahlanmayı durduramaz.

Bir çocuk toplumsal çatışmaları çözemez.

Bir çocuk güvenli okul politikaları oluşturamaz.

Çocuğun görevi öğrenmek, oynamak, merak etmek, üretmek, arkadaşlık kurmak ve hayal kurmaktır.

Çocuğun omuzlarına yetişkinlerin çözemediği toplumsal sorunların yükünü koyamayız.

Çocukların güvenliğini sağlamak toplumun, kurumların, eğitim sisteminin ve yetişkinlerin sorumluluğudur.

Çağdaş pedagojinin temel yaklaşımlarından biri, çocuğun öğrenebilmesi için kendisini güvende hissetmesidir.

Korku içindeki çocuk öğrenmeye, üretmeye ve kendisini özgürce ifade etmeye odaklanamaz.

Bu nedenle güvenlik kavramını yalnızca "kurşundan korunmak" şeklinde ele almak son derece yetersiz.

Güvenli okul; çocuğun fiziksel olarak zarar görmediği okul olduğu kadar, psikolojik olarak da kendisini güvende hissettiği okuldur.

Çocuğun öğretmeninden korkmadığı, arkadaşları tarafından dışlanmadığı, zorbalığa maruz kalmadığı, kendisini ifade etmekten çekinmediği, sorular sormaktan utanmadığı, hata yaptığında aşağılanmadığı, kimliği, dili, düşüncesi veya farklılıkları nedeniyle ötekileştirilmediği, şiddetin bir çözüm yöntemi olarak normalleştirilmediği bir okul... İşte çağdaş eğitim anlayışının hedeflemesi gereken okul budur.

Eğer gerçekten çocuklarımızı korumak istiyorsak, çözümü çocukların üzerine daha fazla koruyucu ekipman yüklemekte aramamalıyız.

Asıl soruya yönelmeliyiz: Çocuklarımızı tehdit eden koşulları nasıl ortadan kaldıracağız?

Bunun için okulların güvenliğini güçlendirmek, şiddeti önleyici politikalar geliştirmek, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerini yaygınlaştırmak, öğretmenleri kriz ve şiddeti önleme konusunda desteklemek, çocukların sosyal ve duygusal gelişimini eğitim programlarının merkezine almak gerekir.

Aileler de bu sürecin dışında bırakılmamalı.

Çocuğun yaşadığı korku, kaygı veya travma yalnızca bireysel bir mesele olarak görülmemeli. Okul, aile, eğitimciler ve toplum birlikte hareket etmeli.

Çünkü çocukların güvenliği bireysel satın alma gücüne bırakılamayacak kadar önemli bir toplumsal sorundur.

Zengin aile çocuğuna daha güvenli çanta alırken, yoksul ailenin çocuğu güvenlikten mahrum kalmamalı.

Güvenlik bir lüks ürün değil, her çocuğun temel hakkıdır.

Eğitim yalnızca bilgi aktarmak değildir.

Eğitim aynı zamanda çocuğun dünyaya nasıl bakacağını, sorunları nasıl çözeceğini ve birlikte nasıl yaşayacağını öğrenmesidir.

Bu nedenle eğitim sisteminin görevi çocuklara sürekli olarak "Tehlike var, kendini koru" demek değil; "Sorunları birlikte çözebiliriz, farklılıklarımızla birlikte yaşayabiliriz, şiddet yerine diyaloğu seçebiliriz ve daha güvenli bir toplum kurabiliriz" duygusunu kazandırmaktır.

Çocukların zihnine korku değil, çözüm koymalıyız.

Şüphe değil, güven koymalıyız.

Düşmanlık değil, dayanışma koymalıyız.

Şiddet değil, barış kültürünü yerleştirmeliyiz.

Belki de bugün yeniden kurşun kalemin anlamını hatırlamamız gerekiyor.

Kurşun kalem; yazmanın, öğrenmenin, düşünmenin ve üretmenin sembolüdür.

Bir çocuğun elinde kurşun kalem varsa, o çocuk geleceğe dair bir şeyler yazıyor demektir.

Bir çocuğun elinde kitap varsa, dünyayı anlamaya çalışıyor demektir.

Bir çocuğun okul çantasında defter varsa, geleceğine dair notlar tutuyor demektir.

Biz çocuklarımızın çantalarını ağırlaştırmak değil, geleceklerini aydınlatmak zorundayız.

Onların çantalarına zırh değil, kitap koymalıyız.

Onların zihnine korku değil, umut koymalıyız.

Onların okul yollarına tehdit değil, güven koymalıyız.

Çünkü çocuklarımızın geleceğini kurşungeçirmez çantalar değil, güvenli toplumlar ve nitelikli eğitim koruyacaktır.

Bugün kurşungeçirmez çanta satılıyor olabilir.

Eğer toplumsal sorunların gerçek nedenlerini çözmek yerine korkunun etrafında yeni pazarlar yaratmaya devam edersek, yarın karşımıza kurşungeçirmez okul formaları da çıkabilir.

Ama bizim buna vereceğimiz cevap daha fazla zırh üretmek olmamalı.

Cevabımız çok daha güçlü olmalı:

Çocuklarımızı zırhlamak yerine toplumu iyileştirelim.

Çocuklarımızı korkuya hazırlamak yerine güvenli bir gelecek hazırlayalım.

Çocuklarımızın sırtına zırh değil, umut yükleyelim.

Çünkü çocukların korunmaya ihtiyacı var; fakat onların geleceğini korumanın en doğru yolu, kurşungeçirmez bir çanta değil, kurşuna ihtiyaç duyulmayan bir toplum yaratmaktır.

Ve unutmayalım:

Bir çocuğun sırtındaki en ağır yük çanta değil, korkudur.

O yükü çocukların omuzlarından almak ise hepimizin sorumluluğudur.

(AÖ/NÖ)

Kaynak: Bianet

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…