İçeriğe geç
  • Dolar 49,1791 ▲ %0,08
  • Euro 55,4009 ▼ %0,02
  • Sterlin 65,3551 ▼ %0,02
  • Gram Altın 6.542,72 ▼ %0,76
  • Çeyrek Altın 10.850,27 ▲ %0,96
  • Gümüş 95,40 ▼ %0,92
  • Bitcoin 4.189.145 ▲ %0,47
  • BIST 100 12.270,18 ▲ %0,17

Gündem

Yoksulluğa değil, görünmesine karşılar

Dün kızımı Tunalı tarafındaki diş doktoru randevusuna götürdüğümde karşılaştığım manzara, bu ülkenin nasıl yönetildiğini gösteren küçük ama çok şey anlatan bir fotoğraftı.

Tunalı’da kaldırımlar demir bariyerlerle çevrilmiş. Bir taksiye binmek istiyorsanız kaldırımda beklemeniz yetmiyor. Bariyerlerin arkasından araca ulaşmanız imkânsız. Mecburen yolun ortasına, akan trafiğin içine doğru hamle yapmak zorundasınız. Yani bu şehirde artık taksiye binmek bile küçük çaplı bir hayatta kalma tatbikatı.

Başkent dediğimiz yer burası. Ama belli ki başkent, burada yaşayanların hayatını kolaylaştırmak için değil, protokol konvoylarının kusursuz akışı için düzenleniyor. Yurttaşa düşen ise kendi şehrinde "fazlalık" muamelesi görmek.

Mesele sadece bariyerler değil. Ankara aylardır büyük bir sahneye hazırlanıyor. Asfaltlar alelacele yenileniyor, kaldırımlar sökülüp baştan yapılıyor, dış cepheler boyanıyor, yol kenarlarına saksılar ve çiçekler diziliyor. Belki inanmayacaksınız ama özel bir havaalanı bile inşa ettiler!

İnsan ister istemez soruyor: Demek yapılabiliyordu? Peki, şimdiye kadar neden yapılmadı?

Cevap basit: İmkân yok değildi, seyirci yoktu.

Şimdi seyirci var. NATO üyesi ülkelerin liderleri Ankara’ya geliyor. Kurşungeçirmez, koyu camlı araçların içinden belki birkaç saniyeliğine dışarıya bakacak gözler için koca şehir diplomatik bir dekora çevriliyor. Kaldırımlar dekor, cepheler dekor, çiçekler dekor, yollar dekor. Vatandaş mı? O mümkünse kadrajın dışında kalsın.

Çünkü iktidarın asıl rahatsızlığı bu ülkede yarattığı derin yoksulluk değil; o yoksulluğun yabancılar tarafından görülme ihtimali. Emekli geçinemiyorsa geçinemiyor, çocuk okula aç gidiyorsa gidiyor. Bunlar iktidar açısından çözülmesi gereken toplumsal sorunlar değil, üzeri örtülmesi gereken görüntü kirlilikleri! Dert yoksulluğu bitirmek değil, saklamak. Dert çocuğun beslenme çantasını doldurmak değil, protokol güzergâhını çiçekle doldurmak.

Üstelik bu hazırlık için hayatın kendisi de askıya alınıyor. Kamu kurumları tatil ediliyor, bankalar belli bölgelerdeki şubelerinde hizmet veremeyeceğini müşterilerine bildiriyor. Sırf bu zirve için harcanan bütçesi meçhul özel alanlar inşa ediliyor. 

Peki, bu işlerin maliyeti ne? Kim harcıyor? Hangi bütçe kaleminden harcıyor? Kamuoyunun önünde açık, denetlenebilir bir tablo var mı? Yok!

Ama iş vatandaşa gelince iktidar birden mali disiplin söylemine sarılıyor. Emekliye sıra gelince “kaynak yok.” Çocuğa okulda bir öğün yemek denince “maliyet hesabı.” Çiftçiye destek denince “bütçe disiplini.” Asgari ücretliye insanca yaşam denince “enflasyonla mücadele.”

Ne tuhaf değil mi? Çocuklara bir tas çorba çok görülürken protokol güzergâhına çiçek dizmekte, emekliye insan onuruna yaraşır maaş verilemezken dış cepheleri boyamakta hiçbir sorun yok.

Bu ülkenin en büyük yalanlarından biri “kaynak yok” sözüdür. Hayır, kaynak var. Ama kime var, kime yok; bütün mesele burada. Bütçe dediğiniz şey bir muhasebe kaydı değildir. Bütçe, iktidarın vicdan haritasıdır. Kime yer açtığını, kimi dışarıda bıraktığını; kime “sabret”, kime “buyurun efendim” dediğini gösterir.

Bugün Ankara sokaklarında gördüğümüz tam da budur: Yurttaşa bariyer, protokole koridor. Çocuğa tasarruf, makyaja servet. Halka kemer sıkma, gösterişe sınırsız bütçe.

Oysa bir ülkenin itibarı boyanmış dış cephelerle, cilalanmış yollarla, dizilmiş saksılarla ölçülmez. Bir ülkenin itibarı çocuklarının aç kalmamasıyla, emeklilerinin ay sonunu korkmadan getirebilmesiyle, gençlerinin geleceğe umutla bakabilmesiyle ölçülür.

Ne kadar boyarsanız boyayın, yoksulluk o sıvaların altından sızar. 

Ne kadar çiçek dizerseniz dizin, geçim derdi o saksıların arasından kendini gösterir. 

Ne kadar bariyer çekerseniz çekin, bu ülkenin çıplak gerçeği o bariyerlerin arkasında beklemeye devam eder. Çünkü günün sonunda makyaj akar, cila dökülür. Geriye sadece saklanmaya çalışılan yoksulluk ve ekonomik adaletsizlik kalır.

Çünkü günün sonunda geriye sadece ülkenin gerçeği kalır.

Kaynak: Birgun

Sıradaki haber yükleniyor…