Yüzde 96,5'i şiddet ve tacize maruz kaldı: Ev işçileri şiddet kıskacında
İşyerleri başkalarının evi, mesaileri çoğu zaman belirsiz, yaşadıkları ise dört duvar arasında kalıyor. EVİD-SEN'in araştırmasına göre işçilerin yüzde 96,5'i en az bir şiddet ve taciz türüne maruz kaldı. Buna karşılık katılımcıların yüzde 77,8'i hiçbir şikâyet mekanizmasına başvurmadı. Yatılı ev işçilerinde haftalık ortalama çalışma süresi ise 135,3 saate ul
Ev işçisi kadınlar başkalarının evlerini temizliyor, çocuklarına, yaşlılarına ve hastalarına bakım veriyorlar. Ancak işyerlerinin aynı zamanda başkasının özel yaşam alanı olması, ev işçilerinin çalışma koşullarını büyük ölçüde görünmez kılıyor. Özellikle yatılı çalışanlar açısından iş ile özel yaşam arasındaki sınır ortadan kalkarken uzun çalışma saatlerine şiddet, taciz ve hak arama mekanizmalarına erişememe eşlik ediyor.
Ev İşçileri Dayanışma Sendikası'nın (EVİD-SEN) "Ev İşçileri için İnsana Yakışır İşler: Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacize Sıfır Tolerans" başlıklı 2026 raporu, ev işçilerinin kapalı kapılar ardındaki çalışma koşullarını ortaya koydu. Doç. Dr. Ceyhun Güler, Araş. Gör. Gizem Nur Hamamcıoğlu ve EVİD-SEN Genel Başkanı Gülhan Benli tarafından hazırlanan rapor kapsamında 252 ev işçisiyle anket yapıldı.
Araştırmada ev işçilerinin şiddet ve tacizi nasıl tanımladığı, hangi şiddet türlerine maruz kaldığı ve tanık olduğu, şikâyet yollarını kullanıp kullanamadığı ve mevcut destek mekanizmalarını ne ölçüde bildiği incelendi.
ŞİDDET İSTİSNA DEĞİL
Araştırmanın ortaya koyduğu tabloya göre şiddet ve taciz ev işçileri açısından münferit vakalarla sınırlı değil. Katılımcıların yüzde 96,5'i en az bir şiddet ve taciz türüne maruz kaldığını belirtti. Yüzde 92,6'sı ise hem kendisinin şiddet ve tacize maruz kaldığını hem de başkalarının maruz kalmasına tanık olduğunu söyledi.
Araştırmada şiddet türleri ayrı ayrı ele alındığında en yüksek oran psikolojik şiddette görüldü. Geçerli yanıt verenlerin yüzde 93,5'i psikolojik, yüzde 89,6'sı ekonomik, yüzde 87,8'i fiziksel, yüzde 86,1'i cinsel şiddet ve taciz, yüzde 82,2'si ise dijital şiddet deneyimlediğini belirtti.
Psikolojik şiddet kapsamında hakaret, aşağılama, bağırma, dışlama ve sürekli eleştiri gibi davranışlar ele alındı. Ekonomik şiddet ise ücretin ödenmemesi veya eksik ya da geç ödenmesi, fazla çalışmanın karşılıksız bırakılması ve ücret kesintisi tehdidi gibi uygulamaları kapsadı.
Araştırmaya göre psikolojik şiddete maruz kalanların oranı yüzde 93,5'e ulaşırken katılımcıların yüzde 84,5'i bu şiddet biçimini "sık sık" ya da "her zaman" yaşadığını bildirdi.
CİNSEL TACİZ VE ŞİDDET YAYGIN
Araştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri de cinsel şiddet ve tacize ilişkin veriler oldu. Cinsel içerikli sözler, davranışlar ve istenmeyen temasların birlikte değerlendirildiği araştırmada katılımcıların yüzde 86,1'i cinsel şiddet ve tacize maruz bırakıldığını belirtti.
Sıklık ölçeğinde ise katılımcıların yüzde 51,2'si cinsel şiddet ve tacize "sık sık", yüzde 30,2'si "her zaman" maruz kaldığını söyledi.
Fiziksel şiddette de yüksek oranlar kaydedildi. Geçerli katılımcıların yüzde 87,8'i fiziksel şiddet deneyimlediğini belirtirken sıklık sorusuna yanıt verenlerin yüzde 51,2'si fiziksel şiddete "sık sık", yüzde 29,4'ü ise "her zaman" maruz kaldığını bildirdi.
YATILI İŞÇİNİN MESAİSİ 135 SAAT
Şiddet ve taciz verilerine, uzun çalışma süreleri de eşlik etti. Araştırmaya katılanların yüzde 34,1'i yatılı, yüzde 30,6'sı aynı hanede kalmadan tam süreli, yüzde 21'i ajans veya aracılık şirketi üzerinden, yüzde 14,3'ü ise gündelikçi ya da yarı zamanlı çalışıyor.
Haftalık çalışma süresine yanıt veren 251 işçinin ortalaması 81,8 saat oldu. İşçilerin yalnızca yüzde 15,9'u haftada 45 saat veya daha az çalıştığını bildirirken yüzde 47,4'ünün çalışma süresi 46-60 saat arasında. Katılımcıların yüzde 32,7'si ise haftada 100 saatin üzerinde çalışıyor.
Yatılı çalışanlarda haftalık ortalama çalışma süresi 135,3 saate çıkarken medyan süre 144 saate ulaşıyor. Gündelikçi çalışanlarda dahi haftalık ortalama 49,3 saat olarak hesaplandı.
10 İŞÇİDEN 8'İ ŞİKÂYET ETMEDİ
Şiddet ve tacizin yaygınlığına karşın araştırmanın ortaya çıkardığı en belirgin sorunlardan biri şikâyet mekanizmalarının kullanılmaması oldu.
Katılımcıların yalnızca yüzde 17,5'i polis, jandarma, savcılık, sendika, dernek veya sivil toplum kuruluşu gibi herhangi bir şikâyet mekanizmasına başvurduğunu belirtti. Yüzde 77,8'i ise hiçbir yere başvurmadı. Yüzde 4,8'i şikâyet mekanizmasına ihtiyaç duymadığını söyledi.
Üstelik şiddetin ağırlaşması başvuruyu artırmadı. Araştırmada beş şiddet türünün tamamına maruz kaldığını belirten 203 kişilik grupta bile şikâyet mekanizması kullanma oranı yüzde 13,8'de kaldı.
Rapora göre sorun, işçilerin yaşadıklarını şiddet olarak tanımamasından da kaynaklanmıyor. Katılımcıların yüzde 91,7'si kendilerine sunulan 10 davranışın tamamını şiddet veya taciz olarak değerlendirdi. Buna karşın yaşananların şikâyete dönüşmesinin önünde ekonomik, sosyal ve kurumsal engeller bulunuyor.
KORKU, YOKSULLUK, ENDİŞE
Araştırmada başvurunun önündeki engeller sorulduğunda katılımcılar tek bir neden değil, birbiriyle iç içe geçen çok sayıda sorun bildirdi.
Maddi imkânsızlık ve avukat masrafı yüzde 93,3 ile en fazla bildirilen engel oldu. Bunu yüzde 92,1 ile utanç veya damgalanma korkusu, yüzde 90,9 ile başvurunun sonuçsuz kalacağı düşüncesi ve yüzde 89,7 ile işini kaybetme korkusu takip etti.
Katılımcıların yüzde 87,7'si yasal süreçlerin karmaşıklığını veya bu süreçlere ilişkin bilgisizliği, yüzde 83,7'si ise hangi şikâyet mekanizmalarının bulunduğunu bilmemeyi engeller arasında gösterdi.
DESTEK MEKANİZMALARINDAN HABERSİZLER
Başvuru sorununun bir diğer boyutu, mevcut destek mekanizmalarına ilişkin bilgi eksikliği.
Katılımcıların yüzde 59,9'u araştırmada sorulan dokuz destek mekanizmasının hiçbirini orta düzeyde dahi bilmediğini söyledi.
Araştırmada 112 Acil Çağrı Merkezi, Alo 183 Sosyal Destek Hattı, KADES, Aile ve Sosyal Hizmetler il müdürlükleri, kadın örgütleri ve sivil toplum kuruluşları, ev işçileri sendikaları ve dernekleri, baroların adli yardım büroları, polis/jandarma ile TKDF Ev İçi Şiddet Yardım Hattı soruldu.
En yüksek kullanım oranı yüzde 12,3 ile ev işçileri sendikaları ve derneklerinde görüldü. Diğer mekanizmaların kullanım oranları ise tek haneli rakamlarda kaldı.
İşçilerin yalnızca yüzde 25,8'i, yaşadıklarını paylaşabileceği güvenilir bir kişi veya kurum bulunduğunu düşünüyor. Yüzde 30,2'si böyle bir muhatabının olmadığını belirtirken yüzde 44'ü ise bu konuda emin olmadığını söyledi. Güvenebileceği bir kişi ya da kurum olduğunu söyleyenlerde şikâyet mekanizması kullanma oranının yüzde 47,7'ye çıkması da dikkat çekti. Böyle bir desteğinin bulunmadığını söyleyenlerde ise başvuru oranı yüzde 9,2'de kaldı.


***
ŞİDDETİN BOYUTU
%93,5 Psikolojik şiddet
%89,6 Ekonomik şiddet
%87,8 Fiziksel şiddet
%86,1 Cinsel şiddet ve taciz
%82,2 Dijital şiddet
NEDEN ŞİKAYET EDEMİYORLAR
%93,3 Maddi imkânsızlıklar
%92,1 Utanç ve damgalanma korkusu
%90,9 Sonuç alınamayacağı düşüncesi
%89,7 İşini kaybetme korkusu
%87,7 Hukuki süreçlerin karmaşıklığı / bilgi eksikliği
%83,7 Şikâyet mekanizmalarını bilmeme
MESAİ BİTMİYOR
81,8 saat: Tüm katılımcıların haftalık çalışma ortalaması
135,3 saat: Yatılı çalışanların haftalık ortalaması
144 saat: Yatılı çalışanlarda medyan çalışma süresi
%32,7: Haftada 100 saatin üzerinde çalışanların oranı
49,3 saat: Gündelikçi çalışanların haftalık ortalaması
ŞİDDET VAR BAŞVURU YOK
%96,5 En az bir şiddet ve taciz türüne maruz kaldı
%77,8 Hiçbir şikâyet mekanizmasına başvurmadı
%17,5 Herhangi bir şikâyet mekanizması kullandı
%59,9 Destek mekanizmalarının hiçbirini orta düzeyde dahi bilmiyor
%25,8 Güvenebileceği bir kişi veya kurum olduğunu düşünüyor
***
FAİL YALNIZCA İŞVEREN DEĞİL
Ev işçiliğini diğer çalışma biçimlerinden ayıran temel özelliklerden biri, işyerinin aynı zamanda bir başkasının özel yaşam alanı olması.
Raporda bu durumun özellikle yatılı çalışanlar açısından iş ve özel yaşam arasındaki sınırı belirsizleştirdiğine dikkat çekiliyor. İşçinin çalışma saatleri dışında da aynı hanede bulunması, sürekli erişilebilir olma beklentisini beraberinde getirebiliyor.
Ev aynı zamanda işyeri olduğunda işçi yalnızca işverenle değil, hanedeki diğer kişiler, akrabalar, misafirler, komşular ve bakım verilen kişinin yakınlarıyla da ilişki kurmak zorunda kalıyor. Araştırmada üçüncü kişilerden kaynaklanan şiddet ve tacizin yüzde 81,8'e ulaşması da bu çalışma biçiminin yarattığı özgün riski gösteriyor.
***
HUKUKİ KORUMANIN DIŞINDALAR
Raporda ev işçilerinin karşı karşıya kaldığı sorunların temelinde çalışma biçiminin hukuki ve idari olarak yeterince kapsanmamasının bulunduğu belirtiliyor.
Ev hizmetlerinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun kapsamı dışında olması, rapora göre ev işçilerinin diğer işçiler için geçerli bir dizi çalışma hakkı ve koruma mekanizmasına erişimini sınırlıyor. İşyerinin özel bir konut olması da klasik işyeri denetiminin uygulanmasını zorlaştırıyor.
Raporda bu nedenle ev işçilerinin çalışma mevzuatında işçi olarak tanınması; iş güvencesi, sosyal güvenlik, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile sendikal haklardan yararlanmasının güvence altına alınması öneriliyor.
***
RAPORDAN 6 ÖNERİ
Raporda ortaya çıkan tablo karşısında altı temel başlıkta düzenleme öneriliyor. ILO'nun 189 Sayılı Ev İşçileri Sözleşmesi ile 190 Sayılı Çalışma Yaşamında Şiddet ve Taciz Sözleşmesi'nin onaylanarak iç hukuka aktarılması bunların başında geliyor.
Ev işçilerinin çalışma mevzuatında işçi olarak tanınması, özel konutun mahremiyetini gözetirken işçiyi denetimsiz bırakmayacak denetim modellerinin geliştirilmesi, erişilebilir ve misillemeye karşı koruma sağlayan şikâyet mekanizmalarının oluşturulması da raporun önerileri arasında.
Raporda ayrıca işveren dışındaki üçüncü kişilerden kaynaklanan şiddetin dikkate alınması, ev içi şiddetin çalışma yaşamına etkilerinin tanınması, ev işçilerinin örgütlenmesinin önündeki engellerin kaldırılması ve sektöre ilişkin düzenli veri toplanması gerektiği belirtiliyor.
Kaynak: Birgun