Avrupa'da sol-sosyalist güçlerin halleri: Umutsuzluk yok
Neo faşist dalganın Avrupa'yı etkisi altına aldığı ortada. Bu durum büyük bir karamsarlık yaratmış durumda. Ancak kıtada tek onlar yok, sol da var. Die Linke Berlin'i, Avusturya'da komünistler Graz'ı aldı. İsveç'te Sol Parti Meclis'e girdi, Melenchon Le Pen ile yarışacak, Belçika İşçi Partisi %21'lere çıktı.
Bir çağ dönüşümünün arifesindeyiz. Ekonomik, siyasi, askeri, toplumsal büyük bir alt üst oluş yaşanıyor. Ekonomi-politik bize tüm bunların sebepsiz olmadığını söylüyor. Sermaye, güç, hegemonya el değiştiriyor, yeni birikim araçları ortaya çıkıyor, kapital farklı merkezlerde toplanıyor. "Eski" ölürken "yeni"nin doğum sancıları her yerde hissediliyor.
Bu sancının en yoğun yaşandığı merkezlerden birisi de Kıta Avrupası. Son Almanya eyalet seçimleri de gösterdi ki göçmen karşıtlığından, yabancı düşmanlığından, savaş politikalarından ve kapitalizmin krizinden beslenen neo faşist yapılar kıta genelinde rüzgârı arkasına almış durumda.
Aşırı sağın yükselişi iki dünya savaşının yaşandığı ara dönemdeki benzer senaryoları akıllara getiriyor. Artan otoriterlik, sosyal devletin budanması, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması sürgit gidiyor. Sağıyla soluyla "merkez" partilerin sağcılaşması popülist aşırı sağ dalgayı beslerken yaşananlar bir fasit daireye dönüşüyor, bir kısırdöngü yaşanıyor. Bir nevi tarihin tekerrürü de denebilir.
Tablo birçok açıdan karamsar. Faşizmin kara bulutları İtalya'dan İngiltere'ye, Almanya'dan Norveç'e, Fransa'dan Portekiz'e dört bir yanı esir alırken yaşananlar 20. yüzyılın önemli dönemeçlerinden olan 1929-39 sürecini hatırlatıyor.
MADALYONUN DİĞER YÜZÜ
Bu madalyonun bir yüzü. Bir de diğer yüzü var. Önder İşleyen BirGün Pazar'da "uzun zamandır emekçi halkların sistem dışında başka bir geleceğe kapı aralayacak bir mücadele içinde olmalarını, bu arayışın bir ucunda son yıllarda yükselen faşist dalganın bir ucunda da sol direnme güçlerinin olduğunu" yazdı.
Evet, Avrupa'da sadece aşırı sağ yok. Seksen yıl önce, bir asır önce faşizme "dur" diyen geniş halk kitleleri, sol-sosyalist güçler tüm bu heyula içerisinde bir şeyler yapıyorlar. Neo faşizmin ayak sesleri kıta coğrafyasını inletirken solcular, sosyalistler, ilerici güçlerin bir kez daha faşizmin kara bulutlarını dağıtabilecek güçleri var.
Son dönemlerdeki Avrupalı sol güçlerin "zaferleri", elde ettikleri kazanımlar, sandıklardaki yükselişleri dikkat çekici. Avusturya'dan Almanya'ya, İsveç'ten Belçika'ya, Portekiz'den Fransa'ya yaşananlar "umut hala yürürlükte" dedirtiyor.
BERLİN 'KIZIL'A BOYANDI
Almanya'da 20 Eylül'deki Berlin Eyalet Parlamentosu seçimlerini Die Linke (Sol Parti) yüzde 25,7 oyla kazandı. Oylarını 13,4 puan artıran Die Linke'nin adayı Elif Eralp şayet "Alman egemenleri" engellemezlerse Eyalet Başbakanı olacak. Eralp'e ve sola başarıyı getiren dinamikler barınma krizinin damgasını vurduğu başkent Berlin'de kamuculuğu savunmaları, emlak tekellerine cephe açmaları oldu. Emlak şirketlerinin elindeki evleri kamulaştıracaklarını ilan eden Eralp'li Sol Parti, ilk günden sadece Alman egemen sınıflarının değil tüm Avrupa sermaye kesimlerinin rüyalarını kaçırdı. Olası bir kamulaştırma politikasının kira-konut kriziyle sarılan Avrupa'da örnek bir model teşkil etmesinden endişe ediliyor.
Alman egemenleri günlerdir "Sol Parti"yi canavarlaştırmaya çalışırken başbakanlığın Eralp'e verilmemesi için yoğun bir kara propagandaya başvurmuş halde.
İSVEÇ'TE SOL BLOK İKTİDARA
İskandinav solunda da çarpıcı hareketlilik var. İsveç'te 13 Eylül'deki seçimde, Sosyal Demokratlar liderliğinde Merkez Parti, Yeşiller Partisi ve Sol Parti'nin oluşturduğu "sol blok" seçimin galibi oldu. Sosyal Demokratlar oyların yüzde 28'ini alarak 99 milletvekili çıkardı. Sol Parti yüzde 8,4 ile 30, Yeşiller yüzde 6,1 ile 22 sandalye kazandı.
Sol blok 349 sandalyeli Riksdag'da (Parlamento) 176 koltuk elde eden parti, sağa karşı üç sandalyelik bir çoğunluğa sahip. Burada da Almanya'daki gibi "Sol Parti" alerjisi var. Liberal-sağ Merkez Parti, Sol Parti'ye kabinede yer veren bir hükümete destek vermeyeceğini açıkladı. Sol Parti ise bakanlık düzeyinde temsil talep ediyor. Oy kaybetse de Sosyal Demokratlar 20. yüzyılın büyük bölümünde ülkeyi yönetmiş ve hâlâ en büyük parti konumunda.
BRÜKSEL'DE BİR HAYALET
Belçika'da ise sol-sosyalist Belçika İşçi Partisi (PVDA/PTB) bambaşka bir hikaye yazıyor. İşçi Partisi başkent Brüksel bölgesinde anketlere göre yüzde 21,4 ile ilk sırada, sosyal demokrat Sosyalist Parti (PS) yüzde 20,3 ile ikinci. Ülkenin Fransızca konuşulan Valon bölgesinde, sosyal demokrat Sosyalist Parti (Parti Socialiste/PS) yüzde 29 oy oranı ile birinci. Belçika İşçi Partisi'nin Fransız kolu PTB Valonya genelinde yüzde 18,9'larda. Son seçimlerde İşçi Partisi Valonya'da PTB adıyla yüzde 12,1 oy elde etmişti.
BOYUN EĞMEYENLER
En büyük devinim ise belki de Fransa'da yaşanıyor. Anketlere göre gelecek yıl yapılacak Cumhurbaşkanlığı Seçim'inde ilk kez sosyalist bir isim ikinci tura kalacak: Jean-Luc Mélenchon. Fransız egemenlerinin ve müesses nizamının "aşırı solcu" olarak kodladığı Boyun Eğmeyen Fransa'nın (LFI) lideri Jean-Luc Mélenchon'un aşırı sağcı Marine Le Pen ile kapışacak. Le Pen ilk tur senaryolarının tamamında açık ara önde yer alırken Mélenchon ikinci sıraya yükseldi. LFI hafta sonundaki Senato seçiminde de bir koltul elde etti. Mélenchon yüzde 20'lerde seyrediyor. İkinci turda merkez sağ ve solun tavrı Macron'un ardından Mélenchon'u Elysse Sarayı'na taşıyabilir.
Marttaki yerel seçimde 59 oy farkla Ulusal Cephe (RN) adayı Côme Dunis'in kazandığı Montargis'te mahkeme seçimi iptal etti. Dunis ikinci turda oyların %34,64'ünü, Fransa Komünist Partisi (FCP) adayı Bruno Nottin %33,10 almıştı.
GRAZ'DA BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ
Orta Avrupa'da ise sesiz sedasız büyük başarılara imza atılıyor.Avusturya Komünist Partisi (KPÖ) ülkenin ikinci büyük kenti Graz'ı ikinci kez kazandı haziran ayında. Steiermark eyaletinin başkenti Graz Avusturya'nın sanayi merkezi. Elke Kahr liderliğindeki KPÖ, 29 Haziran'da oylarını 7 puan artırarak yüzde 35.6 ile kaleyi korudu.
Komünistlerin Salzburg ve Innsbruck gibi kentlerde de oylarını artırmayı başardı. KPÖ Salzburg'da yüzde 11,7 oy oranıyla ikinci parti olarak Parlamento'da. Graz Belediye Başkanı Elke Kahr, barınma ve geçim krizini öncelerken ödenebilir konut, güçlü altyapı ve halkla doğrudan temas kuran belediyecilik anlayışıyla öne çıkıyor. Partili meclis üyeleri maaşların büyük kısmını doğrudan ihtiyaç sahiplerine bağışlıyor. Mahallelerde kurulan semt evleri, dayanışma ağları ve kamucu politikalara dayalı model Avrupa'daki diğer sol partilere de ilham veriyor. Almanya'da Die Linke'nin Parlamento ve Berlin seçimlerindeki başarısının temelinde de bu "model" var.
İBERYA'DA İLERİCİLER VAR
İsrail ve ABD'nin hedefindeki başbakan Petro Sanchez dolayımıyla gündemden düşmeyen İspanya'da Sumar (Sol İttifak) son seçimde %12,3 oy ile 31 sandalye elde etti. Podemos, Más País ve Yeşil Partiler dahil olmak üzere geniş sol bileşenlerin oluşturduğu koalisyonun yanında EH Bildu (Bask Solu) da %1,3 almıştı.
Portekiz'de ise geçen yılki seçimde sol ve merkez sol yelpazedeki partilerin oy oranları toplamda yüzde 32'lerde. Yeşil-sol koalisyon LIVRE %4,1 oy alarak 6 sandalye elde etti. Portekiz Komünist Partisi (PCP) ve Yeşiller birlikteliği %2,9 oy alarak 3 sandalye kazandı. Sol Blok (BE) 1 sandalye aldı. "Radikal" sol ve yeşil partilerin (LIVRE, CDU, BE) toplam oy oranı %9,0.
İtalya'da, Yunanistan'da, İrlanda'da ve daha pek çok ülkede görülmese de sol-sosyalist güçler güç biriktiriyor.
HALKA DOKUNAN SİYASET KAZANIYOR
Berlin ve Graz seçim zaferleri çıkarılacak derslerle dolu ve çok şey anlatıyor. Elif Eralp ve Die Linke yöneticileri başarının arkasında halka doğrudan temas kurmalarının yattığını söylüyor. Berlin genelinde 250 bin kişinin kapısını bire bir çaldıklarını, sokak sokak, mahalle mahalle faaliyet yürüttüklerini can alıcı temel sorunlara odaklandıklarını açıkladılar. Berlin gibi kira-barınma sorununun akut bir hale geldiği kentte emlak kartellerine savaş açan Die Linke'nin kamulaştırma vaadi etkili oldu. Bunun yanı sıra gıda sorunundan ekonomik krize ve militarist politikalara karşı yapılan itiraz gençlerin, kadınların, geçinemeyenlerin yüzünü sola dönmesine vesile oldu.
Sosyal medya çağında iletişim kanalları iyi değerlendirilse de asıl verim "konvonsiyonel" yöntemlerle elde edildi: Yüz yüze temas, kapı kapı propaganda.
Benzer başarı modelini Berlin'in rol modeli Graz'da da gördük. Elke Kahr ve genç komünistlerin gıda-kira krizine karşı kurdukları dayanışma ağları, kapı kapı, sokak sokak halkla temas kurmaları, evlere yapılan ziyaretler hepsi sonuç üretti. Merkezi mitinglere, sosyal medya videolarına, X paylaşımlarına bel bağlanmadı.
BÜYÜK DÖNÜŞÜMÜN ARİFESİNDE
Başta da belirttik, büyük bir çağ dönüşümünün arifesindeyiz. Sistem dışına itilen halklar, toplumlar yeni arayışlarda. Bu arayışlar "zıt" kutuplara çıkabiliyor. İşleyen'in de yazdığı gibi "sandıklardan hem sosyalistler hem de faşistler çıkarken" bu durumdan alınması gereken çokça ders var.
Solun, sosyalistlerin bir adres olabileceği, kitlelerle temasın, başarılı yönetimlerin, halkçı modellerin solu yeniden umut haline getirdiğini gördük.
Tabi ki gerçekçi olunmalı; "Avrupa'daki kazanımların bu haliyle gerçek bir alternatif olarak görebilmek kuşkusuz ki mümkün değil." Ancak "merkez" çökerken Almanya'da, Fransa'da, Belçika'da, İngiltere'de ve daha pek çok yerde yeni bir siyaset zemini ortaya çıkıyor. Halk katmanlarının "yeni" arayışı içerisindeyken yüzünü sola dönmeleri önemli. Ve bu da gerçek bir sol-sosyalist alternatif için önemli bir mücadele zemini sunuyor.
Kaynak: Birgun