Sermayenin insafına bırakılan topraklar 8 ili aştı: Memleket gözden çıkarıldı
Yurdun dört bir yanında yaşam alanları ruhsatlarla kuşatıldı. Neredeyse her 10 ilçeden 3'ü "gözden çıkarılan bölgeler" arasına girdi. Son dört yılda şirketlere verilen sahalar 1 milyon hektarı aştı. Sadece 2026 yılında ülkedeki 8 ilden daha büyük bir alan sermayeye devredildi.
AKP'nin madencilik politikaları ülkenin dört bir yanında toprağı, ormanı, suyu ve tarım alanlarını sermayenin kullanımına açtı. Maden ruhsatları kent merkezlerinden köylere, meralardan su havzalarına kadar yayıldı. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından 2023 yılından bu yana satışa çıkarılan alan 2 milyon hektarı geçti. Ruhsatı şirketlere satılan alan ise 1 milyon hektarı aştı.
Polen Ekoloji Kolektifi'nin MAPEG verilerini inceleyerek hazırladığı çalışma, ruhsatlandırmanın ulaştığı boyutu ortaya koydu. Maden, petrol ve doğalgaz faaliyetlerinin yoğunlaştığı 266 ilçe "gözden çıkarılan bölgeler" arasında yer aldı.
Kolektifin çalışmasına göre ruhsat sahalarının içinde ya da hemen yakınında ormanlar, tarım alanları, meralar, nehirler, baraj gölleri, köyler, mahalleler, ilçeler ve kent merkezleri bulunuyor. Yeraltı suları da madencilik faaliyetlerinin yaratacağı kirlilik ve tüketim tehdidiyle karşı karşıya.
ÜÇ YILDA 2 BİN 405 SAHA
MAPEG'in açtığı ihalelerden hareketle yayımlanan "Türkiye'de Ekstraktivizm'le Mücadele" raporunda 2023-2025 yılları arasında MAPEG tarafından ihaleye açılan ve devredilen sahalar haritalar üzerinden incelendi.
Üç yıllık dönemde 2 bin 405 ruhsat sahası ihaleye çıkarıldı, bunların bin 31'i satıldı. İhaleye çıkarılan alanların toplam büyüklüğü 1,5 milyon hektara ulaştı. Böylece Balıkesir'in yüzölçümünden daha geniş bir alan ihaleye çıkarıldı. Şirketlere devredilen alan ise 634 bin hektarı buldu. Bu büyüklük Tekirdağ'ın yüzölçümünü aştı.
Satılan ruhsatlar arasında 279 mega maden sahası yer aldı. Her biri bin hektardan büyük olan bu sahaların tamamı metalik madenlere ait oldu.
İHALESİZ DEVREDİLDİ
Şirketlere açılan maden sahaları MAPEG ihalelerinde görünenlerle sınırlı değil. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesindeki Taşınmaz Komisyonu, şirketlerin talepleri doğrultusunda devir, arama ruhsatı, işletme ruhsatı, temdit ve rödovans kararları da aldı. 2022-2025 yılları arasındaki dört yıllık dönemde yaklaşık 10 bin ruhsat sahası MAPEG ihalelerinin dışında madencilik şirketlerine devredildi.
Bu devirlerde hangi kriterlerin uygulandığı ve kamu yararının nasıl korunduğu kamuoyuna açıklanmadı. Üstelik ihale dışında devredilen sahaların haritaları ve toplam kaç hektarlık alanı kapladıkları da paylaşılmadı.
Ruhsatlandırma sürecindeki bilgi akışı da giderek daraldı. 17 Eylül 2025'ten itibaren Taşınmaz Komisyonu kararlarında daha önce açıklanan "maden grubu", "maden cinsi" ve "talebin mahiyeti" bilgileri yayımlanmadı.
NERELERDE YOĞUNLAŞTI?
Ruhsatlandırmanın boyutu yalnızca toplam hektar üzerinden ortaya çıkmadı. Kolektif, madencilik ve diğer ekstraktif faaliyetlerin ülkenin hangi bölgelerinde yoğunlaştığını da inceledi.
İhaleye açılan ve satılan ruhsatların sayısı ve büyüklüğü, mega maden sahaları, 4. grup metalik madenler, Taşınmaz Komisyonu kararları, altın madeni projeleri ve ruhsatları, ÇED projeleri ile petrol ve doğalgaz arama ve çıkarma faaliyetleri birlikte değerlendirildi. Bu veriler sonucunda Türkiye genelinde 266 ilçe "gözden çıkarılan bölgeler" olarak belirlendi.
Maraş'ta Merkez, Göksun, Çağlayancerit, Onikişubat, Afşin, Elbistan, Pazarcık ve Nurhak olmak üzere sekiz ilçe listede yer aldı. Gümüşhane'de Torul, Merkez, Kürtün, Kelkit ve Şiran; Kastamonu'da Küre, Bozkurt, Çatalzeytin, Taşköprü, Merkez, Pınarbaşı ve Tosya gözden çıkarılan bölgeler arasında gösterildi. Kütahya'da Emet, Gediz, Simav, Şaphane, Domaniç, Tavşanlı, Merkez, Altıntaş ve Aslanapa olmak üzere dokuz ilçe listeye girdi. Başkent de maden kuşatmasının dışında kalmadı. Ankara'nın Kızılcahamam, Çubuk, Haymana, Polatlı, Nallıhan, Mamak ve Kahramankazan ilçeleri gözden çıkarılan bölgeler arasında yer aldı.
8 İLDEN DAHA BÜYÜK
Toprakların şirketlere devredilişi 2026 yılında da sürdü. Şubat, Nisan ve Eylül aylarında gerçekleşen ihaleler kapsamında 372 bin 48 hektarlık toplam 472 ruhsat sahası şirketlere satıldı. Böylece yalnızca 2026 yılında tamamlanan 3 ihale ile sermayeye devredilen alanların büyüklüğü 521 bin 76 futbol sahasına denk geldi. Yalova, Kilis, Bartın, Düzce, Osmaniye, Kocaeli, Zonguldak ve Iğdır olmak üzere ülkedeki yaklaşık 8 ilin her birinden daha büyük bir alan şirketlerin insafına bırakılmış oldu.
2026 ihalelerinin ardından 2023 yılının başından bugüne MAPEG tarafından ihaleye çıkarılan toplam alan ise Van'ın yüzölçümünü aşarak 2 milyon 152 bin 521 hektara ulaşmış oldu. Aynı dönemde devredilen toplam alan ise tek başına Tokat ilinin yüzölçümünü aşarak 1 milyon 6 bin 844 hektara çıktı.
YIKIM ATIKTA DA BÜYÜDÜ
Yeni ruhsat sahaları şirketlere açılırken devam eden madencilik faaliyetlerinin yarattığı atık miktarı da arttı. Raporda yer verilen TÜİK verileri, artışın boyutunu ortaya koydu. Madencilik faaliyetlerinden kaynaklanan toplam atık miktarı 2018 yılında 812 milyon tondu. 2024 yılında ise 1 milyar tonun üzerine çıktı.
Tehlikeli atıklardaki artış çok daha yüksek oldu. 2018 yılında 11 milyon ton olan tehlikeli atık miktarı 2024 yılında 37,7 milyon tona yükseldi. Böylece tehlikeli maden atığı altı yılda üç kattan fazla arttı. Ancak 37,7 milyon tona ulaşan tehlikeli atığın nerede ve nasıl bertaraf edildiğine ilişkin bilgi kamuoyuna açıklanmadı.
BİR DE EMEK YÜZÜ VAR
Uygulanan sermaye odaklı politikalar yalnızca yaşam alanlarını vurmadı.
Sektördeki emek sömürüsü ve iş cinayetleri de çalışmanın dikkat çektiği başlıklardan biri oldu. Polen Ekoloji Kolektifi, Doruk Madencilik işçilerinin direnişiyle yeniden gündeme gelen çalışma koşullarına işaret etti.
Çalışmada her yıl yaklaşık 100 maden işçisinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği belirtildi.
∗∗∗
HER 10 İLÇEDEN 3'Ü ŞİRKETLERE
• 60 ilde 266 ilçe "gözden çıkarılan bölgeler" kapsamında.
• Her 10 ilçeden yaklaşık 3'ü: Türkiye'deki 922 ilçenin 266'sı gözden çıkarıldı.
• 107 ilçe İç ve Doğu Anadolu'da yer aldı: İki bölge tek başına toplamın %40,2'sini oluşturdu.
• En yüksek yoğunluk: İç Anadolu 54, Doğu Anadolu 53, Karadeniz 43 ilçe.
∗∗∗
YAŞANACAKLARA İLİŞKİN BİR UYARI NİTELİĞİNDE
Polen Ekoloji konuya ilişkin BirGün'e yaptığı değerlendirmede bu verilerin yakında gerçekleşecek ve derinleşecek sosyo-çevresel tahribatlara yönelik bir uyarı niteliğinde olduğuna dikkat çekti.
Kolektiften yapılan açıklamada, "Ormanlar, tarım alanları, meralar, nehirler, baraj gölleri, köyler, mahalleler, ilçeler, kent merkezleri kazılarla kirletilip tüketilecek; yeraltı suları ruhsat sahaları içinde veya çok yakınında yer alıyor.
Bu haritalara göz attığınızda, insanların ve diğer canlı türlerinin yaşam alanlarının masa başı çalışmalarla ruhsat sahalarına dönüştürüldüğünü fark ediyorsunuz. Örneğin, şu an faaliyette olan altın maden işletmeleri 20 iken, ÇED olumlu kararı almış veya ÇED sürecinde olan 118 maden projesi bulunuyor. Taşınmaz komisyon kararları ile satılan ve ÇED sürecine daha girmemiş 632 altın madeni var ve satılan ihalelerden kaçının daha altın madeni olduğunu bilmiyoruz. Bu tablo, daha kaç kez İliç faciasını yaşayabileceğimizin de habercisi" ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, şu sözler yer aldı: "Satılan ruhsatlar arasında 279 adet mega maden sahası bulunuyor. Bunlar, bin hektarın üzerinde olan devasa alanlar. Tamamı metalik madenlere ait olan bu ruhsat sahaları, artık madenci şirketler tarafından 'rutin uygulama' haline getirilen 'kapasite artırımları ile' zaman içinde yayılacakları alanları gösteriyor. Mega madenler, hem geri dönüşü olmayan sosyo-çevresel tahribatların boyutları hem de şirket kazançları ve ekstraktif sömürünün beslenmesi yönleriyle mücadelede öncelik verilmesi gereken alanlar.
Bu yaklaşan yıkımı elbette merkez kapitalist devletlerin yeşil dönüşüm, teknoloji ve militarizm politikaları çerçevesinde Türkiye ile yaptığı stratejik ve kritik mineraller anlaşmalarından, teknoloji transferlerinden bağımsız düşünemeyiz. Türkiye bu süreçte, doğa yağması ve ucuz iş gücüyle küresel tedarik zincirinin hammadde deposu ve ucuz ve güvencesiz iş gücü merkezi olarak konumlandırılmaktadır. Sermayenin işçinin sağlığını, güvenliğini ve haklarını maliyet olarak gördüğü bu düzende, maden faaliyetlerinin büyümesi daha fazla sosyo-çevresel tahribatın ve mülksüzleştirmenin yanında; daha fazla emek sömürüsü, iş cinayeti ve meslek hastalığı anlamına geliyor.
Ekstraktif saldırının her geçen gün şiddetini yükselttiği, en son Doruk Madencilik işçilerinin direnişleri ile uzun süre gündemde kalan 'emek sömürüsünün' gitgide arttığı ve her yıl 100 civarında maden işçisinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiği dikkate alınarak, direniş sadece madenden etkilenecek köylülerin omuzlarına yıkılmamalı; tüm demokratik güçler mücadeleyi sahiplenmelidir. Çıkarılan minerallerin kullanıldığı sektörlerdeki sendikalar da konuyu mücadele konusu yapmalıdır."
Kaynak: Birgun