İçeriğe geç
  • Dolar 49,1791 ▲ %0,08
  • Euro 55,4009 ▼ %0,02
  • Sterlin 65,3551 ▼ %0,02
  • Gram Altın 6.542,72 ▼ %0,76
  • Çeyrek Altın 10.850,27 ▲ %0,96
  • Gümüş 95,40 ▼ %0,92
  • Bitcoin 4.196.230 ▲ %0,65
  • BIST 100 12.270,18 ▲ %0,17

Kültür-Sanat

Kadınların bilgisi hâlâ sorgulanıyor

Chromas'ın kurucusu ve şefi Başak Doğan, müzik dünyasında kadınlara yönelik önyargıların sürdüğünü söylüyor. "Hâlâ bildiğim işi çok iyi bildiğimi kanıtlamam beklenebiliyor" diyen Doğan, müzikte kadınlara alan açmayı temel ilkelerinden biri olarak görüyor.

Tuğçe ÇELİK

2015'te kurulan Chromas, 12. sezonunda çok sesli müziği farklı türlerle buluşturmayı sürdürüyor. Topluluk, yeni sezonun ilk konserini 4 Ekim'de AKM Tiyatro Salonu'nda verecek; 12 Aralık'ta ise Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi'nde dinleyiciyle buluşacak.

Başak Doğan'a göre Türkiye'de koro müziğinin geniş kitlelere ulaşması için hâlâ yol alınması gerekiyor. Doğan'la Chromas'ın yolculuğunu, Türkiye'de koro kültürünü, birlikte şarkı söylemenin toplumsal karşılığını, kadınların müzik dünyasında karşılaştığı önyargıları ve bağımsız müzik üretiminin koşullarını konuştuk.

SINIRLARI AŞAN BİR KORO

Şefliğe Boğaziçi Üniversitesi'nde felsefe okurken müzik kulübünde başlayan Doğan, 2011'de kadınlar korosunu kurduğunda müzikte izleyeceği yolu da belirlediğini söylüyor. Üniversiteden mezun olduktan sonra Chromas'ı kuran Doğan, koronun çıkış noktasını şöyle anlatıyor: "Çok renkli bir yer olsun, tüm koristlerin kendi renkleri daha da parlasın; açık, huzurlu, her gün gelişmek isteyen, keyifle çok iyi müzik yapılan bir yer olsun istemiştim. Öyle de oldu! Bunca yıl neler neler yaşamışken bunu kocaman bir gururla söylüyorum."

Chromas'ın kuruluşuyla birlikte Danimarka Kraliyet Konservatuvarı'nda koro şefliği yüksek lisansına başlayan Doğan, bu dönemi hem şefliği hem de koronun müzikal kimliği açısından bir dönüm noktası olarak tanımlıyor: "Bambaşka bir vizyon edinirken öğrendiklerimi Chromas'a aktardım, ilham aldığım her şeyi koroyla paylaştım. Derken şeflik stilim ve anlayışım da bambaşka bir yere evrildi; hatalarla barışık, denemeyi daha çok seven, köşeleri ve tanımları tamamen yıkan bir hâl aldı. Sadece Chromas'ın repertuvarını konuşsak bile koronun türler arasındaki sınırları aşan, tanımlara uymayan, yeni, heyecanlı ve sınırları zorlayan hâlini görürüz."

TEK TİPLEŞMEYEN KALABALIKLAR

Doğan için koro yalnızca müzikal bir yapı değil; farklı seslerin kendi özelliklerini kaybetmeden yan yana gelebildiği kolektif bir alan. Giderek bireyselleşen ve kutuplaşan bir dünyada koronun toplumsal bir karşılığı olduğunu belirten Doğan, "Tam da birlikte şarkı söylemenin, özellikle de çok sesli, akapella müziğin etkisi burada çok kıymetli. Huzurla yan yana olmak; diğerinin sesine, duygusuna, müziğe ve topluluğa kattıklarına keyifle bakabilmek, birlikte şarkı söylemenin en temel hâllerinden biri. Tek tipleşmeyen kalabalıklar var olabilirse dünya daha iyi bir tarafa doğru ilerleyecek bence, yoksa hâlimiz fena! Benim ve yarattığım tüm ekipler için müzikten önce gelen şey, farklı kişi ve seslerin, farklılıkların tadını çıkararak bir arada olabilme zevkini yaşamaları" diyor.

TÜRKÇE KORAL MÜZİĞE İHTİYAÇ VAR

Türkiye'yi Dünya Koro Konseyi'nde temsil eden ve uluslararası festival ve yarışmalarda jüri üyeliği de yapan Doğan, Türkiye'deki koro kültürünü dünyadaki örneklerle karşılaştırırken hem eksiklere hem de güçlü yanlara işaret ediyor: "Bazı ülkeler özellikle koro müziğinde çok tecrübeli. Birlikte şarkı söylemek DNA'larında varmış gibi tınlıyorlar; sesleri kendiliğinden birbirine müthiş uyumlanıyor. Türkiye'de koro müziği açısından eksiklerimiz var tabii ama bu kez önce güçlü yanlarımızı konuşalım. Öncelikle biz çok yenilmeziz; devam etme kuvvetimiz çok yüksek, tekrar tekrar denemekte çok iyiyiz. Bir diğer güzellik de çok katmanlı kültürlerden oluşan bir ülkede yaşadığımız için bütün bu kültürlerin enerjisini, ruhunu ve ritmini ayrı ayrı içimizde yaşamamız. Yani bizim 9/8'imiz, 5/8'imiz gibi olmuyor hiçbir yerinki. Müzikal duyumumuz da mikrotonal bir müziğimiz olmasının etkisiyle oldukça gelişkin. Buna karşılık çok sesli müzik burada daha yeni yerini bulmaya başladığı için birlikte tınlama alışkanlığının gelişmesi adına daha çok koroya, çok sesli duyum için de daha fazla Türkçe koral müziğe ihtiyacımız var."

Koro müziğinin Türkiye'de geniş kitlelere ulaşması için uzun bir yol olduğunu söyleyen Doğan şöyle devam ediyor: "Korist ve dinleyici açısından bakınca ikisi için de alınacak çok yol, ulaşılacak çok kişi var. Koro hâlâ niş bir yerde. Oysaki koro müziği son derece kolektif; kalabalıklarla yapılıyor ve öyle olunca güzel. Çocukluktan itibaren farklı tarzlarda korolarda şarkı söyleyerek büyüyen, birlikte üretmenin, kendin olarak bütünün parçası olmanın güzelliğini yaşayan toplumlar daha şanslı bence. Bizde de daha fazla koronun kurulması, koroların her geçen gün daha açık, kısıtlardan ve yargılardan uzak olması lazım ki şarkı söylerken özgürlüğü deneyimleyebilelim. Böyle korolarda şarkı söyleyenlerin sayısı arttıkça bu müziği dinleyen, içindeki emeği ve insanın kendi sesiyle yapabileceklerini fark edenler de çoğalacak."

KADIN ŞEFLERE ÖNYARGI SÜRÜYOR

Müzikte yönetici pozisyonlarında kadınlara yönelik önyargıların sürdüğünü söyleyen Doğan, bunun farklı biçimlerini kendi şeflik deneyiminde de yaşadığını anlatıyor: "Maalesef bu çok eski bir mesele. Yöneten kişinin kadın olması, erkekleri görmeye alıştığımız pek çok pozisyonda hâlâ önce yadırganıyor. İnsanlar bu tepkilerini kimi zaman doğrudan, kimi zaman da farklı biçimlerde gösterebiliyor. Ben de şefliğim boyunca yalnızca kadın olduğum için çeşitli önyargı ve tavırlarla karşılaştım. Hâlâ bildiğim işi gerçekten çok iyi bildiğimi kanıtlamam beklenebiliyor. Bu, pek çok kadının yaşadığı ortak bir deneyim. Örneğin benim koro tınısı yaratmak konusunda teknik bilgiye sahip olduğumu her defasında yeniden anlatmam gerekebiliyor. Çok iyi bildiğim bir konunun bana anlatılmasına maruz kalabiliyorum. Bu nedenle bildiğim ve deneyimlediğim alan olan müzikte kadınlara yer açmayı, yaptığım işlerin bu hedefe hizmet etmesini ve onu beslemesini her zaman temel ilkelerimden biri olarak görüyorum."

HIZ NİTELİĞİN ÖNÜNE GEÇİYOR

Genç müzisyenlerin karşı karşıya olduğu tabloyu değerlendiren Doğan'a göre hızın belirleyici hâle gelmesi niteliği de etkiliyor: "Sektörden bağımsız olarak hayat bir yandan çok katmanlandı, diğer yandan kazandığı hız nedeniyle epey yüzeyselleşti. Müzikte de üretim kolaylaştı ancak beklentiler giderek daha zayıf bir yere yerleşmeye başladı. Kulağımız nitelikli olmayanı duymaya alıştıkça birçok kişi ürettiği işe gösterdiği titizliği de kaybediyor. Dolayısıyla hız, niteliğin önüne geçiyor. Çok hızlı tüketilen ve pek iz bırakmayan bir dünyaya doğru evriliyoruz."

Bu ortamda çok sesli koro müziğinin geniş kitlelere ulaşmasının daha da zorlaştığını söyleyen Doğan, genç müzisyenler için dinleyiciyle doğrudan ilişki kurmanın önemine dikkat çekiyor: "Tabii bütün bunlar olurken çok sesli koro dünyası daha da niş bir yerde kalıyor. Dinleyicinin sayısız yeni şarkıya ve müzik üretimine maruz kaldığı, seçmenin çok zor olduğu bir dönemde korolarımızla kendi konserlerimizi verebildiğimiz bir dünya yaratmayı başardık. Sürdürülebilir bir kariyer kurmak söz konusu olduğunda ise yetenek ve eğitimin ötesinde çok farklı değişkenler devreye giriyor. Ben de bir sosyal girişim yöneticisi olarak hâlâ bu yapıyı ülkemizde nasıl sürdürülebilir kılabileceğimi düşünüyorum. Kaynak bulmak ve bu kaynağın devamlılığını sağlamak en temel meselelerden biri."

Başak Doğan

∗∗∗

AYAKTA KALMAK FEDAKÂRLIKLA MÜMKÜN

Ekonomik koşullar ise bağımsız müzik topluluklarının sürdürülebilirliğini doğrudan etkiliyor. Doğan, bu alandaki temel sorunlardan birini şöyle anlatıyor: "Kurumların kültür-sanat alanına desteği çok önemli. Bu destek olmadan bizim gibi yapıların ayakta kalması büyük ölçüde bireysel fedakârlıklarla mümkün oluyor. Vokal Akademi'ye her hafta düzenli olarak 300'e yakın korist ve şarkıcı geliyor. Bunların çoğu genç yetişkinlerden oluşuyor ve farklı alanlarda çalışıyor. Provalarda ve atölyelerde edindikleri deneyimlerle yalnızca müzik yapmıyorlar; hatta müzik çoğunlukla bir araç oluyor. Çok seslilik, bütünün parçası olmak, birlikte hareket etmek ve iletişimlerini geliştirmek gibi deneyimler öncelikli hâle geliyor. Bu yapının sürdürülebilirliği de yalnızca bir koronun değil, yarattığı bütün bu sosyal alanın devamlılığı anlamına geliyor."

Kaynak: Birgun

Sıradaki haber yükleniyor…