Tüm oklar Saray'ı gösteriyor
Fon soruşturmasında tutuklama ve gözaltılar artarken krizin siyasi bağlantıları hâlâ karanlıkta. AKP'li eski bakanlardan genel başkan ve bakan yardımcılarına, oğul ve damatlara uzanan ilişkiler ağına rağmen iktidar, soruşturmayı belli sınırda kendinden uzak tutmaya devam ediyor. Yine de gerçeği saklayamıyorlar.
Politika Servisi
Fon soruşturmasında göstermelik gözaltılar ve tutuklamalar sürerken Saray'ın krizdeki eli "odadaki fil" gibi görmezden geliniyor.
Rejimin, karakterini inşa ettiği rant düzeninin, son noktası olan fon krizi için iktidarın tüm unsurları "seferberlik" imajı çizmek istese de yurttaş etkin soruşturma talep ediyor. AKP'li eski bakanların, partinin Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın genel başkan yardımcılarının, bakan yardımcılarının, oğullar ve damatların bulaştığı krizin ucunun çıktığı yer görülüyor. Peş peşe duyurulan tutuklamalar ve siyasi operasyonlarla girişilen dikkat dağıtma çabasına rağmen borsa dolandırıcılığının boyutu örtülemiyor.
Dün Saray'da toplanan Fon Koordinasyon Kurulu'nun ikinci toplantısı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında tamamlandı. Buradan sonra İletişim Başkanlığı'nın yaptığı açıklamaya göre, "Sermaye Piyasası Kurulunun 30 Eylül 2026 tarihli kararları çerçevesinde hesaplanacak net yatırım tutarı hesap yöntemine ilişkin ilgili kurumların çalışmaları ile Kurulun aynı tarihte fon hesaplarına ilişkin aldığı ödeme kararına yönelik ikincil düzenlemeler ve ödeme takvimi" değerlendirildi. Toplantı için ayrıca, "Çalışmaları bir süredir devam eden Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına ilişkin taslak üzerinde çalışılmış ve nihai halinin verilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlara gerekli talimatlar iletilmiştir" denildi.
'MAĞDUR' ZEYBEKCİ
Toplantı, kriz için AKP'nin SPK'yi ilk işaret edişi değil. Daha önce de 22 Eylül'de AKP Genel Merkez Ekonomi İşleri Başkanlığı, Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) görev ve yetkilerini alt alta sıralayan bir paylaşım yapmıştı. Açıklama, AKP Ekonomi İşleri Başkanı Nihat Zeybekci'nin adı geçmese de başkanlık imzasıyla yapmıştı. Zeybekci'nin adı fon soruşturmasında geçerken eski bakan kendini "Mağdur 455 bin kişiden biri" olarak tanımlamıştı. AKP'li Zeybekci'nin SPK hatırlatmasını "mağdur" sıfatıyla yaptığı anlaşıldı.
ERDOĞAN: İŞİMİZE BAKIYORUZ
Rejim kendini krizden arındırılmış bölgede tutmaya çalışırken dün konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu, "Cumhurbaşkanımız radikal bir şekilde kararını verdi. Ucu kime dokunuyorsa gereği yapılacak. Bir taraftan gerçek anlamdaki mağdurlar korunurken diğer taraftan da 86 milyonun kaynakları oraya aktarılmayacak" ifadelerini kullandı. AKP'li Erdoğan da "Son günlerde birileri, duruşumuzu çok net ortaya koyduğumuz olumsuz hadiseleri fırsat bilerek Partimize yönelik bir saldırı kampanyası başlattı. Bu tertemiz hareketi lekelemek için her yolu deniyorlar. Bunlara prim vermiyor, işimize bakıyoruz" ifadelerini kullanmıştı.
Erdoğan'a göre bu kriz de AKP'yi "lekeleyemedi". AKP'li eski bakan ve genel başkan yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya'nın, kaynağı açıklanmayan 163 milyon liralık başlangıç sermayesi ile ulaştığı 2,17 milyar TL'lik vurgunu; hisseleriyle yaptığı Özata Denizcilik'in yönetim kurulu üyelerinden İskender Balcı ise dün tutuklandı. Balcı, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik'in damadı ve BDDK üyesi Mustafa Balcı'nın oğlu.
Krizde adı geçen bir başka oğul da Erdoğan'ın 40 yıllık dostu, eski bakan Hayati Yazıcı'nın oğlu, Mustafa Yazıcı. Oğul Yazıcı'ya en büyük destek babasından gelirken bunların içinde AKP'li damadı Balcı tutuklanan isim oldu. İsmi geçenler hakkında somut adım atılmadı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in oturduğu Fon Koordinasyon Kurulu masasında, kayınpeder Osman Çelik yer almadı. Çelik en son, Finansal İstikrar Komitesi'nin 17 Eylül toplantısında masaya oturarak sermaye piyasasına ilişkin karar alanlar arasında yer almıştı.
AKP'NİN 'TÜRKİYE YÜZYILI'
Dün itibarıyla soruşturmada tutuklu sayısı 65'e çıktı, "Balıkçı İsmet" olarak bilinen ve CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün kardeşi olan İsmet Öğüt de tutuklandı. Öğüt'ün hesabından toplam 3 milyar 92 milyon 75 bin 513 TL tutarında fon çıkışı bulunduğu tespit edildi. Erdoğan'ın 'Türkiye Yüzyılı' kampanyasının mimarı eski AKP Ankara Milletvekili Ertan Aydın'ın da soruşturma kapsamında şüpheli olduğu ortaya çıktı.
∗∗∗
"TEK ADAM REJİMİ HESAP VERMEZLİĞİNE GÜVENDİ"
Mustafa Sönmez - Ekonomist
Bu rejim, 25 yılın getirdiği bir tortuyla kendisini hesap vermezlik ve cezasızlık üstüne bina etmiş durumda. Şimdi bunun rehavetiyle her şeyi yapar durumdalar. İşte son olarak da bu fon krizi aslında buna güvenerek yapılmış, AKP'li siyasetçilerin, bürokratların, iş insanlarının organize ettikleri bir süreç. "Nasılsa kimse bizden hesap soramaz ve bir ceza almayız" fütursuzluğu içinde bu işi kotarmışlar. Dolayısıyla bu, rejimin siyasetinin bir yan ürünü olarak ortaya çıkıyor.
Bir yerde zincir kopmuş, yönetmeye çalışmışlar ama yönetememişler. Zincir kopunca bütün aktörleri ortaya çıktı: Siyasi aktörleri, bürokrasisi, yakın iş insanları... Anlaşılıyor ki bu bir örgütlü suç.
Bu daha önce kamu kaynaklarını yağmalama, ihaleler, bütçeyi bir şekilde kendine yontma şeklinde seyrediyordu. Özelleştirmeler, kamu-özel işbirliği gibi... İlk defa küçük yatırımcının cebine elini atan bir vurgun yaptılar. Dolayısıyla doğrudan kamu kaynaklarını yağmalamanın dışında, küçük yatırımcıyı tokatlama şeklinde cereyan etti. Ayırt edici yanı bu. Buna nasıl cüret ettiler? Dediğim gibi: "Hesap vermeyiz, cezalandırılmayız, bu gücümüz var" diyerek bundan cesaret alıp kurguladıkları bir vurgun.
Bu defa öyle birkaç kurbanla sıyrılabilecekleri bir şey olamaz. Çünkü hadise epey örgütlü ve saçaklı. Neredeyse AKP teşkilatına haber salınmış. Herkes "Bana da, bana da" demiş. Kimisi çeşmenin altına kovayı, bardağı tutmuş, herkes bir şeylere bulaşmış. Ne alıp sattılarsa hepsi kayıt altında.
Burada tek yapacakları şey bunu kabullenip mümkün olan en az cezayla kapatmaya çalışmak, kollamak, yine yargıyı bu konuda kullanarak örtbas etmek. Üstünü tamamen kapatamazlar ama en ucuz cezayla, en hafif şekilde ve özellikle parasını kaybeden küçük yatırımcıya birtakım sus payı vererek bu işi örtmeye kalkacaklar.
Ama bu defa mızrak çok büyük. Ne yapsalar üstünü kapatamazlar. Bunu gündemden düşürmek hiç kolay değil, ayrıca seçmen tercihine de çok büyük etkisi olacak. Tabii bunun ekonominin diğer makro boyutlarına da çok ciddi etkileri olacak. Enflasyon daha da kabaracak, dışarıdan yabancı girişi ve yatırımlar azalacak, işsizlik daha çok büyüyecek. İnsanlar bunu yaşadıkça buraya referans yapacaklar.
Bu iş AKP'ye ciddi patlar. "Kapattılar" gibi bir durum olmaz. Bütün engellemelere rağmen sağır sultan bile duydu. Bunun faturası çok ciddi çıkar.
∗∗∗
"GANİMET EKONOMİSİYLE YAĞMA YAPILDI"
İbrahim Ekinci - Ekonomi Gazetecisi
Öteden beri siyasetin neyse ekonominin de o olacağını düşünüyorum. Bunu Üsküdar'daki işten, Adalar'da olup bitenden ya da genel siyasette yaşananlardan bağımsız ele alamıyorum çünkü bunlar aynı sistemin unsurları. Bu siyaset bir ganimet ekonomisi yarattı. Ganimet kavramını özellikle kullanıyorum çünkü işin bir de dini kılıfı var. Bu ahbap-çavuş kapitalizmi falan değil, doğrudan bir yağma ekonomisidir. Borsa meselesinde de ne olacağı öteden beri belliydi. Altın ithalatında kısıtlama olup içeride fiyatlar yükseldiğinde Dubai'ye koşup valizlerle altın taşıdılar. Et sıkıntısı olunca Polonya'ya koşup şirket kurdular, aşı sıkıntısı olunca yine aynı şekilde hareket ettiler.
Teknik terimlerle "kendi burjuvazisini yaratıyor" denilse de durum bunun ötesindedir. İktidarın yakın çeperinde birbirini kollayan, hatta birbiriyle yarışan bir yapı oluştu. Özellikle 17-25 Aralık sürecinden sonra bu alanın önünü tamamen açtılar. Bu mekanizma zenginlik üretirken aynı zamanda bir bağımlılık da yaratıyor. Muhalefete bu denli sert saldırmalarının sebebi bir hayat memat meselesi içinde olmalarıdır, çünkü gayrihukuki yollarla elde edilen bu servetleri nasıl koruyacaklarını düşünüyorlar.
TUĞLAYI ÇEKMEKTEN KORKUYORLAR
"Mehmet Şimşek konuştu, etti" deniyor. Peki neden önlemediler? Dokunamıyorlar, çünkü bir tuğlayı çekseler bütün duvar yıkılacak. Şu an meseleyi süzerek kontrol etmeye, etkisini küçültmeye ve üç beş kişiyi feda ederek sıyrılmaya çalışıyorlar. Tarzları bu, hiçbir berbat olaydan ders çıkarmıyorlar, çıkarmazlar da. SPK'nın başına atanan kişi hisselerin "bin kat yükselebileceğini" söylüyor. Bu zihniyetteki birinden piyasayı gözetmesini, usulsüzlüğü yakalayıp önlemesini bekliyoruz.
Umarım muhalefet dirayetli durur da bu durum kurumların restorasyonuna vesile olur ancak iktidar kanadından böyle bir adım beklemiyorum. Eski Türkiye denen dönemde bile insanlar istifa ederdi, banker krizinde Turgut Özal, Kaya Erdem istifa etmişti. Bunların motivasyonu ise çok farklı: "Devleti artık bırakmayız, devlet bizimdir" havasındalar.
Her zaman olayı küçültme ve örtme yoluna gidecekler. 17-25 Aralık'ta ne olduysa benzerini yapacaklar: Bakanları görevden aldılar, ayakkabı kutusundan çıkan parayı dahi sahibine iade ettiler. Demokratik tepki verme imkanları yok çünkü arkalarında büyük anayasa ihlalleri ve sorumluluklar var.
'REİS'İN ÇEVRESİ KÖTÜ' DEĞİL, REJİM BU
"Reis çalışıyor ama çevresi kötü" söylemi gerçeği yansıtmıyor, rejimin ta kendisi bu. Ayrıca "tek adam" hikayesi teknik olarak da mümkün değildir. Kimse inisiyatif alamıyor, bürokrasi korkudan iş yapamıyor. Yapmaya kalksalar da liyakat, eğitim, uzmanlık ve kapasite kalmadı. Kurumlara atananlar sadece rejimin bekçiliğini yapıyor, biatten başka bir özellikleri olmadığı için de işler yürümüyor.
İktidar yıpranmasın diye sürekli algıyı kontrol etmeye çalışıyorlar. Olayın hemen ertesinde muhalefet belediyelerine yönelik operasyonlara başlamaları da bu algı çabasının ürünüdür: "Onlar da kirli" algısı yaratarak hem meselenin daha az konuşulmasını sağlamak hem de kendi seçmeninin eline gerekçe vermek istiyorlar. İşin kaynağına inmek veya sorunu çözmek gibi bir niyetleri yok, tek dertleri algıyı yönetmek.
Kaynak: Birgun