İçeriğe geç
  • Dolar 49,1237 ▼ %0,04
  • Euro 55,3607 ▲ %0,02
  • Sterlin 65,3551 ▼ %0,02
  • Gram Altın 6.548,52 ▲ %0,09
  • Çeyrek Altın 10.761,81 • %0,00
  • Gümüş 96,00 ▲ %0,63
  • Bitcoin 4.244.867 ▲ %1,93
  • BIST 100 12.270,18 ▲ %0,17

Politika

Eskişehir'de Yan Yana buluşması: "Kurtuluş kendi ellerimizde"

Eskişehir'de farklı toplumsal kesimleri bir araya getirmeyi amaçlayan "Yan Yana" buluşması gerçekleştirildi. Sendikalar, meslek odaları ve demokratik kitle örgütlerinin bir araya geldiği toplantıda rejime karşı birlikte mücadelenin altı çizildi.

Ezgi Can Erhun

Saray rejimine karşı halkın birleşik mücadelesi için gerçekleştirilen Yan Yana forumları ülke genelinde sürüyor. 

Tek adam rejimine karşı ilerici, devrimci ve demokrat kesimleri ortak bir mücadele zemininde buluşturmayı hedefleyen Yan Yana forumları, temmuz ortasından bu yana ülkenin farklı kentlerinde yüzlerce kişiyi bir araya getirdi. 

Siyaseti parti salonlarından çıkarıp mahalleye, iş yerine ve kampüse taşıma çağrısı anlamına gelen Yan Yana buluşmaları bugün Eskişehir'de devam etti.

Saat 14:00'te Yunus Emre Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen forumda ülkede gelinen yol ayrımında mücadele olanakları tartışıldı.

Foruma YENİ Parti Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın, BirGün Muhabiri İsmail Arı, Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu başta olmak üzere birçok demokratik kitle örgütü ve sendika temsilcileriyle beraber, yerel inisiyatifler, mahalle dernekleri ve toplumsal muhalefetin geniş kesimleri de katılım gösterdi.

"NE DESEK EKSİK KALIYOR"

Forumun açılış konuşmasını Avukat Özgür Erhun yaptı. Konuşmasına fon skandalına değinerek başlayan Erhun şunları söyledi:

"AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya'nın ismi bir anda hepimizin gündemine girdi. Şimdi "soygun" desek, "vurgun" desek eksik kalıyor. 

İki milyar TL'den fazla bir vurgun yapılmış. Ama diyorlar ki zaten 163 milyon TL yatırmış. Şimdi nasıl bir soygun, nasıl bir vurgun? Bu ülkedeki işçilerin, emekçilerin haklarının nasıl gasp edildiğini, bizlerin paralarının nerelerde hortumlandığını, nerelere aktarıldığını aslında çok iyi gösteren bir olay olarak karşımıza çıktı.

Peki bu soygun nereden gerçekleşiyor? Bu ülkedeki işçilerin, emekçilerin, emeğiyle para kazananların, emeklilerin aylıklarından kesilen paralarla bunlar kazanılıyor.

Çok uzatmadan şimdi söyleyelim: Biz Fatma Betül Sayan Kaya'nın ismini öğrenmeye çalışırken bu ülkede ne oldu?

İki milyarlık vurgun yapılırken AYM önünde emekli bir yurttaş, para için değil, "onurumuz için" diyerek intihar etti. Soma'da madende gerçekleşen göçükte, bir iş cinayetinde beş işçi yaşamını kaybetti. Bir yandan gerçekleri yazmak isteyen T24 bir anda kapatıldı.

Her geçen gün gençler daha da geleceksizliğe sürükleniyor. Barınma hakkına dahi erişimleri ellerinden alınıyor. Hakkını arayanlar cezaevine atılıyor. Çocuklarımız ölüme terk ediliyor. Kadınlar karanlığa sürükleniyor.

Ülkenin sadece son birkaç gününü anlatmak bile bu kadar uzun sürüyor. Konuşsak saatlerce konuşabileceğimiz bir durum var ortada.

Bir diğer yandan, yan yana konumlanarak aynı zamanda bizim güzel şehrimizin, Eskişehir'imizin gündemlerini elbette yine gündeme getirecek, burada bir mücadele perspektifi mutlaka oluşturacağız.

"YAŞAM ALANLARI YOK EDİLİYOR"

"Eskişehir'e dair sadece tek bir şey söylemek gerekir. Dışarıdan örnek gösterilen, yaşanabilir bir kent olarak gösterilen bir şehir. Aslında şehre girdiğinizde, Ankara tarafından girin; Sivrihisar, Kaymaz'da madenden başlayın; Sivrihisar, Kaymaz, arkası Beylikova, arkası Alpu, Esence, arkası Alpagut-Atalan, arkası Sarıcakaya...

Bir şehrin Ankara'dan girip Bilecik'ten çıkana kadar bir yarısı komple talana, ranta, yağmaya açılmış; yaşam alanları doğrudan yok edilmeye terk edilmiş durumda.

Şimdi sayarken ne diyoruz? Laikliği savunanlar, özgürlüğü ve adaleti savunanlar, ücret talebinde bulunanlar, işçiler, emekçiler, onur mücadelesi verenler, gençler, kadınlar, havasına, suyuna, toprağına sahip çıkanlar...

Şimdi bu kadar saydığımız kesimin hepsinin bir sorunu var. Farklı farklı sorunları var ama aslında sorunun kökü aynı.

Bir grup insan, tek bir kişi etrafında, bir sarayın etrafında toplanmışlar. Bizim karşı karşıya bulunduğumuz bütün yaşam alanlarına topyekûn bir saldırıda bulunuyorlar.

"KURTULUŞ KENDİ ELLERİMİZDE"

Şimdi biz 19 Mart'ta sokaklarda söyledik, meydanlarda söyledik: "Siz saraylarda birleşirseniz biz de özgür, laik, demokratik, insanca yaşanabilir bir Türkiye'yi kurmak için muhakkak birleşiriz" dedik.

Şimdi aslında bugün mesele de bu. Bir sihirli değnekle değil, bir kurtarıcı bekleyerek değil; kurtuluş kendi ellerimizde, yan yana gelmekte, kendi inisiyatifimizde, kendi kararımızı almakta."

"BU BİR REJİM KRİZİDİR"

Erhun'un ardından SOL Parti İl Sözcüsü Hüseyin Öztürk konuştu. 

Öztürk şu ifadeleri kullandı: 

Memleketimizin gidişatı o kadar kötü ki hangisini sayacağımı bilemiyorum: Açlık sınırı altındaki asgari ücretten mi söz edeyim, yoksa geçinemediği için yaşamına son veren emekli kardeşimizden mi söz edeyim? AKP iktidarında yüzlerce kat artan ve artık sıradan adli vaka haline gelen kadın cinayetlerinden, cinsel saldırılardan m söz edeyim? Yoksa milyarlarca lirayı cebe atan borsa vurguncuları hırsızlardan mı? Ya da memleketin her yanının maden şirketlerine rant için peşkeş çekilmesinden mi söz edeyim? Saymakla bitiremediğimiz bu sorunları her gün yaşayarak görüyoruz.

Çocuklarımızın geleceği yok! Gençlerin umudu yok! Toplumsal çürüme had safhada. Devlet kurumları, tek adam rejiminin birer baskı aracına dönüşmüş ve işlevini yitirmiştir.

Tüm bunların sebebi, 25 yıllık AKP iktidarıdır ve artık ülkeyi yönetemez durumdadır. Bu bir rejim krizidir ve basit bir iktidar değişikliği meselesi değildir. Halk desteğini, seçmen desteğini çoktan kaybetmiştir. Kaybettiği bu desteği, Amerikalarda, Beyaz Saray koridorlarında aramaktadır. Oralardan gelen akılla, iktidarını süründürebilmesinin tek çaresi; muhalefeti etkisiz hale getirmek ve parçalamak! İşte yaşadığımız da budur. Gerçekte iktidar tüm gücünü kaybetmiştir. Kaybettiği bu Gücü Beyaz Saray'dan ve elinde tuttuğu iktidar olanaklarından almaktadır.

"YAPILACAK TEK ŞEY YAN YANA GELMEK"

Gerçekte asıl güçlü olan biziz! Asıl güçlü olan, halk iradesidir. İşte bu iradeyi ortaya çıkaramadığımız için yani parçalı durduğumuz için güçsüzüz. Buna karşı yapılacak olan tek şey iktidarın saldırılarına karşı yan yana gelmek!

hukuk kuralları yerine her şeyin tek adamın iki dudağı arasından çıkacak sözle şekillendiği bir rejimde adil bir seçim olmasını beklemek boş bir beklentidir. Yan Yana gelmek zorunda olmamızın amaçlarından birisi de adil, demokratik bir seçim ortamı yaratmaktır.

Biz halkız! Bizden güçlüsü yoktur. Yeter ki birlik olalım ve mücadelemizi birleştirelim!  Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz!"

"BU REJİM TAHAKKÜM DÜZENİDİR"

Sonrasında konuşan Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu ise şu ifadeleri kullandı:

Seyhan Erdoğdu

"Türkiye'de başkanlık rejimi adı altında devletin kurumlarını tek kişinin siyasi iradesine ve çevresindeki çıkar gruplarının soygun düzenine bağlayan bir iktidar yapısı yerleşmiş bulunuyor.

Fon krizindeki siyaset, bürokrasi ve şirket bağlantılarına ilişkin, üstelik de kamuoyundan büyük kısmı saklanan ilişkiler, bu soygun düzeninin son çarpıcı görüntüsünü oluşturdu.

Bu rejim, devlet gücünün ve toplumsal zenginlik üzerindeki tasarruf yetkisinin aynı elde toplandığı bir tahakküm düzenidir.

Değerli katılımcılar, Türkiye ayakta. Türkiye'nin dört bir yanında bu otoriter rejime ve kamu kaynaklarının yağmalanmasına karşı yükselen mücadeleler var.

Ancak, aynı ekonomik ve siyasi düzenden zarar görmek kendiliğinden birleşik bir muhalefet yaratmıyor. Bugünkü temel eksikliğimiz toplumsal tepkinin yokluğu değildir; tepkileri ortak bir siyasi iradeye dönüştürecek bağların yeterince kurulamamasıdır. İki temel sorunla karşı karşıyayız:

İlk olarak, yerel mücadeleler arasında dayanışma gelişse bile ortak karar, süreklilik ve ülke çapında birlikte hareket etme kapasitesi sınırlı kalıyor.

İkinci olarak, mücadele ulusal düzeye ulaştığında da siyasi iktidarı değiştirme hedefi karşısında kalıcı bir birlik oluşturamıyor.

Dolayısıyla bizim önümüzdeki görev de budur: Çoban ateşlerini birleştirmek, mücadelelerin özgün taleplerini koruyarak onları ortak bir ülke tasavvurunda buluşturmaktır. Cumhuriyetin temel ilkelerini yurttaşların gündelik yaşamındaki somut güvencelerle birlikte savunmaktır. Hedefe siyasi iktidarı koymaktır.

Değerli katılımcılar, bu iktidar hedefiyle yan yana gelişin, buradaki bu yan yana gelişimizin iki temel koşulu olmalıdır:

Birincisi, bu ortak mücadelenin temel ilkelerini en geniş bir demokratik uzlaşmaya imkan verecek şekilde belirlemeliyiz. Laiklik, demokratik ve sosyal hukuk devleti, eşit yurttaşlık, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, temel hak ve özgürlükler, emeğin hakları ve parlamenter rejim bu ortak zemini oluşturmalıdır. Bu ilkeler farklı siyasi geleneklerin birlikte savunabileceği bir demokratik dönüşüm programının esasıdır.

"BİRLEŞİK MUHALEFET KENDİLİĞİNDEN DOĞMAZ"

Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler bu hedefin somut mücadele alanıdır. Seçimlere hazırlık, bugünden halkın örgütlü gücünü büyütmek anlamına gelmelidir. Bu güç, muhalefetin ortak ilkeler etrafında hareket etmesini sağlayabilir, seçim güvenliğini kurabilir, iktidar değişiminden sonra da verilen sözlerin takipçisi olabilir. Bugün yaptığımız, bu ihtiyacı ve talebi dile getirmektir. Sonraki adım onu örgütlü bir siyasi iradeye dönüştürmektir.

Ama unutmayalım; bu birleşik muhalefet kendiliğinden doğmaz, inşa edilir. Sendikalarda, meslek odalarında, üniversitelerde, mahallelerde, kadın örgütlerinde, ekoloji platformlarında günbegün sabırla inşa edilir. Çoban ateşlerinin her birinde hak arama mücadelesi birikiyor. Onların bütün ülkeyi aydınlatması aralarında kurulacak örgütlü bağa ve ortak siyasi yöne bağlıdır."

"BİRBİRİMİZE İHTİYACIMIZ VAR"

Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Başkanı Nazan Aksaray ise şunları söyledi: 

Nazan Aksaray

"Bu ülkenin birikimi çok büyük. Emeğimiz, bilgimiz, yaratıcılığımız ve dayanışma deneyimimiz var. Bunları ortak bir iradeye dönüştürebiliriz. Bunun için sabra, açıklığa ve birbirimize güvenmeye ihtiyacımız var.

Biz hekimler, insan yaşamını korumak için çalışıyoruz. Yaşamı koruma çabamız bizi halkın sağlık hakkını, emeği, doğayı, özgürlüğü ve barışı savunan herkesle buluşturuyor.

Çocukların geleceğe güvenle baktığı, gençlerin kendi ülkelerinde bir hayat kurabildiği, kadınların özgür ve eşit yaşadığı, emekçilerin insanca koşullarda çalıştığı bir ülke için sorumluluk almaya hazırız.

Bugün buradan birbirimizin sesine güç katarak ayrılmayı diliyoruz.

Halkın sağlık hakkı için, eşitlik için, özgürlük için, adalet ve barış için yan yanayız."

"BOYUN EĞMEMELİYİZ"

BirGün Muhabiri İsmail Arı ise şunları aktardı:

"Ben biraz alanımdan, medyadan bahsetmek istiyorum. Çünkü ülkede yargıyla bir korku imparatorluğu yaratılırken bir taraftan da yandaş olmayan; bağımsız, özgür medya yok edilmek isteniyor. Ve hakikaten medya için çok kritik bir eşik aşıldı bence, çok kritik bir döneme girildi.

T24'e son olarak bir kapatma kararı verildi ve Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilen bu karar T24'e, avukatlarına savunma hakkı bile verilmeden tamamen keyfi hukukla Türkiye'nin en köklü, en fazla tıklanan, okunan haber sitelerinden biri tek bir kararla kapatıldı.

Sulh Ceza Hakimlikleri adeta bu erişim engeli kararları için çalışıyor gibi. Sadece geçen ay 1200 sosyal medya hesabına erişim engeli kararı verilmiş.

Bizim buna, bu yapılanlara teslim olmamamız lazım. Boyun eğmememiz lazım. Dediğim gibi bu iktidarın kuşatması dalga dalga devam edecek. O yüzden biz bir olalım, bir arada olalım, teslim olmayalım, boyun eğmeyelim diyorum ve tıpkı burada tartıştığımız gibi yan yana gelip mücadele etmemiz lazım diyorum."

Makina Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi Başkanı Nergis Uygun, mühendislerin giderek ağırlaşan çalışma koşullarına ve emeğin değersizleştirilmesine dikkat çekti.

"Ben bir makine mühendisiyim. Biz mühendisler; ülkenin sanayisini kuran, üretim süreçlerini geliştiren, teknolojiyi tasarlayan ve ülkenin geleceğini inşa eden meslek insanlarıyız" diyen Uygun, bugün mühendislerin önemli bir bölümünün yaşam mücadelesi verdiğini söyledi.

Mühendislik eğitiminin, sorumluluğunun ve mesleki risklerinin karşılığını alamadığını belirten Uygun, "Mühendisler yoksullaştırılırken ülke kalkınamaz" dedi. Genç mühendislerin düşük ücret, güvencesizlik ve işsizlik kaygısıyla karşı karşıya olduğunu belirten Uygun, bu durumun nitelikli iş gücünün yurtdışına yönelmesine yol açtığını ifade etti.

Üretim, yatırım ve Ar-Ge alanlarının daralmasının mühendislerin çalışma alanlarını da daralttığını vurgulayan Uygun, "Üretim yoksa mühendislik alanları daralır. Ar-Ge yoksa mühendis işsizleşir. Yatırım yoksa teknoloji gelişmez, teknoloji gelişmezse dışa bağımlılık artar" diye konuştu.

"ERDOĞAN GELDİĞİ GİBİ GİDECEK"

YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın şu ifadeleri kullandı:

Gökhan Günaydın

"Bize diyorlar ki: 'Durup durup Erdoğan'la uğraşıyorsunuz.' Erdoğan'la uğraşmıyoruz, Erdoğan kim ki? Biz dünyada ve Türkiye'de oluşan rejimle uğraşıyoruz. Erdoğan geldiği gibi gidecek, başka çaresi yok. Ama dünyada ve Türkiye'de yaratılan rejimle derdimiz var. O rejimi bu topraklardan, bu mücadelenin kadim topraklarından sonsuza kadar ittirmek, attırmak istiyoruz; derdimiz budur.

Şimdi bizim karşı karşıya bulunduğumuz tablo şudur: Bunların bize çizdiği hayırsever monarşi tablosunun içine girecek miyiz, yoksa 1968'de dediğimiz gibi 'Yanki go home' mu diyeceğiz? Önemli olan budur, bu tabloyla karşı karşıyayız.

Bir kere daha atıf yapıyorum: Bu nedenle derdimiz Erdoğan değil. Erdoğan'a biçilen bir rol var, o rol bugün birisi tarafından oynanıyor, yarın bir başkasına oynatılmaya çalışılacak. Derdimiz dünyadaki ve bölgedeki bu rejimdir, bu rejimin doğurduğu sonuçlardır.

Şimdi buranın Türkiye'ye yansımasına bakalım. Hızla spekülatif bazı şeyler söyleyeceğim. Erdoğan'ın karşısında olanlar, yanında olanlar... Bunlar nasıl değişiyor?

Şimdi, inanın spekülasyon için söylemiyorum, sadece bilince çıkartmak için söylüyorum. Şimdi de Atatürk'ün partisini Erdoğan'ın yanında hizalamaya çalışıyorlar. Mesele buna 'evet' mi diyeceğiz, 'hayır' mı diyeceğiz? Mesele budur, mesele budur.

"REJİMİN KARŞISINDA OLDUĞUMUZ İÇİN BAŞIMIZA GELMEYEN KALMADI"

Değerli dostlar, biz bu rejimin karşısındayız. Bu rejimin karşısında olduğumuz için ve bu rejimi dönüştüreceğimiz, değiştireceğimiz, yerine halkın iktidarını kuracağımız belli olduğu için, yürüyüşümüz ve yolumuz ona doğru olduğu için bu partinin başına gelmeyen kalmadı. 19 Mart'ta Ekrem İmamoğlu'nu gözaltına aldılar ve tutukladılar. Birbirimize teşekkür edebiliriz, acayip işler yaptık. Saraçhane'de bir hafta miting yaptık, Türkiye'de yüzden fazla miting yaptık.

BARİKATI AŞANLARA TEŞEKKÜR

Asıl teşekkür edilmesi gereken, tek başına değil ama en önce teşekkür edilmesi gereken bir grup var. 19 Mart'ta Saraçhane'de topu topu 3000 kişiydik, 4000 kişiydik; saatler 12'yi, 1'i gösteriyordu. Akşama miting kararı aldık ama tarihi yarımadaya giden bütün yollar kapatılmıştı. Kim gelecekti? Çünkü gelebilenler ancak yürüyerek gelebileceklerdi. Gözümüz yollarda, bakıyorduk. İşte yönetiminden utanç duyduğum —diplomayı iptal ettiği için— ama mezun olarak da gurur duyduğum İstanbul Üniversitesi'nin öğrencileri barikatları yıktılar ve geldiler. Bugün demokrasi varsa o çocuklara borçlu!

Bu şunu gösteriyor arkadaşlar: Gençler, kadınlar, 'hayır' diyenler, emekliler, işsizler, işçiler, köylüler... Biz, biz bir yeni dünya kurabiliriz. Ve bu yeni dünyayı siyasal partileri takip ederek, onları biçimlendirerek, onların yapacaklarını ve yapmayacaklarını onlara öğreterek kurabiliriz. Ben bir partinin grup başkanvekili olarak söylüyorum. Sadece ana muhalefet partisinin grup başkanvekili olarak değil, Türkiye'nin birincisi partisinin grup başkanvekili olarak söylüyorum: Bizim partimizin de gençlerin, kadınların dışarıdan yön vermesine, belirlemesine ihtiyacı vardır; bütün partilerin ihtiyacı vardır, bu böyle olmak zorundadır.

Şimdi Yeni Parti, tek başına birinci parti, güzel. Her şeyi YENİ parti yapamaz. Bir, ona bu yükü yüklemek doğru değil. İki, tek başına ona o işlevi ile baş başa bırakmak da doğru değil.

O halde o insanların hem bizi denetleme ama aynı zamanda en azından yapmamız gereken ortak işlerde beraber olma gibi bir görevi var. O görevi o zaman bugünden başlayarak en geç 1,5 yıl sonraya kadar, yani en geç 2028'in Mayıs'ına kadar tanımlamak zorundayız.

"HEP BERABER MÜCADELE"

Nedir o tanımlama? Sokağa sahip çıkmak. Mahalleye sahip çıkmak; fabrikaya, tarlaya sahip çıkmak. Yaşam alanlarımıza, özgürlüğümüze sahip çıkmak ve bunun için hep beraber mücadele etmek. Yani X partisi miting kararı aldı, Y partisi şunu yaptı demeden "Ben şunu istiyorum" diyebilmek.

Bugünden itibaren Erdoğan'ın erken seçimine "evet" demek, Erdoğan'ın yeniden seçime girmesine "evet" demektir. Gerekçen ne olursa olsun buna "hayır" diyebiliyor musun? Memleketin yeni bir anayasaya ihtiyacı var mı? Evet, var. Ama bu anayasa Erdoğan'la ya da Devlet Bahçeli ile yapılabilecek bir anayasa değildir. Bunları göndeririz, ondan sonra oturur bu memleketin toplumsal mutabakatını hep beraber yaparız. Var mıyız?"

"SEÇİM DEĞİL MÜCADELE"

Eskişehir Ekoloji Derneği Başkanı Fatma Filiz Özkoç ise şunları söyledi: 

"Yakın zamanda çıkarılan 'Maden Yasası', ÇED yönetmeliklerindeki değişiklikler, acele kamulaştırma kararları, çıkan orman yangınları, bir gecede halkı mülksüzleştirmiş ve yaşam alanlarına çöküldüğünü gösteriyor.

Maalesef bugün hem memleketimiz hem de Eskişehir bunlarla karşı karşıya.

Halka sorulmadan, onun iradesi alınmadan, hatta Ankara'ya gönderdiğimiz temsilcilerin bile fikri sorulmadan, doğal kaynaklarımız, temel yaşam unsurlarımız peşkeş çekilmek isteniyor.

Halbuki bu projelerin hiçbirinde de kamu yararı yok. Bir gecede acele kamulaştırılan topraklarla ne bir okul, ne bir hastane ne de bir yol yapılacak. Kamu yararı dedikleri şey altın – gümüş madenlerinin çıkarılması. Bir vatandaşın toprağına el konulması hangi kamu yararıyla açıklanabilir?"

Eğer bu politikalar devam edecekse artık bundan sonra bizler bugün muhalefetten de söz değil yasa değişikliği, vaat değil güvence, seçim değil şimdi mücadele istiyoruz.

"KIZ KARDEŞLERİMLE YAN YANA GELMEK İSTİYORUM"

Üniversite öğrencisi Nehir ise şunları söyledi:

"Genç öğrenci bir kadın olarak hepimizin yaşadığı sorunlara değinmek istiyorum. Elbette ki tüm kadınlar olarak ülkede yaşadığımız sorunlar aynı. Ben sadece öznesi olduğum için kampüs ve yurtlarda öğrenci kadın kimliği ile yaşadığımız sorunları anlatmak için buradayım.

Kutsal aile yılı olarak adlandırdıkları yılda birden fazla kez KYK kız yurtlarında tacizler yaşandı, kampüslerde kadınlar öldürüldü ve failler ellerini kollarını sallayarak bu alanlara girmeye devam edebildi. Bunlar basit bir güvenlik zafiyeti değil, kadınların yaşam hakkını hiçe sayan politik bir tercihtir.

Bizler farkındayız ki kurgulanan bu güvenlik masalları aileyi korumak için değil, erkek egemen düzenin bekasının sürdürmek için var. Bir yandan hayatlarımız makbul kalıplara sokulmaya çalışılırken diğer yandan şiddet, eşitsizlik ve cezasızlık kök salmış durumda.

Geçtiğimiz haftalarda da ailem güvende operasyona adı altında LGBTİ + bireylere, kadınlara sindirme ve yıldırma politikaları dayatılırken failler kollamaya devam ediliyor. Kadınların kolyesini, kılığına, kıyafetine müdahale etmekten hiç vazgeçmeyen, renklerden ve mutluluktan korkan ve nefreti yayan böyle bir düzende her gün yaşarken biliyoruz ki kadınlar bu çürümüş zihniyeti altüst edecek. Bu zihniyetin ve erkek egemen rejimin yok saydığı çok büyük bir gerçeklik var; bizler direnmeyi, mücadele etmeyi hayatta var olduğumuz ilk günlerden biliriz. Tüm "sen yapamazsın, sen bilemezsin"lere karşı inatla, en iyisini ve en güzelini yaratıyoruz. Birbirimizden aldığımız güçle, kız kardeşliğimizle ayakta kalıyoruz. Hayatın her alanında sağladığımız dayanışmamızla yaşanılabilir dünyamızı yaratıyoruz.

Şimdiyse tüm kız kardeşlerime direnişin en güzelini sokaklarda, meydanlarda, kampüslerde, yaşamın her alanında yan yana gelerek örmeye çağırıyorum."

"MUTLAKA BİZ KAZANACAĞIZ"

Tüm Emeklilerin Sendikası Eskişehir Şubesi Başkanı Ali Paşa Şanlı şu ifadeleri kullandı:

Ali Paşa Şanlı

"Ülkemizde bu ekonomik krizin derinleştiği bu dönemde sokakları özgürleştiren emekliler. Çünkü bu ekonomik krizi en kötü halleriyle emekliler ve asgari ücretliler yaşıyor.

Toplam 17 milyon emeklinin ortalama maaşı ise 25-26 bin civarında.

Eylül ayı verilerine göre yoksulluk sınırı 125 bin liraya dayanmış. Bekar bir çalışanın yaşamını sürdürebilmesi için Eylül ayı BES-AR verilerine göre 80.863 lira aylık gelirinin olması gerekiyor.

Düşünün artık emeklinin aldığı maaşla asgari ücretin 28.075 lira olduğu bu koşullarda... En derin ekonomik krizin gerçekten sanki emeklilermiş gibi emeklilere yüklendiği böyle bir ceberut anlayışla da mücadele ediyoruz.

Ve 17 milyon emekli eşleriyle birlikte 34 milyon seçmen yapıyor. Çevresiyle birlikte 40 milyon seçmen yapıyor. Bunun bilincindeyiz. Eğer gerçekten sandığı önümüze koyarlarsa seçimi emekliler belirleyecek. Koymazlarsa ama o sokaktaki mücadeleyle mutlaka yine bu emeklilerle birlikte, birlikte mücadelemizi kazanacağımıza inanıyoruz.

Biz özellikle gençler, kadınlar, doğaya sahip çıkanlar, havamıza, suyumuza sahip çıkanlar, yer altı, yer üstü kaynaklarımıza sahip çıkanlar olarak bu mücadelede biz emekliler her alanda varız. Eskişehir'de bu birleşik mücadelenin somut örneklerini yaşayan bir iliz biz.

Sizlerden de bu mücadelede evde oturmaktan çok artık sokakta bizimle birlikte olmanızı istiyoruz. Ve şuna inanıyoruz: Biz birlikte yan yana gelirsek, birlikte olursak tüm bu ceberut yönetime, bu haksız, adaletsiz tek adam rejimine inat; çocuklarımıza, torunlarımıza kardeşçe, birlik ve beraberlik içinde yaşayabilecekleri, demokratik bir ülkede onurla, onurlu yaşayabilecekleri bir ülkeyi mutlaka yaratabiliriz. Böyle bir gücümüz var ve bu gücümüzü biliyoruz. Ve emekliler olarak bu mücadelede, birleşik mücadelenin büyümesinde her zaman yan yana olacağız, omuz omuza olacağız ve mutlaka bizler kazanacağız."

Kaynak: Birgun

Sıradaki haber yükleniyor…