Geleceksizlikte ortaklaşan öfke
Fransa'da öğrencilerin bütçe kesintilerine ve geleceksizliğe karşı başlayan öfkesi büyüyor. Sorbonne Üniversitesi'nden Kılavuz'a göre farklı toplumsal hoşnutsuzlukların birbirine bağlanabileceği bir zemin oluşuyor.
Umut Can FIRTINA
Fransa'da lise öğrencilerinin kemer sıkma politikaları kapsamında eğitim bütçesi, öğretmen ve personel eksikliği, kalabalık sınıflar ve okulların bakımsızlığına tepkiyle geçen hafta başlattığı gösteriler tüm hızıyla sürüyor.
Paris'te Eğitim Bakanı Geffray ile görüşen öğrenciler, eylemlerini sürdürme kararı aldı. Lise Sendikası Birliği (USL) Başkanı Ryad Rani "Liseliler bu hükümetten somut adımlar bekliyor ve bugün bunları alamadık" dedi. Rani, Geffray'nin görüşmede eğitim konusunda 2027'de düzenlenecek cumhurbaşkanı seçimlerini beklemelerini söylediğini dile getirdi.
İKTİDAR 'ÖNCE SEÇİM' DEDİ
Öğrenci Birliği (UE) Genel Sekreteri Eloise Lefebvre-Milon ise hükümetin stratejisinin, kendilerini seçimlerden önce başka bir görüşme yapmak üzere çağırmak olduğunu belirtti.
Bunun talepleri karşısında yetersiz olduğunu vurgulayan Lefebvre-Milon, "Dün ivme kazanan öğrenci hareketi şimdiden tarihi nitelikte" dedi. Eylemlerde yaşanan şiddetle ilgili Lefebvre-Milon, "İlk şiddet polislerden geliyor" dedi.
***
DİRENİŞİN ASIL ÖZNESİ GENÇLER
Paris Sorbonne Üniversitesi'nden Sosyolog Pınar Kılavuz, Fransa'daki öğrenci protestolarının arka planını BirGün'e değerlendirdi:
Bugün yaşananları anlamak için önce öğrencilerin söylediklerine dönmek gerekiyor. Çünkü kamuoyu tartışması çok hızlı biçimde şiddet, polis ve Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) üzerine kaydı. Oysa hareketin çıkış noktasında çok somut eğitim sorunları var.
Bu hareket yalnızca birkaç günlük bir öfke patlaması ve yalnızca siyasi partilerin yönlendirdiği bir hareket de değil. Özellikle lise öğrencileri son derece somut sorunlarla sokağa çıktılar.
Öğretmen eksikliği, gelmeyen öğretmenin yerine kimsenin gelmemesi, kalabalık sınıflar, okul psikoloğu ve hemşireye erişim zorluğu, kötü durumdaki okul binaları, ağır ders programları, kantin ve çalışma koşulları, Parcoursup'un* yarattığı kaygı…
En temel taleplerden biri öğretmen eksikliği ve gelmeyen öğretmenlerin yerine öğretmen bulunmaması. Bu tartışmanın arkasında öğretmen kadrolarının azaltılması var. Hükümet bunun temel nedeninin öğrenci sayısındaki demografik düşüşü olduğunu söylüyor.
Öğrencilerin ve eğitim çalışanlarının buna karşı sorduğu soru ise bana göre son derece anlamlı: Madem öğrenci sayısı azalıyor, neden bu demografik düşüşü öğretmen sayısını azaltmak yerine sınıfları küçültmek, yerine öğretmen bulma problemini çözmek ve daha iyi bir eğitim hizmeti sağlamak için kullanmıyoruz? Bu noktada mesele yalnızca bütçe hesabı değil, siyasi tercih meselesine dönüşüyor.
Burada sosyoekonomik boyutu özellikle vurgulamak gerekiyor. Çünkü aynı sorun herkesi eşit biçimde etkilemiyor. Ailesinin ekonomik olanakları güçlü olan bir öğrenci eksik dersi özel dersle, psikolojik desteği özel sektörden veya kötü çalışma koşullarını evindeki imkânlarla kısmen telafi edebilir. Düşük gelirli ailelerden gelen öğrenciler için ise okulda sunulmayan hizmetin yerine koyabilecek başka bir mekanizma çoğu zaman yok. Bu nedenle kamu okulundaki kaynak eksikliği aynı zamanda toplumsal eşitsizliği artırabiliyor.
Öğrencilerin her gün yaşadığı bu problemler, özellikle banliyölerde daha katmanlı. Saint-Denis gibi sosyo-ekonomik durumun düşük olduğu bölgelerde öğrenciler sadece "Öğretmen istiyoruz" demiyor, "Neden bizim okulumuz Paris'in merkezindeki bir okul kadar iyi koşullara sahip değil?" diye soruyor. Yani mesele giderek eğitim kalitesinin ötesinde bir eşitlik meselesine dönüşüyor.
Parcoursup* da önemli bir başlık. Birçok liseli, eğitim koşullarındaki eşitsizliğin üniversiteye geçerken de kendilerini takip ettiğini düşünüyor. Üniversite öğrencileri ise bunun devamında üniversitelerin finansmanını, kayıt ücretlerini, barınmayı, APL'yi (kira yardımı) ve öğrenci yoksulluğunu gündeme getiriyorlar.
Üniversite öğrencilerinin desteği de burada önemli. Üniversitelerde de blokajlar ve eylemler var. Paris-VIII öğrencilerinin Saint-Denis'de liselilerin yanına gitmesi gibi doğrudan dayanışma örnekleri gördük. Bu, gençlerin "Aynı eğitim sisteminin farklı aşamalarında benzer bir geleceksizlik yaşıyoruz" duygusunun ifadesi.
İşçiler ve kamu çalışanları da başka bir yerden aynı tartışmaya bağlanıyor. Ücretlerin dondurulması, personel eksikliği ve kamu hizmetlerinin zayıflaması onların gündeminde. Dolayısıyla herkes aynı taleple sokakta değil; ama farklı kesimler kamu hizmetlerinin gerilemesi ve sosyal eşitsizlikler konusunda ortaklaşıyorlar. Bugün önemli olan da bu.
Gençler yalnızca daha fazla para istemiyor; normal koşullarda okuyabilecekleri, öğretmeni, destek personeli ve işleyen binaları olan ve ailelerinin sosyal konumunun eğitimlerinin kalitesini bu kadar belirlemediği bir kamu eğitimi istiyorlar.
Öğrenci hareketinin en ilginç tarafı, örgütlenme biçimi. İlk mobilizasyonlar belirli liselerin kendi sorunları üzerinden başladı. Ardından Snapchat, TikTok, Instagram ve öğrencilerin mesajlaşma grupları üzerinden çok hızlı biçimde başka okullara yayıldı. Le Monde'un banliyölerde konuştuğu öğrenciler de sosyal ağların yayılmadaki önemini anlatıyorlar.
Sonra öğrenci örgütleri bu dağınık hareketi birbirine bağlamaya başladılar. Union Syndicale Lycéenne ve Union Étudiante ortak blokaj ve gösteri çağrıları yaptı. Üniversiteliler harekete katıldı. Ardından öğretmen sendikaları ve bazı çalışan örgütleri liseli ve üniversitelilere destek açıklamaları yaptı.
Dolayısıyla hareketin yayılma biçimi önce okul bazlı yerel bir öfke, ardından sosyal medya üzerinden yatay yayılma, daha sonra öğrenci sendikalarının koordinasyonu, üniversitelerin eklemlenmesi ve son olarak çalışan örgütleriyle dayanışma.
Bu yapı hareketin hem gücü hem zayıflığı. Gücü, bir siyasi parti veya tek bir sendika tarafından kontrol edilmeden son derece hızlı yayılabilmesi. Ama aynı nedenle kimsenin bütünüyle kontrol edemediği, yer yer çok farklı eylem biçimlerinin ortaya çıktığı bir yapı da oluşuyor.
Tam bu noktada LFI tartışması ortaya çıkıyor. Hükümet ve çeşitli siyasi aktörler LFI'ye sürekli "bu hareketin arkasında siz mi varsınız?" diye soruyorlar. LFI'nin harekete açık biçimde destek verdiği doğru; Mélenchon ve milletvekilleri lise önlerine gittiler ve gençlerle dayanışma çağrıları yaptılar. Ama hareketin ilk aşamasının yerel ve sosyal medya ağırlıklı geliştiğini de biliyoruz. Politik aktörlerin desteğiyle öğrencilerin siyasi özne olma kapasitesini birbirine karıştırmamak gerekiyor.
LFI'dan Manon Aubry'nin buna yanıtı ilginçti. Şiddet olaylarını açık biçimde kınadıktan sonra LFI'nin gençleri yönlendirdiği suçlamasına karşı bunun gençleri "infantilize etmek" anlamına geldiğini söyledi. Gençlerin kendi başlarına düşünüp karar veremediğini varsaymanın yanlış olduğunu savundu ve mobilizasyonun nedenini öğretmen eksikliği ile kötü okul koşullarında aramak gerektiğini belirtti.
Burada 2027 seçimlerinin etkisi çok büyük. Mélenchon özellikle genç seçmenler arasında güçlü. Bugünkü hareketin ana aktörleri de gençler. Dolayısıyla hükümet ve sağ açısından LFI'yı "şiddet", "düzensizlik" ve "aşırı sol" ile özdeşleştirmek, siyasi olarak çok işlevsel bir söylem. Böylece tartışmayı öğrencilerin taleplerinden çıkarıp güvenlik ve kamu düzeni meselesine taşıyabiliyorlar.
Ama bu durum Mélenchon için tek yönlü sonuç üretmez. Genç ve zaten sola yakın seçmenlerde LFI'nın "öğrencilerin yanında duran güç" görüntüsünü güçlendirebilir. Buna karşılık şiddet görüntülerinin LFI ile sürekli yan yana gelmesi daha geniş seçmen kitlesinde ters etki yaratabilir.
Farklı siyasi aktörler hareketi çok farklı biçimlerde tanımlıyor ve bu tanımlama mücadelesi önümüzdeki aylarda da devam edecektir. Fakat bugünden bu hareketin belirli bir adayın lehine veya aleyhine nasıl sonuçlanacağını söylemek için erken. Şu aşamada söylenebilecek şey, eğitim, kamu hizmetleri, satın alma gücü ve güvenlik meselelerinin seçim öncesi siyasi tartışmada daha görünür hale geldiği
Bütün tartışmayı LFI üzerine kurduğumuzda öğrencilerin neden sokağa çıktığını unutuyoruz. Oysa gençlerin soruları çok somut: Neden öğretmenimiz yok? Neden yerine öğretmen gelmiyor? Neden psikoloğa erişemiyoruz? Neden okullar arasında bu kadar büyük fark var? Neden Parcoursup ve üniversiteye geçiş bu kadar kaygı yaratıyor?
Bence bugün Fransa'da asıl mesele bu soruları ciddiye almak. Yoksa sosyal bir problemi sadece güvenlik ve parti siyaseti üzerinden tartışmış oluruz.
Şu anda hareketin çok kritik bir aşamasındayız. Bir tarafta mobilizasyonun ölçeği genişledi: binden fazla lycée etkilendi ve üniversitelerin katılması hareketin toplumsal tabanını büyüttü. Öte yandan şiddet olayları ve polis müdahaleleri kamuoyundaki tartışmayı giderek eğitim taleplerinden güvenlik meselesine kaydırıyor.
Önümüzdeki ilk somut eşik 6 Ekim mobilizasyonu olacak. Öğrenci örgütlerinin çağrısına öğretmenlerin ve diğer çalışan kesimlerinin ne ölçüde katılacağı, lise hareketinin daha geniş bir sosyal harekete dönüşüp dönüşmediğini anlamak açısından önemli olacak. FSU'nun 5–9 Ekim dönemini kapsayan grev hazırlığı da bu nedenle dikkat çekici.
Öğrenci hareketini Fransa'daki daha genel ekonomik hoşnutsuzluktan koparmamak gerek. INSEE'nin 30 Eylül'de yayımladığı geçici verilere göre yıllık enflasyon ağustostaki yüzde 2,4'ten eylülde yüzde 3'e yükseldi. Enerji fiyatları yıllık yüzde 21,2, taze gıda fiyatları yaklaşık yüzde 9,9 artmış durumda. Bunlar özellikle gelirinin büyük bölümünü zorunlu harcamalara ayıran düşük gelirli haneler açısından daha ağır hissediliyor.
Fransa'da şu anda farklı toplumsal hoşnutsuzlukların birbirine bağlanabileceği bir zemin oluşuyor. Bunun yeni ve geniş bir toplumsal harekete dönüşüp dönüşmeyeceği ise öğrenci mobilizasyonunun ne kadar sürdüğüne, çalışan kesimlerinin ne ölçüde katıldığına ve hükümetin sosyal taleplere nasıl cevap verdiğine bağlı olacak.
Bugün bana en çarpıcı gelen şey bu: birkaç hafta önce birbirinden ayrı görünen konular — öğretmen eksikliği, lise binaları, Parcoursup, üniversite bütçeleri, APL, kamu çalışanlarının ücretleri ve hayat pahalılığı — giderek aynı toplumsal tartışmanın parçaları haline geliyor.
*Fransa'da lise öğrencilerinin üniversiteye geçişte başvuru yaptığı, uzun bekleme süreçleri ve elenme riski nedeniyle yoğun gelecek kaygısına yol açan bir merkezi yerleştirme sistemi.
Kaynak: Birgun