İçeriğe geç
  • Dolar 49,2175 ▲ %0,03
  • Euro 55,1831 ▲ %0,09
  • Sterlin 65,1330 ▲ %0,12
  • Gram Altın 6.529,61 ▲ %0,41
  • Çeyrek Altın 10.712,44 ▲ %0,55
  • Gümüş 93,12 ▼ %1,59
  • Bitcoin 4.060.355 ▼ %1,37
  • BIST 100 12.077,62 ▼ %0,37

gundem

Radyo ve kimlik

2000'li yılların dünyasında bir 'Avrupa İletişimciler Konferansı' organizasyonunda yer aldığımda artık başka bir çağa geçmiş gibiydik. Konferansa dünyanın değişik ülkelerinden yaklaşık 1000 kişi katılmıştı ve her birinin elinde bir tablet vardı. Hem konuşmaları dinliyor hem de aynı anda dünyanın ücra köşelerinde dolaşıyor, yazışıyor, konuşuyorlardı. Bu ileti

1980 askeri darbesini takip eden yıllarda memlekette neler olduğunu öğrenmek büyük bir ihtiyaçtı ama TRT radyosu ve televizyonu bu ihtiyacı karşılayacak bir araç değildi. Zira TRT'nin, siyasi iktidarın tercihlerine ve talimatlarına göre kamuoyuna bilgi verdiği yönünde toplumsal mutabakat vardı. Bu yüzden özellikle muhalif politik kesimlerin kulağı başka radyolardaydı. Bunlar arasında iki radyo özellikle dikkate değerdi. Bizim Radyo ve BBC Türkçe Haberler Servisi. Geniş bir toplumsal kesimin 'kulağı bu radyolarda olurdu'.

"Dikkat Dikkat. Burası bizim Radyo" diye başlayan o tonu sert ama rengi yumuşak sesin sahibi ile yıllar sonra Köln Üniversitesinde tanıştığımda çok heyecanlanmıştım. Tarih ve Sosyolojinin bir odada karşılaşması ve ikimizin de dünyaya geldiği o küçük coğrafyadaki seslerin sınırların çok ötesinde buluşması gibiydi. Bizim Radyo'daki o tok sesin sahibi Hüseyin Erdem, geleneksel Dersim coğrafyası sınırlarında, Bingöl'ün Dersime bakan yüzünde büyümüştü. Köln Üniversitesinde ders verecek kadar Kürtçe ve başka diller bilirdi. Onun, her gün radyoda sunduğu ve adeta kulağımı yapıştırarak dinlediğim konuşmaların pellür kağıtlarını yıllar sonra Amsterdam'daki Sosyal Tarih Enstitüsü'nde, 'Bizim Radyo'nun arşivleri üzerine çalışırken okumuştum. Vaktiyle konuşmalarını dinlediğimiz bu metinlerde Kürtler, Aleviler ve/veya Ermeniler gibi sözcükler neredeyse geçmiyordu. Kendi coğrafyamızın kıyım hikayelerinden azade gibiydi ama yine de darbeci iktidarın yoğun zulmünü, işkencede öldürdüklerini veya hapse attığı grupların bilgisini büyük ölçüde o programlardan öğrenmek mümkündü. Kıymeti de buradan geliyordu.

Çocukluk yıllarımın radyolarından birisi de şimdi bile tınısını hatırladığım Kürtçe müzik yapan Erivan Radyosuydu. Diğerleri gibi 'havadis' verir miydi hatırlamıyorum ama Kürtçe ezgiler dinlemek bir eğlence olmanın ötesinde işlevler taşıyordu. Radyo sadece müzik nedeniyle bir çekim merkeziydi ve herhalde saati geldiğinde onbinlerce kulak o radyolara yapışırdı. Yıllar sonra Erivan Radyosunun kimlik inşa edici işlevini yazan Eyüp Çelik'in yüksek lisans tezini okurken, radyonun bambaşka işlevlerini düşünmüştüm. Erivan Radyosunun ezgileri belki de yüzlerce kitap, bildiri ve derginin yapamadığı kadar etkili biçimde kimlik kuruyor ve örgütlüyordu. 1960'lı ve 70'li yıllarda bu radyoyu dinleyerek kimlik inşa sürecine dahil olmuş yüzlerce politik aktör olduğunu öğrenmek hiç şaşırtıcı değildi.

2000'li yılların dünyasında bir 'Avrupa İletişimciler Konferansı' organizasyonunda yer aldığımda artık başka bir çağa geçmiş gibiydik. Konferansa dünyanın değişik ülkelerinden yaklaşık 1000 kişi katılmıştı ve her birinin elinde bir tablet vardı. Hem konuşmaları dinliyor hem de aynı anda dünyanın ücra köşelerinde dolaşıyor, yazışıyor, konuşuyorlardı. Bu iletişimi mümkün kılan teknoloji, o büyük salona yerleştirilmişti. Dünya o salondaydı ya da o salondakiler sanki dünyanın her yerindeydi.

Şimdi ise çok daha başka bir dünyadayız. Son zamanlarda toplumsal hareketlenmenin daha hızlandığı çeşitli ülkelerde internetin olmadığı haberlerini dinlerken dahi, türlü iletişim imkan ve araçlarının nasıl devreye girdiğini ve iletişimin bir şekilde mümkün olduğunu görmek gerçekten ilginç bir durum. 'Kulağınız bizde olsun' diyen müstesna seslerden, sadece kulağımızın değil, gözümüz ve aklımızın da şaşkınlık yaşadığı çoğul havadis hallerine ve araçlarına geçmiş bulunuyoruz. Herkesin, her konuda bir şeyler söylediği ve aslında çoğunlukla derinlikli bir şeyin söylenmediği 'sosyal medya çağı'na geçmiş bulunuyoruz. 

Bu sosyolojinin en ilginç tarafı ise kaotik çoğulluk içinde, arzu ettiğimiz veya belki de peşinden koştuğumuz o müstesna sesi aramak. Ama onu bulmak için kulağı radyoya yapıştırmaktan herhalde daha fazlası gerekiyor. Zaten kulak yaslayacağımız radyolar ve diğer iletişim araçlarının sayısı da hesap edemeyeceğimiz kadar çok. Üstelik her biri başka bağlamlarda kimlikler inşa ediyor. Bu koşullarda kendi sesini ve sözünü üretmek ve dolaşıma sunmak ve sayısız sesler içine dahil etmek gerekiyor. Küresel dünyada kimlikler artık bu araçlarla kuruluyor. Radyolu günlere göre daha kolay ama sanki daha etkisiz.  

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…