Savaşın Ortasında Kalan Çocuklar
Savaşın Ortasında Kalan Çocuklar Savaş denildiğinde akla ilk gelen şey haritalardır: kırmızı ve maviyle boyanmış sınırlar, ilerleyen oklar, geri çekilen birlikler…
Oysa o haritalarda görünmeyen bir katman daha vardır: çocukların görünmez coğrafyası. Bu coğrafyada şehirler değil, duygular yıkılır.
Belki de bir köşede, yarım kalmış bir resmin yanında bekleyen boya kalemleri, bu yıkımın en sessiz tanıklarıdır. Birleşmiş Milletler raporları her yıl savaş bölgelerindeki çocuklardan söz eder: eğitim hakkını kaybeden milyonlar, yerinden edilen aileler, travma yaşayan nesiller…
Ama hiçbir rapor, bir çocuğun yarım bıraktığı oyunun istatistiğini tutmaz. Çünkü bazı kayıplar sayıya dökülemez. Bir çocuğun hayatı aslında bir alışma sürecidir. Yürümeyi öğrenir, konuşmayı öğrenir, güvenmeyi öğrenir. Savaş ise bu öğrenme sürecini tersine çevirir.
Çocuk artık saklanmayı öğrenir, susmayı öğrenir, korkuyla yaşamayı öğrenir. Normalde bir çocuk için gece; masalların anlatıldığı, ışığın kapandığı ama güvenin devam ettiği bir zamandır. Savaşta ise gece, en uzun korkudur. Çünkü karanlık, sadece ışığın yokluğu değil, belirsizliğin kendisi olur. Ve çocuk, uyumayı değil, tetikte kalmayı öğrenir.
Bilim insanları travmanın çocuk beyni üzerindeki etkilerini açıkça anlatıyor: kronik stres, gelişimsel gecikmeler, kalıcı kaygı bozuklukları… Ama bu cümleler bile yaşadıklarını tarif etmede eksik kalıyor. Çünkü hiçbir bilimsel terim, bir çocuğun içinden geçen o sessiz cümleyi tam olarak anlatamaz: “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” Savaşın en sarsıcı yönlerinden biri de adaletsizliğidir. Çünkü çocuklar hiçbir kararın parçası değildir, ama her sonucun merkezindedir.
Onlar savaş başlatmaz, ama savaş onların hayatını yeniden yazar. Ve en ironik olan şudur ki büyükler savaşı “kazanmak” için başlatır. Ama savaşın sonunda kazanan diye bir şey yoktur; sadece hayatta kalabilenler vardır. Kaybedenler ise çoğu zaman çocuklardır çünkü onlar sadece bugünlerini değil, hayal kurma haklarını da kaybederler. Bir gün savaş biter. Silahlar susar, şehirler yeniden kurulur. Ama bir çocuğun içindeki yıkımı onarmak, beton dökmek kadar kolay değildir. Çünkü bazı şeyler inşa edilmez, sadece kaybedilir.
Belki de savaşın en doğru tanımı şudur: Savaş, geleceğin sessizce eksilmesidir. Ve biz, bu eksilmeyi fark ettiğimizde çoğu zaman çok geç olur. Çünkü bir çocuğun kaybettiği şey zaman değildir; geri gelmeyecek bir dünyadır.
Müzeyyen Yaşar
Bu haber, Yekpare Haber Merkezi sitesi, Ankara Şehir Gazetesi sitesi tarafından eklenmiştir.