Tribünlerden yükselen vicdan…
Şirin Eral
Bir futbol marşı bazen yalnızca bir marş değildir. Bazen bir ülkenin suskunluğunu bozan, milyonların ortak duygusuna tercüman olan en güçlü metindir. Fas’ta doğan “Hadi Blad el-Hukra” (Burası Zulmün Ülkesi) tam da bunun simgesi hâline geldi.
Futbol, uzun yıllar boyunca yalnızca bir spor olarak tanımlandı. Oysa tarih bize defalarca gösterdi ki tribünler, yalnızca maç izlenen yerler değil; toplumun nabzının attığı, halkın sesini duyurduğu meydanlardır.
Fas’ın İttihad Tanger takımının Ultras Hercules taraftar grubu tarafından bestelenen “Hadi Blad el-Hukra”, kısa sürede bir futbol tezahüratının çok ötesine geçti. Milyonlarca kez dinlenen bu eser, ekonomik sıkıntılarla mücadele eden, geleceğe dair umudunu kaybetme noktasına gelen ve adalet arayışını sürdüren bir kuşağın ortak sesi oldu.
Marşın sözleri; işsizliği, yükselen hayat pahalılığını, gelir adaletsizliğini, yolsuzluk iddialarını ve özellikle gençlerin gelecek kaygısını dile getiriyor. En çarpıcı yanı ise yalnızca şikâyet etmekle yetinmemesi; insan onurunun korunmasını, eşitliği ve adalet talebini güçlü bir şekilde ifade etmesi.
Belki de bu nedenle bu marş, Fas’ın sınırlarını aşarak dünyanın dört bir yanında yankı buldu.
Çünkü adaletsizliğin dili farklı olabilir; fakat acısı ortaktır.
Bugün hangi coğrafyada yaşarsak yaşayalım, insanların ortak beklentileri değişmiyor: Onurlu bir yaşam, emeğin karşılığını alabilmek, hukukun herkese eşit uygulanması ve geleceğe umutla bakabilmek.
İnsanlar yalnızca ekonomik refah istemiyor; aynı zamanda görülmek, duyulmak ve değer verilmek istiyor.
Toplumların en büyük gücü, gökdelenleri ya da stadyumları değil; vatandaşlarının devlete ve adalete duyduğu güvendir. Bu güven zedelendiğinde, insanlar seslerini farklı alanlarda duyurmaya çalışır. Kimi zaman bir şiirde, kimi zaman bir türküde, kimi zaman da bir tribünün hep bir ağızdan söylediği marşta…
“Hadi Blad el-Hukra” bunun en güncel örneklerinden biridir.
Bu eser bize önemli bir gerçeği de hatırlatıyor: Sanat, müzik ve spor; yalnızca eğlence alanları değildir. Aynı zamanda toplumların hafızasını taşıyan, vicdanını yansıtan ve değişim talebini görünür kılan evrensel dillerdir.
Bir tribünde yükselen ses, bazen binlerce kilometre ötedeki insanların da yüreğine dokunabilir. Çünkü adalet talebi evrenseldir; insan onuru evrenseldir; umut ise sınır tanımaz.
İnsanlık tarihi göstermiştir ki, toplumsal sorunlar baskıyla değil; diyalogla, hukukla ve adaletle çözülebilir. Halkın sesini duymak, onu susturmaktan her zaman daha değerlidir.
Sonuç olarak “Hadi Blad el-Hukra”, yalnızca Fas’ın değil; daha adil, daha eşit ve daha umut dolu bir gelecek isteyen herkesin marşı hâline gelmiştir.
Ve belki de bize şu gerçeği yeniden hatırlatmaktadır: Bir toplumun gerçek gücü, stadyumlarının büyüklüğüyle değil; vatandaşlarının adalet duygusuyla ölçülür. Çünkü insan hakları zaman aşımına uğramaz, adalet ise er ya da geç vicdanlarda mutlaka yerini bulur.
Kaynak: birgun.net