İçeriğe geç
  • Dolar 49,1791 ▲ %0,08
  • Euro 55,4009 ▼ %0,02
  • Sterlin 65,3551 ▼ %0,02
  • Gram Altın 6.542,72 ▼ %0,76
  • Çeyrek Altın 10.850,27 ▲ %0,96
  • Gümüş 95,40 ▼ %0,92
  • Bitcoin 4.190.933 ▲ %0,43
  • BIST 100 12.270,18 ▲ %0,17

YAZMAK KADİM BİR EYLEMDİR

Yazmak, insanın kendine doğru açtığı en eski, en kadim, en mahrem kapıdır. Bir taşın üzerine kazınan ilk çentikten, bugün parmak uçlarımızdan dökülen cümlelere uzanan o kadim yolculukta insan, susmaya razı olmadığını haykırır. Mağara duvarlarına çizilen o isli şekiller, kil tabletlere nakşedilen işaretler, papirüslere dökülen satırlar; hep aynı ihtiyacın yankısıdır: "Ben vardım, düşündüm, hissettim ve anlatmak istedim." Geçmiş tarihte yazmak, bir medeniyetin kaderini belirleyen, barışları başlatan veya bitiren en kudretli eylem olarak görülürdü. O dönemin şairleri, sadece mısraların değil, toplulukların da liderleri ve vicdanı sayılırdı; sözleri bir şehri ayağa kaldırabilir ya da derin bir sessizliğe gömebilirdi. Bugünün dünyasında bile yazmak, o kadim gücünü koruyan bir köprüdür. Yazmak; geçmiş tarihteki büyük aşkların mimarıdır, destanların, beyitlerin ve şiirlerin vazgeçilmezidir. Zamana meydan okuyan, sevdaları, acıları ve zaferleri bugüne kadar taşıyan yegâne gerçekliktir. Yazmak, yalnızca kelimeleri yan yana getirmek değildir. Bazen insanın kendi karanlığında, el yordamıyla yol aramasıdır, bazen içindeki yangını harflere emanet etmek, bazen de kimsenin duymadığı bir çığlığın sessiz yankısı olmaktır. Bilim insanı yazar, çünkü insanlık hafızası ancak yazı ile ölümsüzleşir. Yazmak, bilginin ve düşüncenin zamana karşı kazandığı bir zaferdir. Yazmak, insanın kolektif hafızasını inşa eden ve zamanın akışına karşı duran bir hafıza meşalesidir. O, sadece bir metin değil; öğrenmenin, eğitmenin ve bilgiyi kuşaktan kuşağa bir miras gibi devretmenin en soylu yoludur. Bir haberi duyurmanın, bir gerçeği gün yüzüne çıkarmanın ve toplumu uyandırmanın en sarsılmaz aracıdır. Yazının gücü, kelimelerin kâğıda değdiği an bir iktidara dönüşmesinde saklıdır. Kalem, doğru ellerde toplumun ruhunu büken, fikirleri somutlaştıran ve adaletin terazisinde ağırlığını hissettiren bir kuvvete bürünür. Yazının asıl kudreti, kelimelerin kâğıt üzerinde yarattığı yankıdan ziyade, insan ruhuna attığı o silinmez düğümde saklıdır. Konuşmanın yetmediği, sesin boğazda düğümlenip dile ağır geldiği o demlerde; yani acının keskiniyle coşkunun sağanağının çarpıştığı yerde kalem, ruhun tek şahidine dönüşür. Yazmak, insanın kendi içindeki o tenha odaya çekilip, kendi sesini kendi yankısında duyması ve şekillendirmesidir. Başkasına anlatmaktan ziyade, en çok kendine dokunabilmek, kendi derinliğine inebilmek için bir arayıştır bu. Bazen bir cümle, yılların ağırlığıyla sarsılan bir omzu dikleştirir, bazen de bir paragraf, fark edilmeden büyüyen o eski yarayı gün ışığıyla terbiye eder. İşte bu yüzden yazmak, sadece bir sanat icrası değil, bir varoluşun ta kendisi, insanın kendi hakikatini inşa etme biçimidir. Öfkenin keskin ve yakıcı koru içimizi sardığında, kalem bir sığınak olur; o öfke, mürekkeple terbiye edilerek vakur bir duruşa dönüşür. Üzgünken yazmak, ruhun derin sessizliğine tutulan bir fenerdir; acı satırların arasına yatırılır, soğukluğu kelimelerin sıcaklığıyla ısıtılır. Mutluluk, gelip geçici bir esinti gibiyken onu kâğıda hapsetmek; o anı ebedi bir zamana taşımak, bir şükür duruşudur. Aşka gelince… Aşkla yazmak, ruhun çatlaklarından sızan ışığı birleştirmektir. Dilin zenginliği burada başlar. Kelimeler yalnızca anlam taşımaz; ruh taşır, çağrışım taşır, hafıza taşır. Aynı cümle, başka bir insanın elinde yalnızca bir sözken, bir yazarın elinde koca bir evrene dönüşebilir. Bazı insanlar konuşur ve unutulur; bazıları ise yazar ve asırlar boyunca yaşamaya devam eder. Söz rüzgâra karışabilir ama yazı, zamanın içinden yürümeyi bilir. Yıllar sonra bile okunduğunda, yazarının da okuyucusunun da nabzı aynı duyguda heyecanla atmaya devam eder. O cümleler bir zaman kapsülü gibi ruhuna açılır ve hiç tanımadığınız bir kalpte, sanki ilk kez söylenmişçesine yankılanır. Belki de bu yüzden yazmak, biraz ölüme meydan okumaktır. İnsan fanidir ama yazdığı her cümle, başka bir kalpte nefes almaya devam edebilir. Yazmak, insanın kendi içindeki uçsuz bucaksız evreni keşfetmesidir. Bazen bir dua gibi, bazen de sadece "buradayım" diyebilmenin o eşsiz huzuru gibi… İnsan yazdıkça duruşu satırlara yerleşir, yaşadığı hayatın tüm kırgınlıkları birer edebi izleğe dönüşür. Çünkü bilmek gerekir ki, insan en çok kendini yazar, kendini yaza yaza inşa eder ve nihayetinde yine kendini yaza yaza tamamlar. Yazmak, yalnızca bir uğraş değil, insan ruhunun en kadim tutkusudur. Asiye İŞERİ

Bu haber, Yekpare Haber Merkezi sitesi, Trafik Güvenliği Derneği sitesi tarafından eklenmiştir.

Sıradaki haber yükleniyor…