Kızıldeniz'de Yönetilen Yıpratma Analizi
Hürmüz Boğazı'ndaki kısıtlamaların Körfez enerji akışını Kızıldeniz'e kaydırmasıyla Babülmendeb Boğazı stratejik bir hedef haline geldi. Husilerin Eylül 2026'daki ilerleyişi, İran destekli düşük maliyetli bir yıpratma stratejisinin parçası olarak değerlendiriliyor.

Hürmüz Boğazı'ndaki fiili kısıtlamaların Şubat 2026'dan itibaren Körfez'deki enerji akışını Kızıldeniz'e yöneltmesi, Suudi Arabistan'ın Doğu-Batı boru hattı ve Yanbu kapasitesi sayesinde mümkün oldu. Bu durum Babülmendeb Boğazı'nı Hürmüz'ün fiili bir ikizi konumuna getirirken, Husilerin Eylül 2026'da Mocha, Perim Adası ve batı kıyı hattını ele geçirmesi bu yeni güzergahı doğrudan hedef haline getirdi. Söz konusu gelişmeler, klasik bir iç savaş veya konvansiyonel zaferden ziyade, tarafların tam savaşa girmeden maliyet dayattığı bir süreci işaret ediyor.
Indyturk'ta yayınlanan habere göre, bu tablo 'yönetilen yıpratma' olarak adlandırılan bir çerçeveyi oluşturuyor. Coğrafi kısıtlar ve teşvik yapısı, İran'ın doğrudan Hürmüz riskini artırmadan ikinci bir boğaz üzerinden baskı kurmasına olanak tanıyor. Suudi Arabistan açısından ise Vision 2030 ve enerji gelirleri bu rotanın güvenliğine bağlı olduğundan durum varoluşsal bir nitelik taşıyor. Hava gücüne rağmen kara ve istihbarat kapasitesindeki zafiyet, Mekke hattı üzerinden Türkiye ve Pakistan gibi aktörlerden destek arayışını gündeme getiriyor.
ABD ve İsrail tarafında ise yaklaşan seçim takvimleri belirleyici oluyor. İsrail seçimlerinin 27 Ekim, ABD ara seçimlerinin 3 Kasım'da yapılması, petrol fiyatlarının 100 dolar civarında seyretmesiyle birlikte iç siyasi maliyetleri artırıyor. Bu nedenle yeni bir cephe açmak yerine istihbarat desteği ve mevcut kaynakların korunması ön planda tutuluyor. Husi sözcüsü, Suudi Arabistan'a yönelik taarruzların süreceğini belirtirken, İran'ın asimetrik güç avantajıyla uzun vadeli baskı kurmayı hedeflediği vurgulanıyor.
Önümüzdeki dönemde, Ekim sonu ile Aralık 2026 aralığında seçim baskısı nedeniyle tırmanmanın sınırlı kalması bekleniyor. Ocak-Nisan 2027'de seçimlerin ardından ABD ve İsrail'in daha net hesaplar yapabileceği, Suudi Arabistan'ın ise yıpratma dayanıklılığını test edeceği öngörülüyor. Kırılma noktaları arasında Suudi Arabistan'ın kara kapasitesini artırması, ABD'nin seçim sonrası doğrudan müdahaleye geçmesi veya İran-Suudi Arabistan arasında dolaylı diyaloğun ilerlemesi yer alıyor. En yüksek risk ise Husilerin ağır sivil kayba yol açan bir saldırı düzenlemesi veya Suudi Arabistan'ın büyük bir kara operasyonuna zorlanması olarak değerlendiriliyor.
TürkAta Haber Ajansı