İçeriğe geç
  • Dolar 49,1840 ▲ %0,08
  • Euro 55,4740 ▲ %0,52
  • Sterlin 65,3505 ▲ %0,61
  • Gram Altın 6.607,03 ▲ %1,00
  • Çeyrek Altın 10.805,51 ▲ %0,60
  • Gümüş 97,28 ▲ %0,78
  • Bitcoin 4.240.787 ▲ %0,26
  • BIST 100 12.390,81 ▼ %0,43

Politika

DEVA Partisi Ankara Milletvekili İdris Şahin: "Adalet mülkün temelidir, o temel sarsıldığında bütün toplumun adalet duygusu zarar görür"


DEVA Partisi Ankara Milletvekili İdris Şahin, Anayasa Mahkemesi'nin Tayfun Kahraman hakkında verdiği hak ihlali kararının ardından, yüksek yargı kararlarının uygulanmaması ve Türkiye'de hukuk güvenliğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. AYM kararlarının bağlayıcılığına dikkati çeken Şahin, mahkeme kararlarının kişinin kimliği, siyasi görüşü veya iktidarın ilgili dosyaya yaklaşımına göre uygulanıp uygulanmayacağına karar verilemeyeceğini söyledi.

"Mahkeme kararları iktidarın siyasi rüzgârına göre esnetiliyor"

Türkiye'de yargı kararlarının uygulanmamasının sıradan bir aksaklık olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Şahin, yaşanan sürecin hukuk güvenliği açısından yapısal bir sorun oluşturduğunu belirtti.

Şahin, "Türkiye'de hukukun ve adalet mekanizmalarının sürüklendiği nokta, sadece dosya sahiplerini değil, bu ülkenin sokaklarında adalet inancıyla yürüyen her bir vatandaşın geleceğini tehdit eden yapısal bir felakettir. Tayfun Kahraman dosyasında yaşananlar, yüksek yargı organları arasındaki yetki tartışmasının çok ötesine geçerek bizzat devletin temelini oluşturan hukuki güvenlik zeminini oymaktadır." dedi.

Daha önce verilen hak ihlali kararının uygulanmasına ilişkin süreci değerlendiren Şahin, "Daha önce verilen hak ihlali kararının yerel mahkemelerce yok sayılması, kararı uygulatmaya mecbur olan mekanizmaların direnciyle karşılaşılması ve bunun sonucunda vatandaşın hakkını aramak için yeniden Anayasa Mahkemesi'nin kapısını çalmak zorunda bırakılması başlı başına yeni ve katmerli bir hak ihlalidir." ifadelerini kullandı.

Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bir insanın haklılığı en yüksek mahkemece tescil edildikten sonra dahi o kararın arkasından dolanılıyorsa, mahkeme kararları iktidarın siyasi rüzgârına göre esnetiliyor demektir."

"Keyfiliğin kurumsallaştığı bir kriz halini almıştır"

Can Atalay, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş dosyalarına da değinen Şahin, yüksek yargı ve uluslararası mahkeme kararlarının uygulanmasının hukuk devleti bakımından temel bir zorunluluk olduğunu savundu.

Şahin, "Yargı kararının uygulanıp uygulanmayacağı kişinin kimliğine, siyasi görüşüne ya da iktidarın o dosyaya bakışına göre değişemez. Bugün Türkiye'de yüksek yargı kararlarının uygulanması meselesi, keyfiliğin kurumsallaştığı bir kriz halini almıştır." diye konuştu.

Can Atalay dosyasındaki sürece ilişkin Şahin, "Can Atalay dosyasında Anayasa Mahkemesi kararlarının açıkça tanınmaması, millet iradesinin ve anayasal düzenin ağır biçimde zedelendiği en çarpıcı örneklerden biri olarak hafızalara kazındı." değerlendirmesinde bulundu.

AİHM kararlarına ilişkin tartışmalara da değinen Şahin, "Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş dosyalarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kesin kararları ve uluslararası sözleşmelerden doğan bağlayıcı icra yükümlülükleri siyasi bahanelerle yok sayılmakta, AİHM hükümleri ile AYM denetimi birbirine karıştırılarak kamuoyunun kafası bulandırılmaktadır." ifadelerini kullandı.

Yalçınkaya ve Şaban Yasak kararlarını hatırlattı

AİHM Büyük Dairesi'nin Yüksel Yalçınkaya kararına işaret eden Şahin, ByLock üzerinden kurulan mahkûmiyetlerde kanunilik ve adil yargılanma hakkı bakımından sistemik sorun tespit edildiğini belirtti.

Şahin, "Yüksel Yalçınkaya kararında AİHM Büyük Dairesi, ByLock üzerinden kurulan mahkûmiyetlerde kanunilik ve adil yargılanma hakkı bakımından sistemik bir sorun bulunduğunu açıkça ortaya koydu. Aradan üç yıl geçti, bu hukuksuzluk giderilmedi." dedi.

Şaban Yasak kararına da değinen Şahin, kişinin kastı ve kişisel sorumluluğu somut biçimde ortaya konulmadan ceza verilemeyeceğine yönelik hükmü hatırlattı. Şahin, "Geçtiğimiz hafta 947 kişi hakkında verilen yeni ihlal kararları ise aynı toptancı anlayışta hâlâ ısrar edildiğini gösteriyor. Üç yıldır önünüze konulan hukuki sorunu çözmek yerine, aynı yanlışın yüzlerce insan üzerinde tekrar etmesine göz yumuyorsunuz." diye konuştu.

Ceza hukukunda bireysel sorumluluk ilkesinin esas olduğunu vurgulayan Şahin, "Ceza hukukunda insanları topluca suçlu ilan eden bir anlayışın yeri olamaz. Kastı, iradeyi ve kişisel sorumluluğu ortaya koymadan verilen her mahkûmiyet, hukuk güvenliğini biraz daha çökertiyor, adalete olan inancı biraz daha tüketiyor." ifadelerini kullandı.

"Hukuk kişiye göre eğilip bükülemez"

AYM ile AİHM'nin farklı hukuk yollarının kurumları olduğunu belirten Şahin, her iki kurumun kararlarında hukuk güvenliği bakımından ortak temel ilkelerin bulunduğunu savundu.

Şahin, "AYM de AİHM de farklı hukuk yollarının kurumlarıdır ama önümüze koydukları temel ilke aynıdır. Hukuk kişiye göre eğilip bükülemez. İktidar hoşuna gitmeyen kararları tartışmaya açtıkça, uygulamayı geciktirdikçe ve hukukun bağlayıcılığını siyasi tercihlere göre yorumladıkça bu kriz daha da büyüyor." dedi.

"Tayfun Kahraman şahsında görülen tablo, adaletin esir alınmasıdır"

Hukuk devletine ilişkin tartışmaların yalnızca davaların taraflarını değil toplumun tamamını ilgilendirdiğini ifade eden Şahin, mahkemelerin Anayasa'dan kaynaklanan bağlayıcı kararlarının uygulanmasının vatandaşların hukuk sistemine duyduğu güven açısından belirleyici olduğunu söyledi.

Şahin, "Aynı ülkenin mahkemelerinin birbirinin Anayasa'dan kaynaklanan bağlayıcı kararlarını tanımadığı bir coğrafyada, sokaktaki sıradan vatandaşın kendi mülkünün, emeğinin ya da can güvenliğinin korunacağına inanması imkânsızdır. Tayfun Kahraman şahsında görülen tablo, adaletin esir alınmasıdır." ifadelerini kullandı.

Yerel mahkemelerin AYM kararlarına yaklaşımını da eleştiren Şahin, "Anayasa Mahkemesi'ni yetki gaspı ile suçlayan yerel mahkeme kararları, anayasal düzene karşı işlenmiş açık bir meydan okumadır. Hukuk devletinin rafa kaldırıldığı, mahkeme kapılarının adalet arayanlara kapandığı bir düzenin sürdürülebilir olması, akılla da vicdanla da bağdaşmaz." dedi.

Şahin açıklamasını, "Adalet mülkün temelidir. O temel sarsıldığında altında kalan sadece bir mahkûm ya da bir sanık değil, bütün bir toplumun adalet duygusudur." sözleriyle tamamladı.

Kaynak: Cumha

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…