Saray ABD'nin taşeronluğuna soyundu
Ankara'nın Suudi Arabistan'a askeri destek sağlama kararı ülkeyi Meclis onayı olmaksızın Yemen'deki savaşın tarafı haline getirdi. ABD'nin Ortadoğu planına tam destek veren iktidar bölgede emperyalizmin taşeronluğuna soyunmuş durumda.
Politika Servisi
Saray rejimi, ülkeyi dış politikada da ateş hattına sürüklemekte kararlı. ABD emperyalizminin Ortadoğu'daki yeni dizaynında kendisine biçilen rolü adım adım üstlenen Ankara, şimdi de Suudi Arabistan'ın savunmasına askeri destek sağlama kararıyla Yemen'deki savaşın resmi olarak tarafı olma yolunda.
Son olarak Yemen'de Suudi Arabistan destekli hükümet güçleri, Husilerin kontrolündeki bölgeleri geri almak amacıyla yeni bir operasyon başlattı. Yemen Şafağı adı verilen operasyon kapsamında Taiz vilayetinde çatışmalar yoğunlaşırken, hükümet güçleri Babülmendep çevresindeki Zubab ilçesi ve bazı stratejik noktaların kontrolünü ele geçirdiğini duyurdu. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon da operasyona hava desteği verdi. Koalisyon Sözcüsü Tuğgeneral Turki el-Maliki, 100 savaş uçağının operasyona katıldığını ve harekâtın başlamasından bu yana 324 "yüksek değerli" hedefin imha edildiğini açıkladı. Husiler ise hükümet güçlerinin bölgedeki kazanımlarını reddederken çatışmaların sürdüğü açıklamasında bulundu. Yemen'deki savaşın yeniden büyümesiyle birlikte Husiler de Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını artırdı. Husilerin Askeri Sözcüsü Yahya Seri, Riyad'daki Kral Halid Havalimanı'nın hedef alındığını ve hava trafiğinin aksadığını açıkladı.
Tam da böyle bir ortamda Mekke Savunma İttifakı devreye sokulmaya çalışılıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kurulan Mekke Savunma İttifakı'nın Riyad'daki toplantısında savunma taahhütlerinin derhal uygulanması ve mutabık kalınan askeri gücün Suudi Arabistan'a hızla konuşlandırılması kararlaştırıldı. Karar, Yemen'de Suudi Arabistan destekli güçlerle İran destekli Husiler arasındaki çatışmaların yeniden şiddetlendiği bir dönemde alındı. Ancak Ankara'nın hangi askeri unsurları göndereceği, kaç personelin görevlendirileceği, birliklerin ne zaman konuşlandırılacağı ve görev tanımının tam olarak ne olacağı henüz açıklanmadı.
Dolayısıyla Ankara açısından Türkiye Suudi Arabistan'a hangi askeri kapasiteyi gönderecek? Hava savunma sistemleri, askeri danışmanlık ve lojistik destek mi sağlanacak, yoksa TSK doğrudan bir görev mi üstlenecek? Bu soruların henüz net bir cevabı yok.
Ancak ittifakın kuruluşundan yalnızca kısa süre sonra ortak savunma mekanizmasının fiilen işletilmesi, Türkiye'nin bölgedeki siyasi ortaklığının askeri bir taahhüde dönüştüğünün göstergesi.
İttifak kurumsallaştı
Öte yandan Riyad toplantısında yalnızca askeri konuşlandırma kararı da alınmadı. Mekke İttifakı'nın kurumsallaşması yönünde de adımlar atıldı.
Toplantıda Türkiye'yi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu temsil etti. Pakistanlı emekli Korgeneral Nauman Mahmood ise üç yıllığına ittifakın ilk genel sekreteri olarak atandı. İlk komite toplantısının 31 Ağustos'ta İstanbul'da yapılmasının ardından genel sekreterin belirlenmesi, üçlü mekanizmanın geçici bir diplomatik girişim olmaktan çıkarılarak kalıcı bir askeri-siyasi yapıya dönüştürülmesi açısından önemli.
ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Joe Wilson da kararı memnuniyetle karşılayarak Mekke Savunma İttifakı'nın "Ortadoğu'nun NATO'su" olma potansiyeli taşıdığını savundu. Wilson, Husilerin saldırıları karşısında ittifakın harekete geçirilmesi nedeniyle Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'a teşekkür etti. ABD tarafından gelen açıklamalar da ittifakın yalnızca üç ülkenin kendi güvenlik ihtiyaçları üzerinden okunamayacağını gösteriyor.
Ayrıca ABD'ye tam biat eden rejimin Mekke İttifakı kapsamında hukuki zemini yok sayması da tesadüf değil. İttifakın kuruluşunu sağlayan anlaşmanın TBMM onayına sunulmamış olması da yapılan askeri destek anlaşmasının Meclis'e gelmemesi de rejimin emperyalizm ile kurduğu ilişkinin bir sonucu.
KABUL ETMİYORUZ
Anayasa'nın 92'nci maddesi TSK'nin yabancı ülkelere gönderilmesine ilişkin yetkiyi TBMM'ye verirken muhalefet bloku da Saray'dan alınan kararlara tepkili.
YENİ Parti grup toplantısında konuşan Özgür Özel kararın Türkiye'yi Yemen'deki çatışmanın tarafı haline getirebileceğini söyledi. Özel, ortak savunma paktlarının savaş halindeki bir ülkeyle kurulmasının doğrudan taraf olma anlamına geleceğini belirterek Suudi Arabistan'a asker konuşlandırılması kararının Meclis'e getirilmeden alınmasına vurgu yaptı. Asker gönderilme kararının ancak Meclis'ten alınabileceğini belirten Özel, "Mehmetçiği, 100 yıl sonra Yemen'e sürecek olan macerayı, Trump'ın emir askerliğini kabul etmiyoruz" dedi. Mekke İttifakı'nın ortaya çıkışı bir yandan Türkiye'nin Ortadoğu'da yeni bir güvenlik mimarisi içerisinde konumlandırılmasına diğer yandan İran'ın bölgesel olarak çevrelenmesine hizmet eden daha geniş bir jeopolitik hattın parçası olarak ortaya atıldı.
ABD ve İsrail'in bölgesel politikaları İran'ın etkisinin sınırlandırılması ve İran'ın bölgedeki nüfuz alanının geriletilmesi olarak ilerlerken Yemen'de Husilerle yaşanan çatışma da bu mücadelenin önemli başlıklarından birisi.
İran'a karşı bölgesel mücadelenin başlıca aktörlerinden biri olarak öne çıkan Suudi Arabistan'a verilen destek ise Saray rejiminin ABD politikalarının taşeronluğuna soyunmasının bir sonucu.
ABD'nin Ortadoğu'daki temsilcilerinden Tom Barrack'ın daha önce yaptığı "Hazar'dan Akdeniz'e yeniden hizalanma" vurgusu da bu çerçevede dikkat çekici. İran'ın çevrelenmesi, İsrail'in güvenliğinin tahkimi, Suudi Arabistan'ın bölgesel rolünün güçlendirilmesi ve Türkiye'nin askeri kapasitesinin Körfez güvenlik mimarisine dahil edilmesi aynı denklem içerisinde yer alırken asıl mesele, Türkiye'nin Washington'ın bölgesel hesapları çerçevesinde daha merkezi bir noktaya taşınması olarak ortaya çıkıyor.
Kaynak: Birgun