İçeriğe geç
  • Dolar 49,2011 ▲ %0,06
  • Euro 55,2809 ▼ %0,24
  • Sterlin 65,2494 ▼ %0,12
  • Gram Altın 6.538,34 ▼ %0,69
  • Çeyrek Altın 10.778,65 • %0,00
  • Gümüş 95,84 ▼ %1,24
  • Bitcoin 4.141.609 ▼ %1,31
  • BIST 100 12.374,26 • %0,00

Yaşam

Bonnie Dobson ve insanlığın ortadan kaybolduğu ertesi sabah

1961'de Bonnie, nükleer savaşın ardından dünyanın sonunu hayal ederek yazmıştı Morning Dew şarkısını. Bugün ise Soğuk Savaş yıllarını unutmuş olsak da şarkıyı dinleyebiliyoruz. Şarkının duygusal dil yapısı hala geçerliliğini koruyor, çünkü altında yatan korku ortadan kalkmadı: Az sayıdaki bazı insanların dünyayı yok etme gücüne sahip olmaları ve çoğunluk ins

"21 yaşındaki Bonnie Dobson, yeni folk kadınlarının diğerlerinden çok Joan Baez'e yakın bir tınıya sahip: Joan'ın trajik, çingenevari havasının yerine Bonnie, en karanlık ağıtlarda bile onu hiç terk etmeyen taze ve zarif bir çekicilik sergiliyor." Time Magazine, 1 Haziran 1962

2001 yılında, Dünya Sağlık Örgütü'nün Cenevre'deki merkezinde Aşılama, Aşılar ve Biyolojik Ürünler Departmanı'nda bilimsel danışman olarak göreve başladığımda, önüme gelen ilk işlerden biri, aşıların uluslararası taşınmasına ilişkin kılavuz kitabın güncellenmesiydi. Bu iş için en uygun konsültanın belirlenmesi konusunda sevgili Julie Milstien ile konuştuğumda, Andrew Garnett'le iletişime geçmemi önermişti.

Andrew ile Londra'da buluştuk. Bu buluşma, aşı ile ilgili kılavuz kitapların hazırlanmasının yanı sıra önümde yeni birçok vizyon ve proje için yepyeni bir kapı açmıştı. O günden itibaren yakın arkadaş olduk ve sayısız projede birlikte çalıştık. Etkili Aşı Depo Yönetimi (EVSM) girişimini ve Performans, Kalite ve Güvenlik (PQS) projesini birlikte hayata geçirdik. Andrew, soğuk zincir yönetimi kılavuzlarının yazarı olarak, ilk tercihimizdi. Birlikte çalıştığımız birçok teknik seride kusursuz bir editörlük yaptı.

Bir mimar olarak Andrew, zihin haritalarının (mind map) ustasıydı. Herhangi bir karmaşık kavramı net bir zihin haritası yapısına dönüştürme yeteneği, beni büyülemişti. Andrew, 22 Şubat 2015'te aramızdan ayrıldı. Zarafeti, incelikli sanatsal zevki, bilimsel titizliği ve hayata olan tutkusu için ona hep derin hayranlık duydum. Onu hala çok özlüyorum. 

Andrew ile olan dostluğum, bana dünyalar güzeli bir başka insanla tanışma fırsatı verdi: Eşi Bonnie Dobson.

Kanada doğumlu folk şarkıcısı Bonnie, 1960'larda ün kazanmıştı ve en çok I'm Your Woman ve Morning Dew şarkılarıyla tanınsa da ünü bunlarla sınırlı değildi. İlk albümü Bonnie Dobson – She's Like a Swallow'u 1961'de çıkardı ve 1972'ye kadar beş albüm daha yayınladı. 1989'da son konserini verdikten sonra kamuoyunun gözü önünden çekildi. Ama Morning Dew şarkısı, Bonnie'nin folk performanslarından Bob Dylan'lı Greenwich Village sahnesine, oradan da rock müziğe doğru yol aldı. Bonnie, 1969'da İngiltere'ye taşındı. 2007 yılına kadar sahnelere geri dönmedi; o yıl, Londra'daki Queen Elizabeth Hall'da düzenlenen Meltdown Festivali'nin The Lost Ladies of Folk konserinde sahne aldı. Ertesi yıl 18 Ocak'ta Bonnie, Paris'te Hrant Dink'in anısına Ohannes Şaşkal ile birlikte düzenlediğimiz, "Le Chiendent (Ayrıkotu)" karikatür sergimizin açılışında şarkı söylemek üzere bizimle birlikteydi.

2013 yılında, A Celebration of Bert Jansch adlı anma konserinde sahneye çıkarak Robert Plant ile düet yaptı. Robert Plant'ın "muhteşem bir müzik parçası" dediği, 2002 Dreamland albümünde daha önce cover'ını yaptığı "Morning Dew (Sabah Çiyi)" parçasını birlikte seslendirdiler.

Geçtiğimiz günlerde John Einarson'un "Sabah çiyinde yürüyüşe çıkar beni: Bonnie Dobson'ın hayatı ve dönemi ile onun unutulmaz şarkısının öyküsü" kitabı yayımlandı. Kitabı bir solukta okudum. Bonnie'den de Londra'ya ilk gelişimde kitabı imzalama sözünü aldım.

Kitap, yalnızca Bonnie'nin biyografisi olarak değil, bir sanat eserinin yaratıcısından daha uzun ömürlü olabileceğini, kültürler arasında dolaşırken anlamının değişebileceğini ve hatta onu yaratan kişiden kopabileceğini inceleyen bir çalışma olarak da ilgi çekici.

Bonnie, Soğuk Savaş atmosferinden ve özellikle de On the Beach filmindeki nükleer kıyamet senaryosundan etkilenerek, 1961 yılında Morning Dew şarkısını yazdı. 1961'de Los Angeles'te arkadaşlarıyla bir gece sohbet ederken, konu nükleer savaş olasılığına ve sonuçlarına gelir. Bonnie, tartışmanın çok korkutucu olduğunu söylüyor: "Sabah kalktım ve şarkıyı yazmaya başladım," diyor. Daha önce hiç şarkı yazmamış ve hatta yazmaya bile kalkışmamıştı… Şarkı, neredeyse herkesin ortadan kaybolduğu bir dünyayla yüz yüze kalan iki insanı hayal ediyor. Kanada Şarkı Yazarları Onur Listesi, bu şarkı hakkında şunları yazıyor: "Morning Dew, hayatta kalan tek kadın ile erkek arasındaki bir diyalog şarkısıdır; kadın naif bir şekilde gerçeği inkar ederken, erkek ise umutsuz bir kıyamet sesidir. Radyasyon, sabah çiyini – dünün hayat veren suyunu – bir yok ediciye dönüştürmüştür. (...) Bonnie Dobson'un hüzünlü, alçalan melodisi, nükleer yağmuru ve insanlığın aşağı doğru sarmalını etkili bir şekilde tasvir ediyor."

Soğuk Savaş döneminde her an başımıza gelebilecek nükleer yok oluş tehdidinden ilham alan bu yürek burkan kıyamet sonrası öykü, akustik folk şarkısından klasik bir hard rock marşına dönüştü. Şarkı, Grateful Dead ve Robert Plant'ın yanı sıra Rod Stewart, Nazareth, Duane ve Gregg Allman, Clannad, Devo, Procol Harum, The National ve pop şarkıcısı Lulu gibi sanatçılar da dahil olmak üzere yaklaşık yüz farklı sanatçı tarafından yorumlandı.

Şarkıyı söyleyen bir başka sanatçı Amerikalı Tim Rose'du. Ancak Tim, şarkının yazarı olarak kendi ismini ekleyerek bir anlamda şarkıyı gasp etti; yıllarca bu şarkı üzerinden para kazandı. Bonnie'nin kendi şarkısını geri kazanması ise 50 yıl sonra gerçekleşti.

1961'de Morning Dew'ün yer aldığı ilk albüm ve 2014'te yeniden yayınlanan Take me for a walk in the Morning Dew albümü - Bonnie Dobson & Her Boys

 Led Zeppelin'in unutulmaz solisti Robert Plant, 2002'de Dreamland albümünde Morning Dew'ü de söyledi. Albümde eser sahibi olarak Bonnie ve Tim yazılmıştı. Kitapta, Bonnie ile karşılaşmasını Robert şöyle anlatıyor: "Kapımın çalındığını hatırlıyorum. Kapıyı açtım ve karşımda bir kadın duruyordu. 'Benim adım Bonnie Dobson,' dedi. 'Morning Dew'ü ben yazdım.'" Bonnie, kitapta Robert'in kapısını çalmasıyla başlayan gelişmeleri şöyle aktarıyor: "Robert benim şarkımı kaydettiğinde, telif hakkıyla ilgili tartışmadan haberi yoktu. Sadece benden bir iki sokak ötede oturuyordu. Ben durumu ona açıkladıktan sonra Robert, telif hakkımın gölgede bırakılmış olduğunu anladı. Bunun bir haksızlık olduğunu fark etti. Bu nedenle durumu düzeltmek istedi. Robert, şarkımın haklarının bana ait olduğunu anlamıştı. Beni o Bert Jansch konserinde tanıştırdığında, bütün çocuklarımı ve Birkbeck College'daki iş arkadaşlarımı davet etmiştim. Onlar beni daha önce hiç sahnede görmemişlerdi. O gece müthiş, büyülü bir geceydi."

8 Aralık 2013'te, Robert Plant Londra Royal Festival Hall'da sahneye 73 yaşındaki Bonnie'yi davet ederken şöyle der: "60'lı yıllarda, Tim Rose ve sanırım Grateful Dead tarafından ölümsüzleştirilen bir şarkıyı söylerdim. Daha sonra 90'larda bu şarkıyı kaydettim. Bir gün kapım çalındı ve kapımda duran bir kadın, "Sen benim şarkımı söylüyorsun," dedi. Bu muhteşem müziğin bu harika kişi tarafından yazıldığını bilmiyordum. Bayanlar ve baylar, karşınızda... Bonnie Dobson!"

1961'de Bonnie, nükleer savaşın ardından dünyanın sonunu hayal ederek yazmıştı Morning Dew şarkısını. Bugün ise Soğuk Savaş yıllarını unutmuş olsak da  şarkıyı dinleyebiliyoruz. Şarkının duygusal dil yapısı hala geçerliliğini koruyor, çünkü altında yatan korku ortadan kalkmadı: Az sayıdaki bazı insanların dünyayı yok etme gücüne sahip olmaları ve çoğunluk insanların, kendilerinin almadığı kararların sonuçları içinde yaşamaya ya da ölmeye terk edilecek olmaları…

Bonnie Dobson'la, Londra, 14 Ekim 2022

Morning Dew ile Bonnie, nükleer yokoluş hakkında asla vaaz vermeden, olayın ardından kalan dünyaya dahil ettiği bize, konunun politik ve varoluşsal anlamını dolaylı olarak aktarıyor. Nükleer bombaların kötülüğünden, hükümetlerin sorumsuzluğundan, savaşın tüm insanlığı yok edebileceğinden, silahlanma yarışına bir son demenin önemli olduğundan hiç söz etmeden dinleyiciye ne olduğunu keşfettiriyor. Fısıldıyor sanki... "Take me for a walk" (Beni yürüyüşe çıkar) ifadesi, bir arkadaşlık isteğidir. Dünya sona ermiş olsa da, temel insan arzusu hala devam ediyordur: Beni yalnız bırakma.

Ve muhtemelen bu yüzden, altmış yıldan fazla bir süre sonra bile olay bize hala ürkütücü geliyor.

En içten hayranlığımla, daima, Bonnie...

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…