Fon skandalı AKP'nin kayığında büyük delik açtı: 'Batıyoruz' sesleri boş yere çıkmadı
Tarihin hiçbir döneminde sırf içten çürümüş olmasından dolayı bir rejim yıkılmadı. Muhalefet, sandığı bekleme pasifliğinden ve iktidarın kendi kendine çökmesini umma konforundan sıyrılmalıdır.
Son dönemde patlak veren devasa fon-borsa vurgunları iktidar bloğuna sanılandan çok daha büyük zarar verdi. Halı altına süpürülmeyecek kadar büyük bir pislik oluşturan skandal her geçen gün kayıkta yeni gedikler açıyor. Kuşkusuz bu tepkinin en önemli nedeni vurgunun ülke ve halkın bütçesini sarsmaya devam etmesi.
Son 10 yıla bakıldığında, AKP içinde akçeli işler nedeniyle tartışma konusu olan siyasilerin çetelesi tutulamaz hale geldi. Fatma Betül Sayan Kaya'dan Hayati Yazıcı'ya, Binali Yıldırım'dan Akın Gürlek'e, Gökçeklerden belediye başkanlarına, bakan yardımcılarına ve bürokratlara kadar çok sayıda AKP'li bu listenin içine girip çıktı. Bazı isimlerle yollar ayrıldı, bazıları kızağa çekildi, bazıları da aktif olarak AKP içinde siyaset yürütmeye devam etti.
Bu tablonun yeni olmadığını da biliyoruz. Eski başbakanlardan Ahmet Davutoğlu'nu adliye kapısına getiren Saray vurgulu haksız zenginleşme imasını tam olarak bu sürecin bir parçası olarak okumakta fayda var.
BİR HİKÂYENİN SONU
AKP iktidarı, özü itibarıyla neoliberalizm ile siyasal İslam'ın emperyalizmin şahitliğinde nikâhlanması olarak özetlenebilir. 2000'li yılların başında küresel sermayenin ve egemen güçlerin tam da aradığı, ideal bileşim buydu. Bir yandan piyasacı vahşi politikaları tıkır tıkır uygulayan, diğer yandan muhafazakâr ve dinî söylemlerle kitleleri konsolide eden bir iktidar modeli. Buna biraz da demokrasi sosu sürüldüğünde alın size Orta Doğu için ılımlı İslamcı yeni bir model.
Ancak bugünün dünyasında hem neoliberal politikalar hem de siyasal İslamcı yönetimler eski durumlarından çok uzakta. Hatta büyük oranda tarihsel bir yenilgiye uğradıklarını söylemek yanlış olmayacak. Dünyanın her yerinde derinleşen işsizlikten devasa boyuta ulaşan barınma krizine kadar neoliberalizmin yarattığı tahribata karşı kitlesel tepkiler yükseliyor. Daha iyi bir yaşam insanlığın en temel talebi haline geldi. Neoliberal politikalar çoktan sanık sandalyesine oturtuldu bile.
Mısır'dan Tunus'a oradan Türkiye'ye tüm Orta Doğu coğrafyasında bir model olarak ortaya çıkan siyasal İslamcı iktidarlar büyük bir çöküş yaşadı. Türkiye dışında kalan ülkeler süratle o yönetimleri terk etti. Bunlardan sadece AKP iktidarı (biraz da muhalefetin desteğiyle) raf ömrünü uzatmayı başardı. Ancak özellikle son yıllarda derinleşen ağır ekonomik krizle birlikte bu durum değişti. Sadece geniş halk kesimleri ve yoksullaşanlar değil, iktidarın çekirdek tabanını oluşturan muhafazakârlar da AKP'den hızla uzaklaşıyor.
AKP'den kopuşu tetikleyen en önemli olgu; halk günden güne yoksullaşırken, Saray ve etrafında kümelenen azınlığın muazzam bir hızla zenginleşmesi oldu. Toplum bu derin tezadı ve adaletsizliği artık iliklerine kadar hissediyor. Neoliberalizmin ve siyasal İslam'ın bu topraklardaki ortak hikâyesi de işte bu tezadın altında kalarak bitiyor.
FAKİRLEŞEN HALK AKP'Yİ BIRAKIYOR
Kamuoyu araştırmaları seçmen tabanında yüzde 30'lara dayanan kararını verememiş bir kitleye işaret ediyor. Fakat iktidar açısından asıl alarm verici olan durum bu kararsız seçmenin ikinci tercihinin ya da adresinin AKP olmaması.
Sürekli derinleşen yoksullaşma, daha önce AKP'nin en güçlü kaleleri sayılan toplumsal kesimlerde ciddi bir çözülmeye yol açıyor. Emekli, esnaf, küçük üretici artık iktidarın sözleri karşısında sağırlaşmış durumda. Yıllarca dinledikleri ve destek verdikleri iktidarın, kendilerini açlık sınırının altında yaşama mahkûm ettiğini biliyor. Bununla birlikte aynı muhafazakâr seçmen AKP içinde yaşanan zenginleşmenin de farkında. İşte bu durum, geniş halk kesimlerinin "Reis" ile arasındaki duygusal ve siyasi bağı koparıyor.
SARAY REJİMİNİN MALİYETİ YÜKSEK
Kamuoyu yoklamaları, parti içinden ve iktidara yakın medyadan yükselmeye başlayan sesler yeni bir durumun başladığını gösteriyor. Defalarca tekrarladığımız gibi AKP'nin kurduğu tek adam rejimi artık toplumsal rıza üretmekte zorlanıyor. Dolayısıyla toplumsal rıza olmadan iktidarda kalmanın ekonomik ve siyasi maliyeti çok daha yüksek oluyor. Halk yoksa geride Saray'a ve partiye sadık bakanlar, bürokratlar, ayrıcalıklı zümreler kalıyor. Üstelik ortak bir inancı ve davası kalmamış, bunların yerini tamamen çıkar ilişkileri almış bir ekiple iktidarda kalma çabası sanıldığından da büyük tavizler gerektirir.
Dolayısıyla, rejimin ayakta kalması için sorumluluk alan, koltukları işgal eden her isim, sunduğu bu "sadakat" hizmetinin karşılığında haksız bir zenginleşme ve nema talep ediyor. Daha da acısı bunu bir hak olarak görüyor. Ortada ülkeyi kendi malı gibi gören, her türlü kaynağına çökme hakkını kendinde bulan, halkın geri kalanını da önemsemeyen bir aymazlar ordusuyla karşı karşıyayız.
GİTMEZSE, SUÇLU MUHALEFET OLUR
Karşımızda içten içe çözülen, iliklerine kadar çürüyen ve toplumsal rızasını tamamen yitirmiş bir iktidar yapısı var. Cumhur İttifakı'nın bir ortağı fonla, faizle, borsayla ve kamu kaynaklarını yağmalayarak zenginleşme çabasındayken, diğeri mesaisinin büyük bölümünü mafya yapılarını barıştırmaya, bu ilişki ağlarını elde tutmaya ayırıyor. Ellerinde baskı aygıtına dönüştürdükleri devlet gücünden ve dış kaynaklı suni desteklerden başka hiçbir şey kalmadı. Yargı sopasıyla, kolluk baskısıyla ve küresel aktörlerin merhametine sığınarak iktidarda kalmak ancak bir yere kadar mümkündür.
Ancak tarihin hiçbir döneminde sırf içten çürümüş olmasından dolayı bir rejim yıkılmadı. Bu noktada tarihsel sorumluluk tamamen muhalefetin omuzlarındadır. Eğer bu kadar açık bir çöküşe, kitlesel yoksullaşmaya ve soygun düzenine rağmen bu iktidar hâlâ koltuğunu koruyabiliyorsa, bunun tek sorumlusu edilgen kalan, iktidarın belirlediği sınırlar içinde siyaset yapan muhalefet olur.
Muhalefet, sandığı bekleme pasifliğinden ve iktidarın kendi kendine çökmesini umma konforundan sıyrılmalıdır. Çare, günden güne yoksullaşan esnafın, emeklinin, gencin ve üreticinin çığlığını sokakta, meydanda, iş yerinde siyasal bir iradeye dönüştürmektedir.
***
SERKAN BAYRAM YALNIZ DEĞİLDİR
Siyasal iktidarın içine battığı bu tablonun en açık teyidi, yine kendi içlerinden yükselen itirazlarda gizli. Üçüncü dönem AKP İstanbul Milletvekilliği yapan Serkan Bayram eski Bakan Kaya'ya "Bir sürü engelli kardeşimizin hakkını elinden aldık. Fatma Betül yesin diye mi? Bir de sosyal politikalara bakıyordu. Bedelini ödesin" diyerek çıkış yaptı. Bu çıkış yeterli gelmedi; ardından fon krizinin ülke ekonomisine 100 milyar dolar zararı olduğunu söyleyerek SPK'nin geçmişte Zehra Taşkesenlioğlu hakkındaki iddiaların üzerine zamanında gitmesi durumunda bugünkü felaket tablosunun yaşanmayacağını savundu.
Bayram'ın sorusuna hemen cevap verelim: Evet, koca ülke ve milyonlarca yurttaş, aralarında Fatma Betül'ün de olduğu bir avuç Saray şürekası ile bürokratın daha da zenginleşmesi için çalışıyor. Çünkü AKP düzeni bu.
Gelelim meselenin devamına. AKP'li Bayram'ın serzenişine ve ona yakın görüşleri savunan gazetecilere yönelik AKP mahallelerinden büyük bir tepki geldi. Deyim yerindeyse trol ordularının saldırısıyla karşılaştılar. Çünkü bu duygunun yaygınlaşması, daha da önemlisi yüksek sesle ifade edilmesi AKP için büyük bir dağılmanın ilamı olur. Çekirdek seçmenden sonra birinci halkada yaşanacak çözülme AKP'nin ilk kez deneyimleyeceği bir gelişme olacak. Bu durum çok uzak değil.
Kaynak: Birgun