İçeriğe geç
  • Dolar 49,1669 ▲ %0,07
  • Euro 55,0108 ▼ %0,59
  • Sterlin 64,9509 ▲ %0,12
  • Gram Altın 6.549,65 ▲ %0,11
  • Çeyrek Altın 10.761,81 • %0,00
  • Gümüş 96,55 ▲ %1,21
  • Bitcoin 4.254.729 ▲ %2,14
  • BIST 100 12.270,18 ▲ %0,17

Politika

Birbirimizi anlamadıkça birbirimizi daha iyi anlayacağız

Hafta sonu Mardin'de "Psychology Kurdi" dergisinin 10. Yılı kapsamında düzenlenen "Toplumsal Adalet ve Ruh Sağlığı" sempozyumundaydık. Ruh Sağlığı alanında çalışan psikiyatrist, psikologların yanı sıra antropolojiden pedagojiye, hukuktan sosyoloji ve gazeteciliğe kadar insan bilimlerinden yirmiye yakın konuşmacı yaklaşık 100 dinleyici bir arada tartışıp söyleştik. 

Kimlik, travma, göç, dil, yas ve adalet ana temalardı. Hemen her konuşma sonrası dinleyiciler de deneyimlerini paylaştılar, aralarda yapılan sohbetler kimi zaman uzadı ve sonraki panelde de devam etti. Sempozyumun ev sahibi olan Psychology Kurdi dergisi 10 yıldır yayınlanıyor. Kürtçe dilinde bir ruh sağlığı disiplini tartışmasını yürütüyor. Derginin yayın kurulu ve sempozyumun ev sahipleri Sidar hoca (Özmen) edebiyatçı, Siyabend (Aslan) ve Samed (Doğan) psikolog.  

Doğal olarak her konuşmanın ucu bir şekilde halen yaşanmakta olan ve bir türlü adlandırılamayan "yeni çözüm süreci", "terörsüz Türkiye", "barış süreci" konusuna da dokundu. Konuşmacılar ve dinleyiciler birbirimizden çok şey öğrendik. Ben de geçen haftalarda bu köşede de yazdığım "matemsiz barış" hakkında konuştum. Barışın adalet olmadan, kayıpların yaslarını, matemlerini tutmadan; herkesin ötekinin acısını, örselenmesini, suçunu ve masumiyetini paylaşmadan kolay olmayacağı; olsa da hep eksik ve yaralı bir barış olacağı konusunda hemfikir olundu. 

Sempozyumda bazı konuşmalar Kürtçe, bazıları Türkçe yapıldı. Konuşmalarını Kürtçe yapan arkadaşların tümü Türkçe biliyorlardı; ama konuşmalarını Türkçe yapmak zorunda olanlar (başta ben) Kürtçe bilmiyorduk. Bu arada Kürt olup, Kürtçe bilmeyen bu yüzden konuşmalarını Türkçe yapanlar da oldu. Sempozyumda ardışık çeviri (teknik nedenler ve bütçe kısıtlılığından) yapılamadı. 

GARİP BİR ÖFKE

Bu dil sorunu ya da karmaşası tam da sempozyumun ruhunu, yapmaya çalıştığını ve Türkiye'deki temel bir sorunu ortaya koymuş oldu. Sempozyum öncesi akşam yemeğinde sevgili Ali Duran Topuz, acıyla karışık bir şaka ile "biz Türkçeyi dayak yiyerek öğrendiğimiz için iyi konuşuruz" diye takılmıştı. Sabah onun Kürtçe konuşmasını, hiçbir şey anlamadan, dinlerken bir duyguya kapıldım. Avrupa ve ABD deki psikiyatri kongrelerine gittiğimde İngilizce sunumları dinlemek bana hiç garip gelmez anlamak için pür dikkat dinlerim. Ama Mardin' de Ali Duran Topuz'u dinlerken içimde doğan garip bir öfkenin farkına vardım;  "Benim ülkemde az önce Türkçe konuştuğum ve bana benzeyen biri nasıl olur da anlamadığım bir dilden konuşur!!!"   

Türkiye'de düzenlenen bir ruh sağlığı toplantısında konuk konuşmacı olarak gelen bir Fransız, sunumu Fransızca yaparken neden rahatsız olmuyordum? Almanya'da katıldığım ve kongre dili İngilizce olan bir toplantı da bile en küçük bir rahatsızlık duymazken, nasıl olur da Mardin'de ana dili Kürtçe olan tanıdığım, sevdiğim biri Kürtçe konuşunca rahatsız oldum? Hissettiğim rahatsızlık üstüne düşündükçe fark ettiğim şu oldu; bütün o Kürt arkadaşlarım, Türkçeyi sonradan ne kadar iyi öğrenmiş olmuş olurlarsa olsunlar, en iyimser ihtimalle benim İngilizce bir toplantıda hissettiğim edilgen uyumlanmayla dinliyorlardı Türkçe konuşmaları. Önemli bir fark daha vardı ama; Kimse beni İngilizce öğreneyim diye dövmedi! Onların düşüncelerini ana dilleri olan Kürtçe ile anlatmalarının beni bir anlığına da olsa rahatsız etmesiydi mesele! Bu coğrafyada bilimsel düşüncelerini bile sonradan öğrendikleri bir dille anlatmalarını bekliyormuşum ben de! Peki ben bu arkadaşlarımla gündelik sohbetlerimi yaparken, dertleşirken, kimi zaman hasta olarak dinlerken aklıma bile getirmemiş miyim ana dillerinde konuşmadıklarını? 

PARADOKS

Bu ülkede anadil hakkının temel insan hakkı olduğunu teorik olarak savunmak ile anadilini konuşamayanın ıstırabını hissetmek arasındaki farkı ben yaşadım ve çok şey öğrendim; en çok da kendimle ilgiliydi öğrendiklerim. Umarım bu yaşayarak öğrenmeyi ülkece deneyimleriz. 

Siyasal elitleri bilmem ve onların umurlarında olduğun da sanmıyorum ama halkların barışması ana dilleriyle konuşabildiklerinde olacak. Paradoks şekilde birbirimizi anlamadıkça birbirimizi daha iyi anlamaya başlayacağız. 

Not: Çeyrek yüzyıl önce iki dönem Kant dersini alma onuruna eriştiğim İoanna Kuçuradi'yi uğurladık. Ahlak, etik, hak, değer, insan hakları ve felsefece düşünmeyi öğrenme çabamda büyük emeği vardı. Yattığı yer incitmesin… 

Kaynak: Birgun

Sıradaki haber yükleniyor…