İçeriğe geç
  • Dolar 49,1891 ▲ %0,07
  • Euro 55,2202 • %0,00
  • Sterlin 65,0418 ▲ %0,13
  • Gram Altın 6.536,13 ▼ %0,08
  • Çeyrek Altın 10.740,95 • %0,00
  • Gümüş 96,22 ▼ %0,32
  • Bitcoin 4.206.409 ▼ %1,20
  • BIST 100 12.443,92 ▲ %1,42

Kültür-Sanat

"Yapay zekâ kârın yeni kısa yolu"

The Cinematic Orchestra'nın kurucusu Jason Swinscoe, hız çağında yavaşlamanın önemine dikkat çekiyor. Yapay zekânın müzikte bir kısa yol olarak kullanılmasını eleştiren Swinscoe, "Bu, kâr elde etmek ve kapitalizm için kullanılan yeni bir araç" diyor.

Tuğçe ÇELİK

Caz, elektronik müzik, klasik müzik ve sinematik anlatıyı bir araya getiren The Cinematic Orchestra İstanbul'da dinleyiciyle buluşacak. Jason Swinscoe tarafından 1999'da kurulan topluluk, 7 Ekim akşamı Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'nde konser verecek.

1999'da yayımlanan Motion'dan bu yana ses ile görüntü arasındaki ilişkiyi üretiminin merkezinde tutan topluluk, Dziga Vertov'un Man with a Movie Camera filmi için hazırladığı müziklerle sinemayla bağını güçlendirdi. To Build a Home ise grubun en geniş dinleyici kitlesine ulaşan çalışmalarından biri oldu.

Bugün Los Angeles, Londra ve Lizbon arasında yeni kuşak müzisyen ve şarkı yazarlarıyla yeni albümü üzerinde çalışan Swinscoe ile müziğinin 25 yılı aşkın dönüşümünü, sinemayla ilişkisini, hız çağında yavaşlamanın önemini, genç kuşaklarla üretmeyi ve yapay zekânın müzik üzerindeki etkisini konuştuk.

The Cinematic Orchestra'nın müziği 25 yılda nasıl değişti?

En başta teknoloji, prodüksiyon ve kültürel değişimler geliyor. Bunları müzikte ve şarkı sözlerinde incelikli bir biçimde yansıtmaya çalıştığımı düşünüyorum. Son yayımladığımız albüm To Believe'dı. Bu albüm, neye inandığımızı ve medyanın bize neye inanmamız gerektiğini söylemesini sorguluyordu. Aynı zamanda günümüzün tartışma ortamında ve kültüründe eleştirel yaklaşımın eksikliğine bakıyordu.

Prodüksiyon ve teknoloji, ilk albümüm Motion'ı 1999'da yayımladığımdan bu yana muazzam ölçüde gelişti. O zaman kullandığımız sampler'ın yalnızca iki ila dört saniyelik örnekleme hafızası vardı. Sınırlar bunlardı ve bu nedenle yaratıcı olmak zorundaydınız.

Bugün geldiğimiz noktada ise imkânlar neredeyse sınırsız. Bunun da çok fazla seçeneğe yol açabileceğini düşünüyorum. Mesele odaklanmak, ne yapmaya çalıştığınızı bilmek ve onun peşinden kararlı ve disiplinli biçimde gitmek. Benim müziğim üzerinde en büyük etkiyi yaratan şey sanırım teknoloji oldu.

Sinema ve görüntü müziğinizi nasıl etkiliyor?

Sinema ve görüntü, The Cinematic Orchestra'nın dili açısından çok önemli. Elbette her albümün bağlı olduğu bir film yok. Örneğin Ma Fleur yazılırken müzik, Londra'daki bir arkadaşımın yazdığı senaryodan ilham aldı.

Senaryo bölümlere ayrılmıştı ve her bölüm albümdeki yedi şarkıdan biriyle ilişkilendirilmişti. Ben parçalar üzerinde çalışırken reklam yönetmeni olan senarist Gavin McGrath, aslında hiçbir zaman çekilmeyecek bir film için bu bölümleri yazıyordu. Bu, müzikte anlatıyı keşfetmenin ve bana ilham vermenin bir yoluydu. Anlatı bazen müziğin nasıl ilerleyeceğini de belirliyordu. Bir anlamda yazma tıkanıklığından çıkmanın yöntemiydi.

Benim geçmişim güzel sanatlara dayanıyor. Fotoğraf, resim, heykel, enstalasyon ve film yapımı eğitimi aldım. Üniversite dışında da bir grupta çalıyordum. Yani hayatım bütünüyle yaratıcı sanatların içindeydi. Üniversiteden ayrıldıktan sonra asıl peşinden gitmek istediğim şeyin müzik olduğunu fark ettim. Benimle en güçlü bağı kuran yaratıcı ifade biçiminin müzik olduğunu hissettim ve yolumu o yönde çizdim.

To Build a Home'un büyük başarısı üzerinizde yaratıcı bir baskı yarattı mı?

To Build a Home, Ma Fleur albümünün bir parçası olarak teslim edildiğinde radyolara bile gönderilmedi. Plak şirketi de şarkının böyle bir başarıya ulaşacağını öngörmemişti. Patrick'le çalışırken ve şarkıyı beş günlük bir süreçte yazarken onun özel olduğunu biliyordum. Gerçekten çok özel bir şarkıydı.

Benim için bu şarkı aynı zamanda dans müziği üzerine bir yorumdu. 2000'lerin ortasında Londra'daki kulüp kültüründe her şey ritim üzerine kuruluydu. Beat'e, breakbeat'e ve ritme yönelik neredeyse tünel görüşüne dönüşmüş bir ilgi vardı. Müzikal türler bile ritim üzerinden tanımlanıyordu. Bundan harika müzikler de çıkıyordu ama o dönemde hem kendime hem başkalarına şunu soruyordum: "Şarkı nereye gitti? Melodi nereye gitti?"

Dolayısıyla To Build a Home bir protesto şarkısı değildi. Daha çok, "Şarkıyı geri getirmek, melodiyi geri getirmek, sözleri yeniden işin içine katmak istiyorum" diyen bir ifadeydi.

Patrick'le doğru zamanda gerçekleşen harika bir buluşmaydı bu. Böyle şeyleri önceden tasarlayamazsınız. Bazen her şey doğru yerde buluştuğunda ortaya sihir çıkıyor. Bu deneyimi Patrick'le paylaşmış olmaktan ve şarkının hâlâ insanlarda karşılık bulmasından büyük gurur duyuyorum. Bunun beni kısıtladığını düşünmüyorum. Aksine kutlanması gereken bir şey. Ama başka bir To Build a Homeyazmayacağım. Çünkü To Build a Home, To Build a Home'dur.

Her şeyin hızla tüketildiği bir dünyada müzikte yavaşlığı korumak zorlaştı mı?

Hayır, bunu sürdürmenin zorlaştığını düşünmüyorum. Tam tersine, şimdi buna gerçekten sahip çıkmanın zamanı.

Her şeyi daha yavaş işlememiz, bilgiyi gerçekten kavrayabileceğimiz bir hızda içselleştirmemiz gerektiğini savunmak gerekiyor. Böyle olduğunda insan deneyimi de daha derinlikli hâle geliyor.

Sosyal medyanın hızlı iletişiminin uzun vadeli etkilerinin ne olacağını henüz bilmiyoruz. Ama yaşamda çeşitliliğe ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Hızın da hayatımızda yeri var; spor, yarış, uçaktan atlamak… Bunların yarattığı bir adrenalin var.

Fakat bu hızlı deneyimleri düşünmeye ayırdığımız zamanla dengelememiz gerekiyor. Beynin bilgiyi işlemesine zaman tanımalıyız. Ancak böyle derinlik ve berraklık oluşabilir ve gerçekten bilinçli, anlamlı adımlar atabiliriz.

Genç müzisyenlerle çalışmak müziğinizi nasıl etkiliyor?

Etkileri son derece olumlu. Çok güzel bir deneyim. Aslında mesele yaş değil, tutum.

Yaşın, zamanın ya da teknolojinin sizi kısıtlamasına izin vermemek gerekiyor. İlham sahibi, benzer düşünen insanları bulmak önemli. Daha çok, "Aynı evrende miyiz?" meselesi. Farklı evrenler ortak bir noktada kesişebiliyorsa, arada ortak bir dil oluşuyor.

Bu biraz arkadaşlık kurmaya benziyor. Bir yakınlık, bir kimya oluşuyor ve zamanla güven inşa ediyorsunuz. Kendinizi açıyorsunuz ve insan olmanın kırılganlığına da açılmış oluyorsunuz. Müzisyenlerle ve vokalistlerle çalışırken benim için önemli olan, müziği yapmaya başlamadan önce bu bağı kurabilmek.

Bir de perspektif meselesi var. Gençlerin, ellili yaşlarındaki bana kıyasla bambaşka bir bakış açısı var. Bu harika. Genç insanlarla birlikte olmak güzel çünkü farklı bir enerjileri var. Daha heyecanlı, daha az kayıtsız ve daha az buruk bir enerji. Her zaman böyle değil elbette ama daha taze bir enerji var. Bunu stüdyoya taşımak çok güzel.

Eski çalışmalarınıza dönmek sizin için nostalji mi?

Yaratıcı açıdan, özellikle performans söz konusu olduğunda, bunu nostalji olarak görmüyorum. Açıkçası kendi kataloğumu neredeyse hiç dinlemiyorum. Ancak geçmişte yaptığım bir parçayı yeni bir proje için yeniden ele almam ya da değerlendirmem gerekiyorsa dönüp dinliyorum.

Nostalji ancak bir dinleyici gibi oturup, "Aa, bu parçayı unutmuşum, şunu da unutmuşum" diye eski işlerimi dinlememle ortaya çıkardı.

∗∗∗

GERÇEK DENEYİMLERİ YOK

Swinscoe, insanın yaptığı müziği yapay zekâdan ayıran temel farkın yaşanmış deneyim olduğunu söylüyor: "Yapay zekâ sonuçta insanların ona verdiği bilgilerle besleniyor. Bunlardan bir algoritma oluşturuyor; bir miktar rastlantısallıkla farklı sonuçlar üretmesine imkân tanınıyor. Ama yapay zekânın gerçek anlamda kültürel, toplumsal ya da duygusal deneyimleri yok. Üç yaşımızdan bugüne taşıdığımız anıları, kokuları, duyduğumuz sesleri, dokunduğumuz şeyleri, yüzmeyi öğrenmeyi, suyun tenimizdeki hissini ya da ilk kez bisiklete binmeyi düşünün.

Benim için ilk kez bisiklete binmek çok büyük bir andı. Destek tekerleklerini çıkarmıştık. Küçük BMX'imle sokakta uçuyordum ve beynimde endorfinlerin patladığını hissediyordum. İnanılmaz bir andı.

Bütün bunlar son derece karmaşık deneyimler ve insanın gelişiminin çok özel dönemlerinde yaşanıyor. Bunların yeniden yaratılabileceğini düşünmüyorum. Elbette modellenebilirler ama gerçek insan deneyiminin yerini tutamazlar.

Yapay zekâyı bilinçli bir varlığa dönüştürmeye çalışmanın muhtemelen yanlış bir kullanım olduğunu düşünüyorum. İnsanların yapay zekâyı kullanarak popüler şarkılar üretmenin kısa yollarını aramasını son derece sıkıcı buluyorum. Herkes bundan çok korkuyor gibi görünüyor.

Bana kalırsa bu, kâr elde etmek ve kapitalizm için kullanılan yeni bir kısa yol, yeni bir araç. Bundan korkmuyorum. Bir yandan komik, diğer yandan üzücü buluyorum. Ama sanırım insanlığa dair de bize bir şeyler gösteriyor."

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…