Yerel operasyona topyekun mücadele
Saray rejimi tarafından hedef alınan belediyeler için ayrı ayrı reaksiyon göstermek yerine, ortak bir demokrasi cephesi oluşturulamaması günün en büyük açmazı. Mesele birkaç koltuk değil, doğrudan halkın iradesi.
Politika Servisi
AKP, 31 Mart 2024 tarihinde yapılan yerel seçimde kaybettiği belediyeleri yargı marifetiyle teker teker geri alıyor. Esenyurt'la başlayan, Beşiktaş'la devam eden süreç artık Mersin, İzmir ve İstanbul gibi kentlerin konuşulduğu yeni bir aşamaya geçti.
Türkiye; geçen hafta Mersin Büyükşehir, Yenişehir ve Mezitli ilçe belediyelerinden, İstanbul'da Eyüp ve Ataşehir hattına uzanan bir operasyon dalgası yaşadı. Artık herkes biliyor ki adli bir soruşturma değil; makro düzeyde bir "siyaset mühendisliği" ile karşı karşıyayız.
Türkiye'de oyunu en çok artıran ve bu bağlamda çok güçlü bir halk desteğini alan (her 3 Mersinliden ikisinin oyuyla seçilen) Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, beş gün gözaltında tutulduktan sonra hakim karşısına çıkarıldı. Seçer, aynı zamanda Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı, CHP'nin en önemli siyasi figürlerinden biri ve potansiyel cumhurbaşkanı adayı. Ancak iktidar, bu isme çok rahat operasyon yapabiliyor. Üsküdar ve Adalar'da yaşananların şimdi de Ataşehir'de yaşanması bekleniyor. Yeni Parti Milletvekili Özgür Karabat, İBB Meclis üyelerinin evlerine savcıların gittiğini ve parti değiştirmeleri konusunda tehdit edildiklerini açıkladı. Karabat, konuyla ilgili savcıları göreve çağırdı.
Senaryo belli: Önce Ekrem İmamoğlu'na siyasi yasak getirilecek, ardından gerçekleşecek meclis seçiminde belediye başkanlığı AKP'ye geçecek. Bu tablonun en kritik halkalarından birini oluşturan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AKP'ye geçeceği yönündeki iddialar gündemdeki yerini koruyor. AKP karşısında mücadele edenlerin merkez üssü İzmir, deyim yerindeyse tek kurşun atılmadan AKP'ye teslim edilecek; hem de içlerinden çıkardıkları bir başkan marifetiyle. Eğer bu olay gerçekleşirse, İzmir halkının bugüne kadar yaşadığı en büyük travmalardan biri olacak.
NEDEN OPERASYON?
2024 yerel seçimlerinde büyükşehirlerin çok büyük bir kısmını kaybeden iktidar bloku, sandık iradesinin kalıcılaşmasının kendi merkezi otoritesi için risk oluşturduğunu gördü. İktidar, yerel yönetimleri ve yöneticileri büyük bir tehdit olarak algılayıp müdahale etti:
Seçimi anlamsız kılmak: Seçmen tercihiyle değiştirilemeyen yerel iktidar dengelerini, adli soruşturmalar, kayyum atama tehditleri veya meclis aritmetiğini değiştirecek transferlerle tersine çevirmek. Mesaj açıktı: "Ne yaparsanız yapın iktidar benim."
Muhalefetin moral kaynağını kurutmak: Türkiye'nin en büyük bütçelerine sahip belediyelerini hedef alarak muhalefetin hem hizmet üretme gücünü kırmak hem de moral üstünlüğünü sarsmak.
Tüm yetkiyi merkeze toplamak: Büyükşehirlerin imkanlarını ve kadrolarını merkezi yönetimin hizasına sokarak, olası erken veya zamanındaki bir genel seçime giden süreçte devlet imkanlarını tek elde toplamak.
Belki de operasyon ve transferlerin en önemli sonucu, toplumun geniş kesimlerinde derin bir umutsuzluk ve çaresizlik duygusu yaratmasıdır. Seçmenin oyuyla gelen başkanların bu şekilde tasfiye edilmesi veya parti değiştirmesi, "oy sandığının anlamını yitirdiği" yönündeki kaygıları güçlendiriyor.
Muhalefetin, iktidarın geneli kapsayan bu hamlelerine sadece olayın geçtiği yerellerde yapılan basın açıklamaları ve karşı yargı hamleleriyle yanıt verme girişimi çok yetersiz kaldı. Bu yetersizlik, toplumsal muhalefetin moralini doğrudan etkiledi.
HİZMET SÖYLEMİ YETMEZ
Transfer olan, olmayan hatta olmayacağını söyleyip kenara çekilen belediye başkanlarının varlığı da mücadelenin etkili olmasında önemli bir rol oynadı. Önce Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, ardından İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay Beştepe'de Erdoğan'la fotoğraf verdi. İkisinin de demeçleri neredeyse aynı kalemden çıkmış gibiydi: "Kendi sorunlarımızı konuştuk, yatırımlar için görüş alışverişinde bulunduk. Önemli olan şehrimize ve halkımıza hizmet vermek."
Bu iki başkanın ve benzer açıklamalar yapan diğer isimlerin durumunu özetleyen bilinen bir söz vardır: "Orman yanıyor, köylüm odunumun parası diyor."
Belediyelere yapılan operasyonlar, transfer teklifleri ve şantajlar bugün rejimin kurmak istediği düzenden bağımsız değildir. Bu hamlelere güçlü bir reaksiyon vermeyen ve sessiz kalmayı "hizmet aşkı" ile açıklayanlar, ya durumu idrak etmekten uzaklar ya da iktidarın karşısına dikilecek cürete sahip değillerdir. Her iki durumda da bırakın yeni koltuklara talip olmayı, işgal ettikleri makamların bile hakkını vermedikleri anlamına gelir. Muhalefet partileri, iktidarın yerel yönetimleri hedef alan sistematik operasyonları ve transfer hamleleri karşısında ne yazık ki bütüncül, proaktif ve sert bir siyasi refleks göstermekte zorlanıyor. Yaşanan krizleri her defasında münferit olaylar gibi ele almak, iktidarın adım adım örmekte olduğu siyaset mühendisliğini ve halk iradesini gasp etme stratejisini boşa çıkarmaya yetmiyor. Mücadelenin sadece adliye koridorlarına ya da geçici basın açıklamalarına sıkıştırılması, toplumsal alanda beklenen kitlesel direncin örülmesini engelliyor. Hedef alınan tüm belediyeler ve siyasi aktörler için ayrı ayrı reaksiyon göstermek yerine, ortak bir demokrasi cephesi çatısı altında hukuki ve siyasi bir kalkan oluşturulamaması en büyük açmazı oluşturuyor. Gündemi iktidarın belirlemesine boyun eğen, proaktif siyaset yerine sürekli savunmada kalan bu dağınık tutum; seçmende güven tazelemesi gerekirken derin bir çaresizlik ve yalnızlık duygusu yaratıyor. Oysa mesele sadece birkaç belediye başkanının koltuğu değil, doğrudan halkın iradesidir; bu iradeyi koruyacak olan da Saray'ın kapılarında medet ummak değil, sokakta, mecliste ve meydanlarda örülecek tavizsiz bir ortak mücadele hattıdır.
∗∗∗
HALKTAN SEÇER'E DESTEK
Mersin'de yürütülen soruşturma kapsamında Türkiye Belediyeler Birliği ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ile iki belediye başkanının da aralarında bulunduğu 59 kişi adliyeye sevk edildi. Adliye önünde toplanan yurttaşlar, Seçer'e destek verdi. Adliye önünde toplanan kitle, "Vahap Başkan", "Geleceği gençler seçer, yarınları Vahap Seçer", "Gençlik burada, başkanının yanında" ve "Vahap Seçer Mersin'in, Mersin bizimdir" sloganlarını attı.
Öte yandan Aralarında Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen'in de bulunduğu, 4 gün önce gözaltına alınan 28 kişi de Ankara Adliyesi'ne sevk edildi. Gözaltına alınan isimlere "suç örgütüne üye olma", "rüşvet alma", "rüşvet verme" ve "ihaleye fesat karıştırma" suçlamaları yöneltilmişti.
Son olarak Ataşehir Belediye Başkan Vekili Murat Güneş'in de aralarında bulunduğu 13 kişi, belediyeye yönelik soruşturma kapsamında emniyetteki işlemlerinin ardından Anadolu Adliyesi'ne sevk edildi.
Kaynak: Birgun